Kaydol
Sembole tıkla aradığın seni bulsun!
Ama öncesinde bize katılman gerekiyor.
Fikri Efsane ve Kehanet Haline Getirmek
Yine aynı duygular içinde, şimdi oturmuş bir sandalyeye pencereden dışarı yağan yağmura bakarken, diğer odadan gelen eşinin ve çocuklarının kendi aralarında oynarken çıkardıkları kahkaha seslerini dinlerken kafasına o soru takılmış, eşim beni beğenmeden benimle evlenmiş olabilir mi? ya çocuklarım? diye düşünmüş. Düşünmüş ama sorular anlamsız cevaplara anlamsız cevaplar sorulara takılıp kalmış öylece ama sokakta, karanlık sokakta, sokak lambasının altında duran bir karaltı dikkatini çekmiş, bu arada dikkatini oraya verdiği anda ne soru ne de dolanıklık halinde ki cevaplar aklında kalmış. Yağmura rağmen daha iyi görebilmek için pencereyi açmış, ileriye doğru uzanmış, gözlerini kısıp, karaltının ne olduğunu anlayabilmek için dikkat kesilmiş. Gördüğünü düşündüğü şey, haydi canım demiş içinden, kendi kendine olacak şey değil? Nasıl yani, kafasını sallamış, gözünü açıp kapamış, haydi canım demiş, yeniden, ama karaltı hala orada duruyormuş, karaltıya doğru seslenmek istemiş, adeta pencereye gelmesini isteyecekmiş ama çoluk çocuğu heyecanlandırmamak için susmuş. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Fikri Efsane ve Kehanet Haline Getirmek
Yine aynı duygular içinde, şimdi oturmuş bir sandalyeye pencereden dışarı yağan yağmura bakarken, diğer odadan gelen eşinin ve çocuklarının kendi aralarında oynarken çıkardıkları kahkaha seslerini dinlerken kafasına o soru takılmış, eşim beni beğenmeden benimle evlenmiş olabilir mi? ya çocuklarım? diye düşünmüş. Düşünmüş ama sorular anlamsız cevaplara anlamsız cevaplar sorulara takılıp kalmış öylece ama sokakta, karanlık sokakta, sokak lambasının altında duran bir karaltı dikkatini çekmiş, bu arada dikkatini oraya verdiği anda ne soru ne de dolanıklık halinde ki cevaplar aklında kalmış. Yağmura rağmen daha iyi görebilmek için pencereyi açmış, ileriye doğru uzanmış, gözlerini kısıp, karaltının ne olduğunu anlayabilmek için dikkat kesilmiş. Gördüğünü düşündüğü şey, haydi canım demiş içinden, kendi kendine olacak şey değil? Nasıl yani, kafasını sallamış, gözünü açıp kapamış, haydi canım demiş, yeniden, ama karaltı hala orada duruyormuş, karaltıya doğru seslenmek istemiş, adeta pencereye gelmesini isteyecekmiş ama çoluk çocuğu heyecanlandırmamak için susmuş. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Kendini Parayla İşaretlemek
Her sabah o günü ister istemez oyun masasına pey olarak o günün zamanını koyarsın. Masadan kazançlı kalkmanın yolu oyunu kazanmaktır yani takas. Verdiğin o günün karşılığında keyif alabilin mi, mutlu oldun mu, bir şeyler öğrendin mi bunlar yoksa o gün kayıptır. Hesap bu kadar basit, diğeri oyalanma kısmı. Basit düşün sır basit düşünmekte ya da tek bir neden için vardır ya da birçok neden için vardır? Ya da değişken nedenler için vardır. Şimdi sana bu değerlerin biri ya da birkaç beraber Neden vardır, konusu için bir teori kur desem ne yaparsın. Bu arada yöntem olarak şuna dikkat et eğer futbol sahasında top oynuyorsan orada futbol kanunları geçerli, voleybol değil. Yani, her paradigmanın kendi kuralları vardır ve dağınık bir şekilde ilgisiz şeyleri bir ay getirirsen bir düzen sağlayamazsın, yani aynı anda hem futbol hem de voleybol oynayamazsın. Bundan dolayı sadece konuya odaklanmalı ve onun paradigması içinde hareket etmelisin. En zor şey yalın düşünmektir. Felsefe, kaosu düzene bağlar, insan etrafında tanımlayamadığı milyonlarca şeyi anlamsızca izler buna Kaos denir. Felsefe de bu Kaosa anlam verir kurala bağlar.. Buna diyalektik deriz. Doğanın diyalektiği, neden çünkü felsefe doğanın bir düzeni olduğunu varsayar. O zaman var olan her şeyin de bu düzenle anlamlı bağını kurar, işte buna teori denir. Varoluşçuluk denen şey de benim sorduğum soruyu sorar. Çünkü şeyleri bir düzene belli bir kanuna bağlamak ister. Bu durumda, eğer bir teori kurmak istersek; Bir şey, sadece tek bir şey için vardır... Bir şey çok şey için vardır. Bir şey nedensiz vardır. Bir şey değişken nedenlere bağlı vardır. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Mahalle Kızı Komşu Kızına Tokadı Neden Attı
Mevcut Olan Doğru Olandır. Başka Bir İhtimal Olmadığı İçin Mevcut Vardır…İnsanlar yaşadıkları hayatın adaletsiz olduğunu ve daha fazlasını hak ettiklerini düşünürler ama bu doğru değildir. Çünkü zaten “şeylerin” enerjilerinin en yüksek şeklini almışlardır. Bu temel bir kâinat yasası olduğu için “Başka türlü olamadığı için öyle olmuştur. Ancak, elbette Korteks irade hesabı böyle değil, şöyle yapar: EĞER… Bana da imkânlar verilseydi ben de YAPARDIM… Bu adaletsizliktir derler. Bu da yanlıştır. Çünkü insanlara imkân ile birlikte imkânsızlık da aynı anda sunulur. Biri olmadan diğeri olmaz. Zengin bir ailenin çocuğu, çeşitli İMKÂNLAR ile doğmuştur ama beraberinde motivasyon eksikliği ve benzeri İMKÂNSIZLIKLAR da beraberinde gelmektedir. Babasından gelen serveti korumak, çoğaltmak gibi ağır bir görevi vardır. Bunun için eğitilmesi gerekir. Oysa babadan hiçbir şeye sahip olmadan doğan bir çocuğun koruyacak ya da çoğaltacak bir şeyi olmadığı için rahattır, bu denklemin dışındadır. Yaparsa kendi yapmış olur. Yapamazsa kimse ondan hesap sormaz. Zaten YAPMA imkânı yoktur. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Melekler Mahallesine Muhtar Aranıyor
“Gölün Dibindeki Balık Neden Nehirde Olmayı Diler? Beyin Gücü, kafesine kapatılmış bir aslan gibidir, kendine yani saf bilince ulaşmak ister. Beyin, tek başına, diğer her şeyden bağımsız bir birim gibidir ve sonradan kendine eklenen, kuşku, korku, endişe, çaresizlik gibi onu durduran, sınırlayan ve gerçek sınırlarına erişmesini engelleyen barikatlardan kurtulmak ister. Bundan dolayı sahibini zorlar, onun rüyalarına girer, hayallerini süsler ve kafesinden çıkartılmasını talep eder. Oysa insan korkaktır, doğduğu günden beri korkmayı öğrenmiştir ve kendi aslanından korkar. Kendi aslanının, kendini parçalamasından korkar. Balık sensin, balık hem gölü hem nehri hem de denizi bilir kendiliğinden, genlerine, kodlarına yazılmıştır bu. Dar gelir sınırları olan göl. Onun istediği bir nehre karışmak ve nehrin sularından akarak denizine, sınırsız okyanusuna karışmaktır. Ama derinlerde, bir yerlerde ona bir tatlı su balığı olduğu ve tuzlu sularda öleceği, kaybolacağı ve yok olacağı söylenir, doğduğu andan itibaren. O sadece kendisine söylenenlere ve sınırlara inanır. Çünkü başka hiçbir göl balığı, ırmaklara karışmaz, deniz sularına ulaşmaz. Ama görmedikleri de vardır. Ağaca tırmanabilen balıkları görebilse, kendinde nehre girecek gücü bulacaktı. İnsan da karşılaşmalardan ibarettir. Bazen seçer, bazen seçilir, çoğu zaman ise rastgeledir her şey. Sana nehirlere ulaşma cesaretini verecek, ağaçlara tırmanan balıkları aramalısın her zaman. O zaman beynin korkuyu yok eder. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Sarhoş Mektubu Neden Okunmaz
Beyin gerçek ile kurguyu ayırt edemez.. İkisini de aynı şekilde algılar. Kurgu yeterli bir şekilde enerji ile yüklenirse beyin onu gerçekmiş gibi algılar ve kurguyu gerçek olarak kabul ettiğinden onun ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretir.Yani sen kendini nerede görürsen ve bu süreci büyük bir resim olarak hayal edersen ve bunu sürekli yaparsan beyin bunu gerçekmiş gibi algılar ve seni oraya götürür. Burada mesele sadece sen değilsin. Senin bağlaşıkların da önemli. Büyük resimde sana baktığımızda, seni kendi bağlaşıkların ve muhtemellerin ile beraber görüyoruz. Başkaları sana baktığında ne görmelidir? Başkalarının ürününüz, sisteminiz ya da şahsınız hakkında ne düşünmesini istiyorsanız işin kolay yanı olan zaten ezoterik sistemin açtığı zihinsel patika üzerinden yürümektir. Bunun için de temel arketiplerden yararlanmak gerekir. Başarısız sistemlerin en temel hatası bu dolaylı gösterim konusunda aktif olmamalarıdır. Oysa dolaylı gösterilenden daha güçlü bir şey yoktur. Tanrı bile işlerini böyle görür. İşaretlenmiş olan üzerinden gittiğiniz zaman yapılması gereken doğru işaretleri vererek yol almaktadır… https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Herkesin Elinde Iskarta Bir Kart Vardır
Sır odur ki, o ancak onu bulmak isteyene kendini açık eder ve o yetişmişlerin malıdır. Sır odur ki, o herkese belli bir miktarda verilir, bazıları onu çoğaltır, bazıları ise azaltır. O öyle bir şeydir ki, azaldıkça çoğalır. Sır, hakikat bilgisinden başka bir şey değildir, eşyanın anlamıdır. Anlam sizin ona yüklediğinizde başka bir şey değildir. Sır bundan gizlidir. Sır, konuştukça azalan, sustukça çoğalan bir deryadır. Sustukça kendi derinliğinize ulaşır ve ona daha yakın olursunuz. Sır, sözcüklere ve isimlere gizlenmiştir, onların mahiyetini anlayan kendi sırlarına da vakıf olur. Mutluluğun sırrı, gücün sırrı ile aynıdır, yani bütün konu zaman faktörünün soyutlanması ile ilgilidir. Soyutlamalara giderek ve hatta soyutlama yapmayı bir yaşam biçimi haline getirerek etrafınızda olan her şeye hükmedebilirsiniz. Yani her şeyin anlamını kaydırmak ve bunları başkalarına yönlendirmek ile başkalarının üzerinde istediğiniz etkiyi bırakabilirsiniz. Bir şeyin kendi hakkın olduğuna kuvvetli bir şekilde inanırsan, o şey kendine doğru tersinir, anlamın akışı bozulur ve anlam gitmekte olduğu yönden anlamlı ve bilinçli bir dönüş yaparak, kendisini isteyenin arzusundan daha güçlü bir arzu olan sizinkine doğru yönelerek, o artık sizin kaderinizin bir parçası olur. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Yeni Ayakkabı Giyebilmek İçin Eskisinden Kurtulmak Gerekli
Hapishanenin duvarlarını oluşturan, bilgi matriks ağlarıdır, kapısını oluşturan ise değer yargıları kilidi ise gözlemde alınan kararlar. Bu denklemin tüm unsurları bir araya gelerek zihnin belirli kalıplar üzerinden hareket etmesine neden olmaktadır. Bir insan herhangi bir konuda düşünmeye başladığı zaman, tuhaf bir olayın içine düşer. Gerçek anlamda Metafizik olmayan hiç kimse, referanslar olmadan düşünmeye başlayamaz yani bir insanın bir gözlem neticesinde düşünmeye başlayabilmesi için bir takım referanslara dayanması gerekmektedir, işte sorun da burada başlar. Gözlemci, gözlemlediği alan üzerinde bilgi tayflarını değerlendirmeye aldığı andan itibaren yani düşünmeye başladığı andan itibaren, orada ki mevcut bilgi gözlemcinin dayandığı referansların rengine bürünmeye başlar. İşte bu model bir kalıp bir gözlemcinin iç ve dış matrikslerde gizlenen ve ancak bir referans alanına bağlanılmadığı zaman ortaya çıkacak ya da gözlemlenmeye tabii olacak bilgi örüntüsünü asla gözlemleyemez hale gelir ama bir gözlemci için bu süreci gözlemden sonra da düzeltebilecek bir potansiyeli bulunmaktadır. Bu sürece zihinsel dönüştürme diyoruz; https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Tanrı Tevekkül Mekanını Neden Yarattı?
Bir şey neden sürekli girişim halindedir? Sebebi prensip olarak sürekli aksak, eksiklik yapısında olduğu içindir. İstikrarsız salınımınız istikrarlı hale gelmeye çalışma çabasından dolayı sürekli bir girişim vardır. Bu böyle olmasa hayat olmazdı zaten. Temel kader kanunlarından biridir bu. Eğer siz bir girişim gerçekleştirerek bir şeye doğru kanalize olmuşsanız, bu sizin eksik tamamlama operasyonunuzdur. Size doğru yapılmış bir girişimde karşı tarafın eksik tamamlama girişiminizdir. Çoğu zaman, sizin o alanı tamamlayacağınızı varsayımı ile hareket ederler ama acı gerçek şudur ki; girişim, etkileşim ve katışım noktasında salınıma girdiği andan itibaren kaçınılmaz olarak refleks başlar ve bu refleks bir yandan salınımdan uzaklaşmak ya da salınımı çerçevelemek amacıyla yapılmaktadır. Bundan dolayı bir girişim olayı bir kişiye girişim sırasında vaatte bulunuyor olsa bile, girişimin neticesinin yeniden eksiklik duygusu ile kendini tamlayacağı kaçınılmazdır. Bunda kimsenin bir suçu yoktur kimse kendini bir girişim konusunda yetersiz hissetmemelidir. Yetersizlik girişimin gerçekleştirdiği salınımdan değil ama salınım sonrası ortaya çıkan yeni enerjinin istikrara kavuşmak için yeniden girişim haline devam etmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Arada ki süreç denilen zaman birimi de, sizin bu girişimde elde edeceğiniz kazançtır, yani yegane kazançtır. Kazancı sağlayan ne sebep ne de sonuçtur? Kazancı sağlayan sürecin kendisinin ürettiği enerji alanında bulunmanın getirdiği değerlerdir. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Süper Kahramanlar Gücünü Nereden Alır?
Zamansızlık mekanına düşmek demek, eşya ile olan ilgili rabıtanın koparılması anlamına gelir, mesela oturmak ama oturduğunu bilmemek, yürümek ama yürüdüğünü bilmemek, Hareketi bilmemek noktasına gelmek demek, zamansızlık mekanına düşmek anlamına gelir. Zamansızlık mekanında, bağlamlar değişir, eşyanın ruhu kendini zamansızlık mekanında açar, bilgi haline gelir, bilgi anlam mekanına düşer ve orada senin çerçevelediğin kadarı ile anlama kavuşur, Artık matrikste ki zamanı kaldırdın dün yapılan şimdi olan yarın olacak zaten olmakta olan olduğu için, zihninde hepsi, , olaylar evrenine düşer ki, bu da Alef katmanlarından biridir. Olaylar evreninde, olay ve mekanları yekpare bir bütün olarak algılanmaya başlar. Olaylar evreninde etkimiz ne yönde olmalı yekpare bütünlük içinde, hareket-anlam ve mekan tek parça olarak akmaya başladığında artık, anlam yükü ile boyanmış olan soyut varlıklar ve bilginin öteki yüzü, bu kez aynaya bakandan, aynadan bakan haline gelirsin ki, bu Alef matriksinin bir başka katmanıdır, kendinin ötekisi oradadır. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Motor Davranışlar Kişinin Karakteridir
Genç dolandırıcı, kabiliyetlerinin üstünlüğü ile övünmek ve kendini kutsamak yani kendini süper zeki dolandırdıklarını da aptal olarak tanımlayıp kendine yarı Tanrı, Titan niteliği vererek işe başlar. Gençtir, kuvvetlidir, beyni de henüz dumura uğramamıştır, dolandırdıkça, bu bilgilerin tamamı, minicik olan suçluluk hissi alanına bağlanarak orayı beslemeye başlar. Bu alan şiştikçe, dolandırıcılık olmayan sıradan alanları da buna bağlamaya başlar. Adam çay içer suçlu hisseder, yemek yer suçlu hisseder, yolda yürür suçlu hisseder, biri selam verir-alır adam suçlu hisseder, evlenir suçlu hisseder, çocuğu doğar suçlu hisseder. Ve bir gün beyin, bu paradoksal alanı düzeltmek zorunda kalır. Önce o kişinin enerjisini korteks alandan çeker ve adam artık yeterince kurnaz ve ikna edici değildir yani eskisi gibi ustaca dolandıramıyordur. Ama adam alışmıştır bir kere, o devam ettikçe beyin artık onu kımıldayamaz hale getirene kadar savaşını sürdürür. “Suçluluk hissi, derin bir histir”,ama temeli ruhun isyanıdır yani vicdan üzerinden beslenen ruh, materyal olan insanın kendi alanını kısıtlamasından dolayı yani kapının önün de ki iki köpekten sadece birisi beslemek gibi. Mekaniği budur; ruhun kişinin kendini suçlu hissetmesine neden olur ama kişi “Metafizik alana” yöneldikçe suçluluk hissi azalır ,biter. Ruh Metafizik ile beslenmeye başladığı andan itibaren bu alan etkisini yitirir ve kişinin beyni bu alanda paradoksal bağlantılar yapmaz. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Her Gölge Kendi Gerçekliğinin Tozlarından Meydana Gelir
Kuantum Bağlanma modeli kainatın gizemli yapı taşı modellerinden biridir, adeta ibret olsun ya da gösterge olsun diye doğa yasalarının içine gizemli bir şekilde gizlenmiş ve Kuantum Mekaniği keşfedilene kadar da anlaşılamamıştır. Her zaman dediğimiz gibi, nasıl ki doğa yasaları kainatın işleyişini yönetir, insan da bu yasalardan bağımsız değildir. İnsanın zihinsel düşünce dünyası ile insanın madde ile yani matriks oluşumlar ile kurduğu bağlar da bu yasalara bağlı olarak meydana gelir, hayatın tanımlanabilir ya da tanımlanamaz bir şekilde gerçekleşen ve insanları hayretler içinde bırakan mucizeler işte bu bant aralığında gerçekleşir. Yani mucize denilen olaylar da yasalara bağlı olarak meydana gelir, Kuantum mekaniği temel yasalarını bir şekilde mucizelerin gerçekleşmesi yasaları şeklinde tanımlayabiliriz, Kuantum bağlanma modellerini anlayabilmek için önce bazı alanları kurcalamamız gerekmektedir. Dualite denilen sebep-sonuç yasalarının geçerli olduğu bir mekanik söz konusudur, bu matriks alanlardan biridir, insana basit gibi gelir ama çok da insanın anladığı bir şey değildir. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Ezoterik Kainat
Ezoterik Kainat nerededir? Bir kuşun kanat çırpışında, bir gülümsemede, bir çocuğun saf bakışında, bir çiçeğin renginde, bir bilgenin kelamındadır…Ezoterik Kainat ile nasıl bağ kurarız? Zihnimizi algılara kapatarak bağ kurarız. Bir çiçeğe bakarken o çiçek hakkında…koparsam..masamda güzel dururdu…sevgilime hediye edeyim…fotoğrafını çekip, paylaşayım…şeklinde geliştirilen düşünceler, ÇİÇEK İLE ALGI halinde yani BİLGİ dolanıklığı içinde olmanız demektir. Sorgusuz, beklentisiz sadece onun güzelliğine HAYRET içinde bakın…Bir anda çiçek size sırlarını ifşa etmeye başlar. Çünkü ZİHNİNİZDE onun için temiz bir sayfa açmışsınızdır. O çiçek ezoterik bilgisi ile oraya bağlanır. Böylece, sizin ön düşünceleriniz ile çiçeğim ezoterik bilgileri kirletilmemiş olur. Bu bağ artık diğer ezoterik hallere açılan bir kapı haline gelir. Her ezoterik karşılaşmada ZİHİN bu bilgi kümesine başvurur, böylece ezoterik bir döngünün içine girersiniz.. Bu her hareket için de böyledir. Bir taş ustasının taşı kesmesini aynı şekilde izlemek, bir adamın balık tutmasını aynı şekilde izlemek.. Bütün bunlar Ezoterik Kainat’a açılan kapılardır. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Bir Şeyi Kendi Arketiplerinin Gömleği İle Giydirmek
Eğer emir verilmiş bir rızkın yerine ulaşmasında, biri bir engel teşkil ediyor ve ölene kadar da engel olmayı değiştirmiyorsa o kişi ölür. sistem sırayla işler. O kişi uyarılır, korkutulur hastalandırır ama hala devam ediyorsa, sistem onu öldürür. Bir Metafizik operatör, durumu gereği, yani anda subliminal alanları gözlemlerken bunları da görür ve kendini “tersinen güce” bağlar yani ona karşı durmaz onunla birlikte salınıma geçer, onun kuyruk suyunda ilerler. Bir Metafizik operatör için subliminal yapı taşları adeta bir okyanusta, sisler arasına gizlenmiş olan adacıklar, adalar, limanlar gibidir. Onlara yaklaşınca, onlara için gözlemci olunca sizin için görünür olurlar. Eğer onların orada olduğunu bilmezseniz asla bir yolculuğa çıkamazsınız. Uzaktan görülmezler sadece belli mesafeden görünür olurlar. Bir subliminal yaratım da aynı bu şekilde gerçekleşir. Bu operatör için limanlar adacıklar, nerede neler varlar bilgisi, matrikslerin, girişimlerin oluşturacağı diğer alanların bilgisini kapsamaktadır. Mesela, alana bırakılan bir kerteriz alanda bir etki eder, katalizör görevi görür. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Askersiz Yapılan Savaşların Mahcup Komutanları
Karartma gecelerini bu süreç olarak tanımlayabiliriz. Modern toplum karatma gecelerini yaşamaktadır ama bizim de yaşamamız gerekmez. O halde Aklın pencerelerini açmakla işe başlayalım. Kapımız çalınıyor, korkuyoruz, endişe içindeyiz. Acaba kim’ Burnumuza çörek kokusu geliyor. Koku tanıdık, endişelerimiz azalıyor. Kapıyı açıyoruz ve komşu çörek getirmiş. Neden acaba’ Bir sokak köpeğine neden birileri düzenli olarak yiyecek veriyorsa, neden birileri kuşlara yem atıyorsa, neden birileri bir yerlerde ağlayan bir çocuğun başını okşayıp ona hep cebinde taşıdığı şekerlerden verip onu sevindiriyorsa, bunun da nedeni budur. Bu hal içinde siz şefkat gösterilmesi gereken bir ağlayan çocuk, aç bir sokak köpeği, yem bekleyen bir kuştan başka biri değilsiniz. Çöreği getiren komşu da aydınlanmış bir beyindir. Sıradan bir insan Aklı “Gündüz Yolcuları” gibi davranır. Çünkü insan psi ile Aklı karşılıklı etkileşim halindedir. Beyin ve psi karşılıklı olarak birbirini “Gündüz” hareket etmeye ikna eder. İnsan Aklı bir yolcu gibi davranır çünkü başka çaresi yoktur. Derin denize itilmiş biri gibi çırpınarak dışarı çıkmaya çalışır. Çünkü sahibi sürekli konumundan daha farklı yere sürüklendiği için beyin de doğal olarak, konumunu değiştirmek ve yeni, farklı algılama süreçleri yaşamak zorundadır. Ama tüm bunları kendi doğal akışı içinde sürdürmek ister yani öngörülen GÜNDÜZ yolcusu gibi. Sıradan bir insanın hayatı boyunca yaptığı bütün davranışlara bakın bu süreci kolaylıkla görürsünüz. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Yarı Tanrının Efsanesi Gılgamış
Gılgamış Destanı, tarihin en eski ve önemli yazılı destanıdır. 12 kil tablet üzerine Akad çivi yazısı ile yazılmıştır. Bu destan, Uruk kralı Gılgamış’ın ölümsüzlüğü aramasının hikaye edilmesi şeklinde vücut bulur. Bu destan da aynı zamanda Nuh Tufanı‘nın daha eski bir bölümü de hikaye edilmektedir. Destan’da Gılgamış, en yakın dostu Enkidu‘nun ölümünden sonra başladığı ölümsüzlüğe ulaşma çabalarının boş bir çaba olduğunu ve Tanrı Enlil’in tavsiyeleriyle, insanın ardında ancak büyük bir isim bırakarak ölümsüzlüğe ulaşabileceğini kabul etmek zorunda kalmıştır.Destana konu edilen kral Gılgamış gerçekten yaşamış ve varolmuş bir tarihi kişiliktir. MÖ. 28.yüzyılda Mezopotamya’da bulunan bir Sümer kenti olan Uruk kentinde doğmuş, yaşamış ve hüküm sürmüştür. Ölümsüzlük bilgisinin ve bilginin peşindeki insanı yücelterek anlatan Gılgamış Destanı, Gılgamış’ın ölümünden bin yıl kadar sonra yazılmıştır ve günümüze kadar gelebilmiştir. Gılgamış Destanı, Akad ve Sümerliler ait olan mitolojilerde geçmektedir ve Gılgamış Destanı 12 tablet üzerine yazılmıştır. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Tanrının Yumruğu Oğuzkağan
Günlerden bir gün, Ay Kağan’ın gözü parladı, doğum sancıları başladı ve bir erkek çocuk doğurdu. Bu çocuğun yüzü gök gibi parlaktı. Ağzı ateş kızılı, gözleri ela, saçları ve kaşları kara idi. Perilerden daha güzeldi. Bu çocuk anasının göğsünden bir defa süt içti, bir daha içmedi. Çiğ et, aş ve şarap istedi. Dile gelmeye başladı. Kırk gün sonra büyüdü, yürüdü, oynadı. Ayağı öküz ayağı gibi (kuvvetli), beli kurt beli gibi (ince), omuzları samur omuzu gibi, göğsü ayı vücudu gibi (kuvvetli) ve bütün vücudu tüylü idi. Yılkı güder, ata biner, av avlardı. Günlerden, gecelerden sonra yiğit (delikanlı) oldu. O çağda, o yerde bir ulu orman vardı. Bu ormanda dereler, gözeler çoktu. Buraya gelen avlar, uçan kuşlar da çoktu. Ormanın içinde bir de büyük bir canavar vardı: Yılkıları, insanları yiyen, çok büyük yaman bir canavar! (metinde gergedan olarak geçiyor). Bu canavar, halkı ağır bir eziyetle ezmiş, sindirmişti. Oğuz Kağan çok cesur yiğitti. Bu canavarı avlamak istedi ve günlerden bir gün ava çıktı. Kargı, yay, ok, kılıç, kalkanla atlandı (ve canavarı bulmak için ormana gitti).(Önce) bir geyik yakaladı. Onu söğüt çubukları ile bir ağaca bağlayarak bırakıp gitti. Sabahleyin tan ağarırken yine geldi. Gördü ki canavar geyiği kapmış.(Oğuz Kağan bu defa) bir ayı yakaladı. Onu, altın kemeri ile ağaca bağladı ve gitti. Ertesi sabah, tan ağaran çağda yine geldi. Gördü ki canavar ayıyı da almış, götürmüş. (Bu defa) o ağacın dibinde kendisi durdu. Canavar gelip, başı ile Oğuz’un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile canavarın başına vurarak onu öldürdü. Kılıçla başını keserek, alıp gitti. Bu destan, adını Türklerin uzun bir zaman tarım yaparak, avlanarak, madencilik yaparak, üreyip, yaşadıkları, sınırları geçit vermez dağlarla kuşatılmış, kutsal bir yer olan Ergenekon’dan almaktadır. Ergenekon Destanı, önce 13. asır Moğol tarihçisi Reşidüddin tarafından kalema alınmıştır. Yazarın, bu eserine Câmi’ü’t-Tevarih, Reşididdin Tarihi de denilmektedir, kitabına kaydettiği bu destan, Fars dilinde kaleme alınmıştır. Yazarın bu destanları halk arasından toplamış ya da Türk-Moğol halk ozanlarından duymuş olması olasıdır. Ergenekon Destanı, daha sonra XVII. yüzyılda, Hıyve Hanı Ebulgazi Bahadır Han tarafından yazılmış mış olan Şecere-i Türk adlı eserde de geçirilmiştir. Ergenekon Destanı’nın en önemli niteliği ve diğer destanlarda göre ayırıcı özelliği, toplumsal bir kahraman üzerinden tamamlanmış oturtulmuş olmasıdır. Destanda adı geçen Kayan, bir kişi değil, ünlü Kayıhanlı kavmidir. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Tanrı Olmak İsteyen Adam BÜYÜK İSKENDER
Sadece 13 yıl içinde o dönemin dünyasının yarısını ele geçirmiş olan İskender Pers ordularını da en güçlü olduğu döneminde savaş alanlarında perişan etmişti. M.Ö 336-323 yılları arasında yaşamış olan bu efsanevi Makedonyalı komutan tarihin en büyük savaş liderlerinden biri olmuştur. İskender’in nasıl bir lider ve komutan olacağı daha ilk gençlik yıllarında belli olmuştu. Cesareti ve akılcılığı ile ilgili anlatılan bir öykü, bir atın ehlileştirilmesi ile ilgilidir. Tarihin en tanınan atlarından olan Busefalus isimli at, et elbette İskender ile birlikte anıldığı için bu ünü yakalamıştır. At, satılmak için İskender’in babası Kral Filip’e getirildiğinde çok sayıda binici atı ehlileştirmek için uğraşmış ama başaramamıştı. Daha genç bir delikanlı olan İskender aklı kullanmış ve atı güneşe çevirmişti. Böylece atın kendi gölgesinden korkmasını engellemiş ve atı sakinleştirmeyi başarmıştı. Kral Filip, oğlunun azgın bir atı ehlileştimesini ve onu kontrolü altına aldığını görünce şunları söylemişti; “Evladım, sen büyük ve hak ettiğin bir krallık kur kendine, çünkü bu Makedon ülkesi sana dar gelecek.” Onun bu sözleri adeta İskender için belirleyici bir kader ve geleceği görmek gibiydi. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Romalı Çılgın Sezar
Bütün tarih otoriteleri tarafından dünyanın en etkili ve önemli siyasi liderlerinden biri olan Julius Sezar, M.Ö 100 yılında doğmuş ve M.Ö 44 yılında ölmüştür. Kendisinden önce bir Cumhuriyet idaresi altında, senato ve parlamenterler ile yönetilen Roma Devleti, onunla birlikte İmparatorluğa dönmüştür. Julius Sezar’ı diğer önemli liderlerden farklı yapan onun aynı zamanda son derece etkileyici ve mükemmel bir hatip olmasının yanı sıra bir yazar olmasıdır. Onun döneminde iktidar neredeyse tek ele geçmiş durumdaydı ve Roma senatosunun artık bir etkisi kalmamıştı. Roma Senatosu içinde bulunan Optimates adında muhalefet gurubunun liderleri Marcus Porcius Cato ve Marcus Calpurnius Bibulus karşısına kendi grubu ile ile çıkan Julius Sezar, Populares adınan siyasi bir oluşum kurmuş ve kendi yönetici kadrosuna , Marcus Licinius Crassus ve Gnaeus Pompeius Magnus’u almıştı. Julius Sezar’ın kurduğu bu siyasi grup Roma’nın bütün siyasi erkini eline almış ve üçlü bir yönetim ile idareye el koymuştu. Bu siyasi yapı gayri resmi bir şekilde Roma Devlet’ni yönetmeyi başarmıştı. Bu dönemde Galya bölgesine kadar giren Roma ordusu, orada durmamış daha da ileriye giderek Atlas Okyanus’a kadar ulaşmayı başararak İngiltere’nin topraklarına girmişti. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Ölümüne Özgürlük SPARTAKÜS
Spartakanlar isimli büyük köle hareketi işte bu ortamda gelişmeye ve yeşermeye başlamıştı. Büyük köle lideri tarafından bu isim kullanılmadan önce, bu isim Boğaziçi’nde yerleşik bir küçük devletin kralı tarafından bu isim kullanılmıştı. M.Ö 7 yüzyılda Asya’dan göç ederek İstanbul’un Boğaz kısmına yerleşmiş olan bu küçük Kimmeryalı krallığın kralının adı da Spartaküs idi. Bu isim antik bir mitolojik olaya bağlanmaktaydı. Bir ejdarhanın dişleri toprağa ekilmiş ve ejderha dişi ile tohumlanmış ve topraktan doğmuş olan savaşçı ve silahlı adamlar “kilen Adamlar” yani (Spartakan) olarak isimlendirilmişti. Spartaküs, Romalı tarihçilerin öne sürdüğüne göre, Romanın vilayetlerinden biri olan Trakya bölgesinden Kuzey doğu Yunanistan bölgesinde, günümüz Bulgaristan coğrafyasına tekabül eden bir yerde M.Ö 46 tarihinde doğmuştu. Bu hikayenin çeşitli nedenlerden dolayı Romalı soylulara taafından uydurulduğu, gerçeğin ise daha çok Spartaküs’ün o bölgede yaşamış bir çoban ya da Makedonya ordusunda bulunmuş bir yardımcı hizmetkar olarak köle yapıldığını öne sürmektedir. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
İlk Destan Manas
Manas Destanı, Kırgız Türkleri’nin ulusal destanıdır. Mani dinini yaşayan Karahitaylar ile Müslüman Karahanlılar arasındaki savaşta Kırgızların durumunu ve Manas isimli yiğidi hikaye eden destan, çeşitli kaynaklardan toparlanmıştır. Destanın tarihi XV. yüzyıldan XII. Yüzyıl dönemlerinden kaynaklanmaktadır.Türkolog Wilhelm Radloff (1837-1918), Manas Destanı konusunda ilk çalışmaları, Kırgızistan’ın Tokmak kentine başlatmıştı. Kentin güney bölgesinde bulunan Sarı Bağış boyuna ait bir Manasçıdan (destanı günümüze kadar kuşaktan kuşağa aktarmış olan sözlü anlatıcılar) 1869 yılında dinlemiş ve yazılı hale getirmiştir. Dönemin insanları arasında bu tür sözlü halk edebiyatı hikayecilerine ırçı veyacomokçu adı verilmiştir.Manas Destanı gerçekte bir kahramanlık destanı özelliği taşımaktadır. Çeşitli kaynaklar destanın üç bölümden oluştuğunu söylemketedir. Manas, oğluSemetey (destanın sadece ikinci bölümünü okuyanlara Semeteyci denir) ve torunu Seytek hakındadır. Bu üçleme hikaye 500.500 dizeden meydana gelmiştir. Manasçı anlatıcılar tarafından genişletilen anlatım ile destanın dize sayısının milyonon üzerinde olduğu söylenmektedir. Bu destan; savaş karışıklıkları sırasında meydana gelenaşk maceraları, şenlikler, düğünler, Şamanizm’in inancının detayları, gelenek, görenekler ile kâhinlerin durumlarını anlatmaktadır. Kırgız Türkleri meydana gelen Manas destanı Kazak-Kırgız kültürünü yüceltmiştir. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Firavunun Yosması KLEOPATRA
Mısır’ın Ptolemy hanedanlığında çok sayıda adı Kleopatra olan prenses olmuştur ama bunların içinde zamana direnen ve adı günümüze kadar gelen tek Kleoptara VII. Kleopatra olarak bilinen bu kitabın konusu olan prenses olmuştur. İskenderiye insanlığın, ilginç ve çekici, rakibi olmayan bir başkent olarak düşünülebilecek şehirdi. Roma, Mısırın bu metropol kentin dünyanın uluslar arası anlamda kullanılan bir askeri gücün alanı yapmıştı. Roma İmparatorluğu, kendi medenileşme işini tamamlamış, neredeyse tüm dünyayı uygarlaştırmaya uzanmıştı. Ama Mısır’ın meseleleri ve Roma gücü, Kleopatra’nın doğduğu dönemlerde artmaktaydı. Kleopatra’nın babası olan Ptolemy Auletes, muhtemelen, kişisel karakter olarak çok maceracı ve düşkün karakterliydi. Hanedanlığın bütün yasalarını çiğniyordu. Ülkeyi yönetmek yerine bütün zamanını ahlaksız bir sefahat hayatında harcıyordu. Onun döneminde Mısır’da müzik şölenleri yapılır ve bu şölenlerde çeşitli müzik yarışmaları yapılırdı. O flüt çalmada usta olmuştu. Ülkenin diğer müzisyenleri ile yarışmaya katılır ve verilen ödülleri kazanmaya çalışırdı. İskenderiye’nin insanları, hükümdarları Ptolem’i sevmezdi. Son derece cimri ve pinti olması da buna etken olmuştu. Doğumunun belirsiz olması nedeni ile hükümdarlık tacını hak etmediği düşünülürdü. Mısır krallığında azledilmemek için Roma’dan dostlar kazanmaya çalışmakta, rüşvet vermekteydi. Herhangi bir tehdit ya da tehlikeli bir durumda kalırsa Roma’dan destek alacağını biliyordu. Roma’ya güveniyordu. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Dünyayı Titreten Moğal CENGİZ HAN
Moğolları’ın bozkır yaşantıları gerçekten de güçlükler içinde geçerdi. Bölgede oldukça sert bir iklim yaşanırdı. Moğolların göçebe kavimler olarak yaşadıkları Sibirya’nın Kuzey taraflarında kış mevsimi çok sert ve bir insanın kolay kolay dayanamayacağı kadar soğuk geçerdi. Bunun yanı sıra, kuzeyinden tersine , güney bölgesinde kalan Gobi Çölü yazları kavurucu sıcak altında Moğolların yaşamlarını daha güç hale getirirdi. Bundan dolayı Moğollar sürekli bir göçebe hayatı yaşamak zorunda kalmaktaydılar. Moğolların yaşadıkları, ev olarak kullandığı yer onların kıldan yapılmış çadırlarından başka bir şey değildi. İklim koşullarının gereği olarak bir bölgeden diğerine gitmek zorunda kalıyorlardı. Onların yurtları Asya bozkırlarıydı. Moğolların yağmacılık ve çapulculuğunun kaynağı olarak bozkır koşulları gösterilmektedir. Sürekli bir yerden, bir yere gitmek ve hareket etmek zorunda olan Moğol kabileleri beraberlerinde fazla yük e yiyecek taşıyamadıkları için yiyecekleri tükendiğinde çevredeki kabilelere saldırarak yağma yapıp yiyecek elde etmeye çalışırdı. Moğolların , Cengiz Han dönemine kadar bir araya gelip, birlikte hareket edememesinin nedenleri arasında kabilelerin sürekli göç etmek zorunda kalmaları bir etken olarak gösterilmektedir. Moğolları’ın bozkır yaşantıları gerçekten de güçlükler içinde geçerdi. Bölgede oldukça sert bir iklim yaşanırdı. Moğolların göçebe kavimler olarak yaşadıkları Sibirya’nın Kuzey taraflarında kış mevsimi çok sert ve bir insanın kolay kolay dayanamayacağı kadar soğuk geçerdi. Bunun yanı sıra, kuzeyinden tersine , güney bölgesinde kalan Gobi Çölü yazları kavurucu sıcak altında Moğolların yaşamlarını daha güç hale getirirdi. Bundan dolayı Moğollar sürekli bir göçebe hayatı yaşamak zorunda kalmaktaydılar. Moğolların yaşadıkları, ev olarak kullandığı yer onların kıldan yapılmış çadırlarından başka bir şey değildi. İklim koşullarının gereği olarak bir bölgeden diğerine gitmek zorunda kalıyorlardı. Onların yurtları Asya bozkırlarıydı. Moğolların yağmacılık ve çapulculuğunun kaynağı olarak bozkır koşulları gösterilmektedir. Sürekli bir yerden, bir yere gitmek ve hareket etmek zorunda olan Moğol kabileleri beraberlerinde fazla yük e yiyecek taşıyamadıkları için yiyecekleri tükendiğinde çevredeki kabilelere saldırarak yağma yapıp yiyecek elde etmeye çalışırdı. Moğolların , Cengiz Han dönemine kadar bir araya gelip, birlikte hareket edememesinin nedenleri arasında kabilelerin sürekli göç etmek zorunda kalmaları bir etken olarak gösterilmektedir. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Amazonlar Savaşçı Kadınlar
Dönem İlkçağlar… Yiğitlik o dönemlerde can almak ile özdeşleştirilmişti. babaerkil kültürün birer sembolleri olan Yunan tanrıları ölümlü kızlara aşık olurlar, ölümlü kızlarla birleşirler. Efsanelerin kahraman erkekleri ülkeler fethetmedktedirler. O dönemlerde ki Atinalı kadınlar düşünceleri sorulmadan evlendirilirlerdi. Kocaları boşadım dedikleri zaman bu Yunanlı kadınlar dul kalırlardı. Yunan ilkçağ dönemi kadınlar yanında yaşlı bir köle bulunmadan sokağa çıkmaları yasaktı. Kadınlar eşinin arkadaşları ile sofraya birlikte oturamazdı. Oy kullanma hakları yoktu. Eğitim görmeleri mümkün değildi. Aynı dönemlerde Anadolu’da yaşamakta olan başka kavimlerin kadınları (Yunan olmayan kavimler), erkekler ile aynı ortamlarda bulunabiliyordu. Birlikte felsefe tartışmalarına girmekle kalmıyor, diğer konularda da söz hakları bulunuyordu. Anadolu kadınlarının spor karşılaşmalarına katılmaları da sağlanmıştı. Tüm bu iddialar ile ilgili çok sayıda belge ve doküman günümüze kadar gelebilmeyi başarmıştır. Çeşitli sanat eserlerinde bu işlerin izlerini görmek mümkündür. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Yin ve Yang
Yin ve Yang Uygur Tıbbı-Yin ve Yang Günümüzde Çin Tıbbı diye geçen kavram aslında Uygur’lardan köken alır. Onun aslı Uygur Tıbbı’dır. Zaman içinde pek çok sosyal-siyasal nedenlerle, günümüzde Uygur tıbbı, Çin tıbbı diye geçer. Aslı Uygur’lardan gelen 5000 yıllık bir bilgi birikimi olduğudur. Ve Uygur Tıbbı, insana evrene bütüncül bakar. Ruh, zihin, beden üzerinden tedavilerini ve sağlığı düzenler. Bu üçlü sistem üzerinden bakış, her zaman doğru yaklaşımdır. Uygur Tıbbı’na göre her şey, YANG ve YİN olarak ayrılır. Dünyamız dualite, zıtlıklar dünyasıdır, Yin ve Yang’da zıtlıkları temsil eder aslında. YANG: - YİN : Ateş - Su Sıcak - Soğuk Huzursuz - Sakin Kuru - Islak Sert, Katı - Yumuşak Uyarabilme - İnhibe etme Çabukluk - Yavaşlık Non-Madde - Madde Değişebilirlik(Transformasyon) - Depolama(Rezervasyon) Aydek Sultan Özdemir
UÇUK VE ASETON KULLANIMI
Uçuk, cilt ve mukozalarda görülen, içi sıvı dolu keselerden oluşan bulaşıcı bir enfeksiyondur. Herpes simplex (HSV) virüsü etkendir. Virüsün 8 tipi vardır, HSV-1, uçuk virüsünün etkenidir. HSV-1 yüz, dudaklar, burun ve ağız içinde içi su dolu kabarcıklar oluşturur. Bu kabarcıklar kısa süre içinde ülserleşir. Ardından yaraların üzeri sulanır, kabuklaşır ve düşer. Sonrasında uçuk yerinde kahverengi bir leke bırakır ve iyileşir. Uçuk enfeksiyonu toplumda çok yaygındır. Uçuk oluşması toplumda dendiği gibi ‘korkmuşum ondan çıktı’ değil de, vücut direncinin düştüğü zamanlarda (yorgunluk, uykusuzluk, alkol alımı, soğuk algınlığı, grip, stres, diğer enfeksiyonlar) oluşur. Bir kez virüs alınınca, uygun ortamı bulunca tekrarlama riski yüksektir. Sık ve yaygın değilse, en geç bir haftada, genel hijyen kurallarına uyarak ve küçük önlemlerle geçer. Uçukta kullanılan ilaçlar (yaygın ve başka hastalıkla beraber değilse) iyileşme süresini kısaltır ve ilk aşamada uygulanırsa, oluşmasını önler. Uçukta kullanılan ‘asiklovir’ gibi antiviral ilaçlar, viral DNA’nın yalancı substratıdır. (Substrat, enzimin üzerinde işlerlik kazandığı moleküldür). Yani antiviral ilaçlarla, virüsün DNA’sı kandırılır ve çoğalması önlenir. Bu ilaçlar virüsün DNA’sına kendi girer, DNA polimerazının yerine geçer (yalancı madde) ve çoğalmasını önler. Aseton, uçukta kullanılabilecek bir yöntemdir. İçeriği dimetil keton’dur. Yakıcı uçucu bir madde olduğu için normal dokuya zarar verebilir. Uçuk enfeksiyonunda bir pamuk üzerine, birkaç damla damlatılarak, o bölgeye kısa süreli tutulursa, virüs kapsid’ini parçalar ve çoğalmasını önler. Uygularken tabi ki kimyasal olduğu için, sağlam dokuya gelmeyecek şekilde ve pamukla bastırıp çekilerek kullanılır. Asiklovir cinsi kremler yerine kullanımı daha ucuz ve pratiktir. Yine uçuk yerine sarımsak sürmek bitkisel bir yöntem olarak önerilir (içeriğindeki antivirallerden dolayı). Yalnız koku faktöründen dolayı tercih edilmeyebilir. Bu nedenle uçukta, bir kimyasal ilaç yerine, aseton kullanmak ucuz ve pratik bir seçenek olabilir. Yazan: Aydek Sultan Özdemir
ÜÇLÜ CANLANDIRMA VURUŞU
Sabah güne güzel başlamak için önerilen, 3'lü canlandırma vuruşu, her sabah yataktan kalkmadan yapabileceğiniz çok keyifli nokta vuruşlarıdır. Üç noktaya yapılan, hafif vuruşlar, genel olarak enerji beden akışınızı düzenler, bağışıklık sisteminizi güçlendirir, metabolizmanızın aktive olmasını sağlar. Zaman içinde rutinde yaptığınız da, genel olarak stresinizi azaltıcı etkiye sahiptir. Sadece birkaç saniyenizi alacak olan, hem kolay, hem keyifli bir uygulamadır. Üçlü canlandırma vuruşunu, her gün yapmayı alışkanlık haline getirmeniz eğlenceli ve beden için yararlı bir sabah ritüelidir. Bu Üçlü vuruşlar, yataktan hemen uyanmanızı ve kalkmanızı sağlar. Her zaman, tam olarak aynı noktalara vuruş yapmak önemli değildir. İki veya üç parmağımızı birlikte kullanarak yapılan vuruşlarla, doğru noktaları bulursunuz. Tam noktaların kendini bulamasanız da, yakınına vurmak bile, aynı olumlu etkiyi yaratır. 3’lü canlandırma vuruşları 1- K–27 noktalarına 2- Timüs noktasına 3- Dalak noktalarına yapılır. 1- K-27 noktaları: Bu nokta aslında Böbrek meridyeninin noktalarıdır. Köprücük kemiğinin hemen alt ve iç kısımlarına yakındır. Her iki yandaki bu noktalara, rahat nefes alıp verirken, iki üç kez bile vuruş yapmak yeterlidir. Parmaklarla vuruş yerine, noktaları hafif ovalayarak masajda yapabilirsiniz. Kaç kez vurduğunuz önemli değil, bir vuruş bile gözünüzü açar ve sizi uyandırır. O kadar etkili noktalardır. Genel olarak 2-3 vuruş, tecrübeme göre yeterlidir. Vuruş sayısını arttırmak keyfinize kalmış artık. Bu nokta böbrek üzerinde uyarıcıdır, bu şundan dolayı önemlidir; Böbrek , Çin tıbbında özün, doğuştan getirdiğimiz yaşam enerjimizin olduğu yerdir. Bu vuruşla, öncelikle doğuştan getirdiğimiz 'yaşam enerjimizi' canlandırırız. Ayrıca genel olarak tüm beden de uyarıcı, enerji arttırıcı önemli bir noktadır. 2- Timüs noktası: Çok bilinen, bağışıklık sistemini güçlendiren bir noktadır. Yukarıda bahsettiğim şekilde ve en az 2-3 defa olmak üzere, istediğiniz kadar vuruş veya masaj yapabilirsiniz bu noktaya. 3- Dalak noktaları: Memenin alt hizasından inerken, her iki kaburga kemiğinin altındadır. Genel olarak bağışıklık sistemini güçlendirici, toksin atımını kolaylaştırıcı, kan yapımını hızlandırıcı bir noktadır. Ve bunları uyguladıktan sonra, canlı ve enerjik bir şekilde güne başlayabilirsiniz. Vuruşların etkisi tecrübeyle sabittir, rahatlıkla tavsiye ederim herkese.. Yazan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
ET PORTAKAL SUYUYLA YENİLİR
Bugün kırmızı et tüketimi sırasında sık yapılan bir yanlışı belirtmek istiyorum. Eğer kırmızı et tüketeceksek, beraberinde C vitamini içeren şeylerle almamız uygundur. Kırmızı et yememizin beden için asıl önemi, protein, vitamin, çinko alımı ve en önemlisi demir alımıdır. Bu durumda madem demir alıyoruz, onun emilimini en üst düzeyde tutmak için beraberinde C vitamini almamız uygundur. C vitamini, demir alımını arttırır. Demir içeren gıda alıyorsak, et gibi, beraberinde portakal veya limon suyu içmek uygun olanıdır. Et yeniyorsa, beraberinde yoğurt veya ayran uygun değildir. Yoğurttaki kalsiyum, demiri bağlayarak emilimini önler. Kısaca özet yaparsak etle ayran veya yoğurt olmaz. Et, portakal veya limon suyu ile beraber tüketilirse uygundur. Yazan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
MERYEM ANA
Bundan sanırım 4 – 5 yıl önceydi benim için çok önemli iki deneyim yaşamıştım veya iki önemli ders belki. O zaman öylesine geçmiştim bu 2 konuyu. Gerçi tam ne olduğunu bilemesem de, bu 2 dersin önemli olduğunu anlamıştım. Birisi şöyleydi.. kafamda bir istek belirmişti ‘haydi bakalım dileğim olacak mı?’ gibisinden, isteğime bir şekil şemal giydirdim. Şu şekilde olacak, şu zaman gibi detaylandırdım. Ve o dediğim anda bunu göremedim. Aynı gün tam bundan umudumu kesmişken veya konuyu zihnimden bırakmışken, istediğim şey benim sınırlı zihnimin çizdiği şekilde değil de, düşündüğümden de güzel bir şekilde oldu. Nasıl şaşırdım ve şunu anladım ‘Sen isteğini kalben iste ve bu isteğin hakkında hayırlı ise, nasıl ne şekildesini yüce akla bırak’. Bunu çok bariz yaşadım ve unuttum sonra tabii. Yani isteyelim ve zihnimizi o işle daha fazla dolandırmayalım, oluru varsa olur zaten. İkinci deneyim ise, yine aynı gezide bir kaç gün sonrasında Meryem Ana’ dan dönerken oldu. İçim dedi ki ‘tamam güzel de ben öyle çok bir şey hissetmedim burada. Meryem Ana’nın olduğu bölgenin enerjisi, kalp bölgesini çok etkiliyor ve açıyor dediler. Oysa ben bir şey hissedemedim. Kalbim kapalı benim herhalde’ dedim ve hissedeyim istedim. Oradan yokuş aşağı inerken şöyle bir şey oldu, arabanın camları açık, yaz günü, camdan hızlıca çok büyük bir şey, uçarak içeri girdi ve tak diye benim tam kalp bölgeme öyle bir vuruş yaptı ki, hani bir sarsıldım önce.. Bana arı gibi geldi ve ne olduğunu anlamadan hızla camdan çıktı. Ben şaşkın yanımdakilere sordum ‘gördünüz mü arıyı’ kimse o büyüklükte arıyı (sanırım arı) görmemişti. Bu bir uyarıydı sanki ‘Kalp işte, istersen açık istersen kapalı olur, oluru sana bağlı’.. Netice gerçekten temiz niyetle istenince ve hakkımızda hayırlıysa ve zamanı tamamsa, oluyor olacak olanlar.. Kalplerimizi ferah tutalım yanii.. Yazan: Aydek Sultan Özdemir http://bendenbanablog.com/2016/01/30/meryem-ana/ Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
BİTKİSEL ÜRÜNLERLE TEDAVİ (FİTOTERAPİ)
Bu akşam sık kullanan bitkilerden ve bitkisel ürünlerden bahsedelim istiyorum; Propolis; arıların çiçeklerden ürettiği ve asıl olarak, kovan yalıtımında kullanılan bir maddedir. Virüslere karşı etkilidir. Bal; cilt üzerinde iltihap, ödemi azaltır, ishale neden olan bakterilerde etkilidir. Sarımsak; antioksidan özelliktedir, tansiyonu düşürür, pıhtılaşmayı önler, antibakteriyel özellikleri vardır, gribe iyi gelir. Ihlamur; solunum yollarını rahatlatır, balgamın atılmasını kolaylaştırır, ateş düşürücüdür, keder duygusunu azaltır, kasları rahatlatır, tansiyonu düşürür. Çörek otu; bağışıklık sistemini güçlendirir, kanser hücrelerine karşı antikor üretiminde destekleyicidir, kolesterol seviyesini düşürür, prostat büyümesinde önerilir. Çörek otu yağı ise saç kepeklenmesine ve dökülmesine iyi gelir. Zencefil; kan şekerini düşürür, sindirimi hızlandırır, mide bulantısına iyi gelir, araç tutmalarında kullanılır. Kronik ağrılara iyi gelir, kan dolaşımını güçlendirir. Ada çayı; antioksidandır, soğuk algınlığına iyi gelir, gargara olarak kullanılır, dişlere iyi gelir. Yeşil çay; önemli bir antioksidandır, kansere karşı etkilidir, kötü huylu kolesterolü düşürür, kan basıncını düşürür, metabolizmayı hızlandırır, dişe iyi gelir, bağışıklığı güçlendirir. Düzenli kullanımında hafızayı güçlendirir. Isırgan otu; sindirim sistemini temizler, idrar yollarını rahatlatır, bağışıklık sistemini güçlendirir, Mesir macunu, iştah açıcıdır, 41 çeşit baharattan oluşur, hormonları hareketlendirir, yorgunluğu giderir, afrodizyak etkilidir. Bitkiler, klasik tedavilerle birlikte destekleyici olarak her zaman kullanılır. Burada aşırıya kaçmamak ve bilinçli kullanmak önemlidir. Rastgele alınan bitkisel tedavilerde en önemli problem karaciğer zehirlenmesidir. Bu ciddi ve sık görülen bir konudur, karaciğer yetmezliklerine giden tablolar oluşabilir. Bitkisel ilaçların tam olarak içeriği, üretim koşulları, standartizasyonu önemlidir, bunlar dikkat edilmesi gereken konulardır. Hindistan kaynaklı bitkisel ürünlerde, mantar saptanmıştır. Asya kaynaklı bitkisel ilaçlarda ağır metal saptanmıştır. Çin kaynaklı bitkisel ilaçlarda, benzodiazepinler ve antienflamatuar ilaçlar saptanmıştır. Yani bitkisel diyerek, tehlikesiz olduklarını düşünmemeliyiz. Her bitkininde yan etkileri olabilir. Isırgan: Karın ağrısı, bulantı ve karaciğer bozukluğuna yol açabilir Sarımsak: Aşırı miktarda tüketildiğinde ve özellikle, komadin kullanılımı varsa kanamaya eğilimi artırabilir Soya: İçeriğindeki isoflavonlar nedeniyle östrojenik hormon etkilerine neden olabilir. Koni çiçeği; Bu üründe karaciğerdeki enzim sistemini etkiler ve karaciğer de yıkılan ilaçların etkinliğini azaltabilir. Ginkgo biloba: Kanamayı artırıcı etki yapabilmektedir. Yeşil çay: Fazla miktarda alındığında bulantı, ishal, uykusuzluk yapabilir Zencefil: Fazla miktarda tüketimi ishal, göğüste yanma ve ağızda tahrişe neden olabilir. Ginseng: Kan şekerini düşürür, bulantı, ishal, uykusuzluk ve kanamaya eğilim yapabilir. Yaban mersini: Kanamaya eğilimi artırabilir Ökse otu: Göğüs ağrısı, tansiyon düşüklüğü, bulantı, anafilaktik şok yapabilir. Sarı kantaron (st.john's wort): Bulantı ve alerjik reaksiyon, ışığa duyarlılığın artmasına neden olabilir. Köpek balığı kıkırdağı: Karaciğer fonksiyonlarında bozulmaya neden olabilir, bulantı, ishal, şeker hastalarında hipoglisemiye neden olabilir. Bitkisel tedavilerde mutlaka, konu hakkında bilgisi olan kişilere danışmak uygundur. Ne kadar yararlı etkileri olan bir bitkide olsa, aşırıya kaçmamak gerekir. Özellikleri kaynağı bilinmeyen ürünler alınmamalıdır. file:///C:/Documents%20and%20Settings/as%C3%B6zdemir/Belgelerim/Downloads/takviye_edici_gida_talimat_FSfg9b_pjjc1X.pdf Bu konuda takviye edici gıdaların işlenmesi, üretimi, piyasaya sürülmesi ile ilgili yönetmelik vardır. Evrensel Tüketici Hakları 2. Maddesi, Sağlık ve Güvenliğin Korunması Hakkı: Tüketicinin tehlikeli ve riskli mal ve hizmetlere karşı korunmasını, tüketiciye sunulan her türlü mal ve hizmetin yaşam ve sağlık açısından tüketicilere zarar vermeyecek kalite ve nitelikte olmasını ifade eder. ALO 174 Gıda Hattı ZEHİR DANIŞMA Bitkisel ürünlerde her zaman üretici firma ismine, içeriğine dikkat edilmeli ve her koşulda aşırı doz ve uzun sürelerle kullanılmamalıdır. Bu konuda donanımlı kişilere danışılmalıdır. Herkesin bildiği ASPİRİN’in içeriği asetilsalisilik asittir. Asetilsalisilik asitin ilk üretimi söğüt ağacı kabuğundan olmuştur. Direk söğüt, bu amaçla kullanılamaz, bir doz ve içerik sırası vardır. Kekik suyu bir dönem zayıflama için çok kullanılan bir bitkisel içerikti ve ciddi pansitopeniye (tüm kan değerlerinin düşüklüğü) neden olduğu anlaşılanca, dikkat edilmesi gerektiği anlaşıldı. Neticede, bitkisel olması, bir şeyin zararsız olduğu anlamına gelmez ve zararsız gibi görülen her şey de belli bir miktardan fazla ve uzun kullanılmamalıdır. Bu konuda bitkisel içeriklerinde, ilaçlar kadar zararlı olabileceğini bilerek bilinçli davranalım. Yazan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
ÇİN TIBBI GENEL BİLGİLER
Çin tıbbında; Hafıza üzerinde etkili organlar; dalak, kalp, böbreklerdir. Kısa süreli hafızadan böbrekler sorumludur. Uzun süreli hafıza ise kalple ilgilidir. İdrar ve gaita kaçırma; Böbrek enerjisiyle ilgili problemlerdir. Organ ve bağ sarkmaları; Dalak enerjisiyle ilgili problemlerdir. Ayaklar soğuk ise; Böbrek yangı eksiktir. El ve ayaklar soğuk ise; Dalak enerjisi eksiktir. Plan yapma; Karaciğer ile ilgilidir, karaciğer plan yapar. Planı uygulatan; Safra kesesidir. İradenin yeri; Böbreklerdir. Yaşam arzusunun yeri; Böbreklerdir. Hayatın temeli, şahsi arzu, hislerin oluşmasında böbrekler önemlidir. Düşüncenin yeri; Dalaktır, düşünce aşırılaşırsa obsesyon, takıntılı düşünceler, evham oluşur. Aklın yeri; Kalptir. Çi (qi) enerjisinin şekillenmiş hali: Kandır. Kan, çi enerjisi ile hareket eder. Bu konularda problem yaşıyorsanız, bu organların enerjisinde bir düzensizlik, bozulma olabilir. Organ enerjisinde problem olması, organın hasta olduğu anlamına gelmez. Bir hastalık önce enerji meridyeninde başlar. Yani önce organın enerji meridyeninde problem oluşur. Problem burada çözülürse organa yansımaz. Uzun süreler, bu şekilde devam edebilir. Bu sınır aşıldığı zaman önce organda geri dönüşlü, ufak problemler oluşur. Yine uzun süre böyle devam edebilir. Bu küçük uyarılar dikkate alınmaz ise, uzun dönemde, o organın hastalığı meydana gelebilir. Yani ayaklarınız soğuksa, illa organ böbrekte hastalık var anlamına gelmez. Enerji meridyeninde sorun olabilir ve organ böbreğin duygusuyla ilgili bir uyarı vardır. Yani aslında, bedenler, çok bilge ve çok sabırlıdır. Israrcı oldukları da doğrudur. Israrcılık, bizim problemi görmemiz içindir. Ruhsal zihinsel anlamda görmeyi istemediğimiz yanlarımız, o organın temsil ettiği duygu ve özellikler üzerinden, organın önce enerji meridyeni üzerinden uyarı verir. Konuyu görmemezlikten gelmeye uzun süre devam edilirse, problem organa yansır. Bu nedenle, organların duygularından ve hastalıkların düşüncedeki nedenlerinden, kendi yorumumla hep bahsediyorum. Bazı yazılarımda bahsettim gerçi ve ilerde yine pratik olarak hangi noktaların masajı, hangi organ ve problem için uygun olur yine bahsedeceğim. İğneleme dengelemesi (akupunktur) yapılmasa bile, en azından o noktaya masaj yaparak rahatlama sağlanabilir. Hangi düşüncelerimiz, zihinsel nedenlerimiz hastalıklara neden oluyor, en önemlisi budur. Zihinsel ve ruhsalda çözülen konu, zaten bedene yansımaz. Bedenden önce bu halledilir. Bu yüzden kendimiz, o konuda düşünmeyi, problemlerimizin nedenlerini bulmayı öğrenmeliyiz. Bunun herkes için ortak bir reçetesi yoktur. Mutlaka genel bilgiden fikir alırız ve bununla birlikte kendimizle ilgili ancak biz derin düşünebiliriz. Netice sağlık veya hastalık her şey bizde başlıyor ve bizde bitiyor, düşüncelerimiz ve niyetlerimiz hayatımızı yönlendiriyor, bunu aklımızda tutalım lütfen. Yazan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
BOĞAZA BİR ŞEY TAKILMASI, BOĞAZ TIKANMASI, BOĞULUYOR OLMA HİSSİ
Bazı insanlarda sıkça olan boğaza bir şey takılması, boğaz tıkanması, boğuluyor gibi olma durumu vardır. Bu kişilerde aslında bedensel olarak boğaz bölgesinde herhangi bir görünür tıbbi problem yoktur. Bununla birlikte, konuşurken veya bir şey yerken boğazlarında bir takılma, hatta bazen boğuluyor gibi olma durumu yaşanır. Bu aslında zihinsel, duygusal nedenle yaşanan bir durumdur. Kişi dışarıdan alması gereken etkilere kendini kapatmak istemektedir. Oysa yaşadığımız sürece çeşitli konularda sürekli dışarıdan etki alırız. Bunu görüp, alıp, kendimize uygun bulmuyorsak bırakırız. Olması gereken süreç budur. Oysa burada kişi gelen etkiyi ilk gördüğü anda, olaya pasif tepki vermektedir. Tabi ki her zaman olmasa da, bazen istemediğimiz bir süreci kabul etmeme olasılığımız olabilir. Bu durumu aktif bir tepkiyle geçirebiliriz veya pasif bir şekilde dışarıdan itiraz etmeden, içimiz istemeyebilir. İsteğimizi, niyetimizi mümkün olduğu kadar açık ifade etmek her zaman en uygun olanıdır. Yapabiliyorsak bunu yapmak gerekir. O zaman ne yapalım, dünya yaşamında bize çeşitli etkiler mutlaka gelir. Bunlara karşı koşullar uygunsa baştan niyetimizi açık söylemeliyiz. Bazen de biz istesek veya istemesek de bazı konuları alıp, onun içinden geçmeliyiz. Geçerken de o konunun bilgisini alıp, konunun kendisini kolayca bir posa gibi bırakabilmeliyiz. Bunu yapabilmemiz içinde en başta yaşam sürecine güven duymamız, korkudan uzak olmamız gerekir. Her yaşanan şeyin amacı sadece bize bir bilgiyi ulaştırmaktır. Bilgisini, bize ne öğrettiğini alırsak, konu zaten değersizleşir, gereksizleşir. Tıpkı bedene alınan gıda ve onun ihtiyaç olan kısmının, bilgisinin alınıp, işe yaramayan posasının atılması gibi. İşte bunu biz de yaşadığımız ve karşılaştığımız olaylarda yapabilmeliyiz. Olduğu kadar bunu yapmak hem sağlığımızı hem hayatımızı kolaylaştıracaktır. Yazan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
"NE YAPIYORLARSA ARTIK YAPMAZLARSA, HAYATIN KOLAYLIĞINI HİSSEDERLER"
İyi akşamlar sevgili hocam; 1-Bir metafizikçi olarak size ilk sorum, ‘Metafizik insan olmak’ ne demektir? HAKİKATİN TECELLİYATI ÜZERİNDEN MATRİKSLENMEK DEMEKTİR. 2-En çok kitabı olan yazarsınız diye biliyorum, 70’e yakın, sanırım 63 kitabınız var. Bu kadar kitap ne kadar zamanda ve ne koşullarda yazıldı? YOKSUNLUK, YOKSULLUK, DİBE VURMUŞLUK, TABUTUNUN ÇİVİSİ TANIDIKLARI TARAFINDAN ÇAKILIRKEN, TANRININ VERDİĞİ EMİRLE YAZILMIŞTIR. 3-Kitaplarınız istediğiniz kitleye ulaşabiliyor mu, yeterince anlaşılabiliyor mu? Değilse neden anlaşılmıyor olabilir? İNSAN MİLLETİNDEN HİÇ HAZETMEM, KİTAPLARIMI OKUMALARI DA UMURUMDA DEĞİL. OKURLARSA KENDİLERİ KAZANIRLAR, OKUMAZLARSA BEN BİR ŞEY KAYBETMEM, BEN ESERLERİMİ GELECEĞE YAZIYORUM. 4- Şimdi Noetika AŞ’nin yöneticisisiniz, bu şirketin amacı, hedefleri nedir? ŞİRKETİ KURMAM TANRININ İSTEĞİ, HEDEFLERİ YOK..TEK BİR AMACI VAR…METAFİZİK BİR HABİTAT OLUŞTURMAK, TANRININ İZNİ VE EMRİ İLE. 5- Kitaplarınız içinde sizin en sevdiğiniz hangisi ve en önemli bulduğunuz cümleniz nedir? Cümle; TANRI DENİZİNİ GERİYE ÇEKSİN, BEN KALEMİ BURAYA YAPACAĞIM.. Kitap; ALEF YOLCULARI.. ÇÜNKÜ İÇİNDE BEN VARIM 6-Okuyucularınız merak ediyor, dağ başında bir mağarada yaşadığınız doğru mu? DOĞRU, BİR MAĞARA İNŞA EDİYORUM.. ZATEN BEN NEREDE YAŞARSAM YAŞAYAYIM ORASI BENİM MAĞARAM OLUR. 7- Viyana’da yaşadığınız yıllarda gazetecilik ve savaş muhabirliği yaptığınızı biliyoruz, savaş muhabirliği yıllarınızdan bizimle paylaşabileceğiniz unutamadığınız bir anı var mı? VİYANA’DA BİR SIRP GİZLİ ÖRGÜT (KARA EL) İLE RÖPORTAJ YAPTIM..ERTESİ GÜN ADAM CİNAYET İŞLEDİ. 8-Sizinle ilgili bir efsanede ‘Mustafa Karnas masaya kendini koyar ve siz o masada kendinizi kaybedersiniz’ diyor, bunun ne demek olduğunu ben bir öğrenciniz olarak biliyorum, bilmeyenler için bu ne demektir? SAMİMİYETİMİN SEMBOLÜNÜ İFADE EDER.. HERKES MASAYA YÜZÜNDE Kİ MASKELERİ KOYAR, ONLAR (maskeler) ZATEN DEĞERSİZDİR, BEN MASAYA KENDİMİ KOYARIM..O KİŞİ YA BENİ KAYBETMEYİ GÖZE ALIR YA DA YOLA GELİR. 9- Bir yazınızda 250 yıl yaşayacağınızı söylemişsiniz, bu nasıl olur? Yine bir efsane midir? ANLAŞMA BÖYLE…GÖREVLERİMİ EKSİKSİZ TAMAMLADIĞIM SÜRECE 250 YILLIK BİR GÖREV SÜREM VAR…54 GİTTİ GERİYE 196 KALDI..BENİMLE OLANLAR DA O KADAR YAŞAMA ŞANSINA SAHİP OLABİLİR. 10- Bazı okurlarınız, konuşma dilinde neden küfür kullandığınızı merak ediyor, ben elçiyim bu soruya. KİMSEYE SAYGI DUYMADIĞIMIZ İÇİN…BEN MASKELERE SAYGI DA SEVGİ DE DUYMAM..YANİ BİRİLERİNİN HAKKIMDA NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜN BİR DEĞERİ YOK BENİM İÇİN. KİMSEYLE İYİ GEÇİNMEYE NİYETİM YOK.. 11-Günümüz insanına hayatlarını kolaylaştırmak için, genel bir öneriniz, sözünüz olur mu? HAYAT ZATEN KOLAY, NE YAPIYORLARSA ARTIK YAPMAZLARSA, HAYATIN KOLAYLIĞINI HİSSEDERLER Çok teşekkür ederim sevgili hocam.. Hazırlayan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
"Kendinizi severseniz aşkta sizi sevecektir asıl anahtar budur."
Bu akşam taşbilimci ve kuantum enerji terapisti sevgili Havvanur İncekara ile beden bölgelerinin genel duygusal ifadeleri ve bu bölgelere uygun yarı değerli taş önerilerini konuşacağız. Hem bedenin her bölgesinin duygusal ifadesini tekrar özetlemiş olacağım ve sevgili Havvanur hanımdan da bu bölgelerle ilgili önerilerini alacağız. Ben bu sohbete hazırlanırken çok keyif aldım, bunun size de yansımasını canı gönülden diliyorum. Sevgili Havvanur hanım; Boğaz bölgemizden başlarsak, bu bölge genel yaratıcı enerjimizi ifade ettiğimiz alandır. Bu alanın endokrin bezi Tirod bezidir ve enerjisel anlamda latif bir alandır. Yaratıcı enerjimizin en doğru ve zarafetle ifade edileceği bölgemizdir. Burada yaşadığımız problemler, bastırılmış ve ifade edilememiş yaratıcılıktan veya ifade şekli aşırılaşmış kabalaşmış yaratıcıktan kaynaklanır. Bu bölgede yaşanan problemlerde hangi taşı, ne şekilde kullanmamız uygun olur, ne önerirsiniz bizlere? Havvanur İncekara: Amber, Dantel akik, Turkuaz, Sugulit, Dumanlı Kuvars boğaz çakrasında kullanılabilir. Bununla birlikte Akuamarin ve ametist taşlarını da tiroid sorununuz yoksa eğer tavsiye edebilirim. Kalp bölgesi, bizim BİR’liği anlayacağımız alandır, sevgiyi, açıklığı doğal olarak öğrenmemizi isteyen bölgedir. Timüs bezi bu bölgenin bezidir. Kalp ve dolaşım sistemi problemlerinde (tansiyon problemlerinde) neler önerirsiniz bizlere? Havvanur İncekara: Kalp kırıklıkları günümüzde en çok yaşanan sorun fiziksel görünmese de daha sonrasında fiziksel bir sorun haline gelebiliritesi yüksek bir durumdur. Öncelikle bu durumlara bir tavsiye de bulunmak istiyorum. Krizokol, krizopras, rodonit ve pembe kuvars taşları kalp çakrasında kullanılmalıdır. Ayrıca kalp hastalıkları için topaz taşı idealdir. Yüksek tansiyon için Sodalit, Dioptas, kalp çakrada kullanılmalıdır. Hipotansiyon için kırmızı taşlar, özellikle de kırmızı akik tavsiye edebilirim. Akciğer alanımız, solunum problemleri bize verme alma dengemizi gösterir. Verdiğimiz miktar ve kalitede, alabileceğimizi öğretir. Akciğer problemlerinde bizlere tavsiyeniz neler olabilir? Havvanur İncekara: Krizokol, Morganit, Kehribar, Mavi Turmalin, iğnecikli kuvars kalp çakra üzerinde kullanılabilir. Sindirim organlarının bulunduğu bölgenin, endokrin bezi Pankreasdır. Bu alanda mide, pankreas, karaciğer, bağırsaklar, dalak vardır. Sindirim organlarını kapsar ve problemlerinde, dışarıdan aldıklarımızı sağlıklı kabul, değerlendirme ve gerekli-gereksiz olanı ayırma ile ilgili konular vardır. Alan biraz geniş aslında, bu bölge ile ilgili genel önerileriniz neler olabilir? Havvanur İncekara: Birden fazla hastalık karşımıza çıkabilir fakat genelleme yaparsak metobolizma için sodalit, amazonit, labradorit, krizokol, kalp çakrada kullanılabilir. Ayrıca sindirim sistemi için solar plexus çakrada sitrin, labradorit, yosun akik kullanmak uygundur. Sindirimin altındaki bölge, böbreklerin, adrenal bezin olduğu alandır. Enerji tıbbında yaratıcılık alanımızdır, endokrin bezi Adrenal (böbrek üstü bezi) bezidir. Bu alandaki problemler sağlıklı yaratıcılığı, irade kullanmayı, dengeli birlikteliği göstermek içindir. Genel olarak böbrek bölgesi problemleri için neler önerirsiniz bizlere? Havvanur İncekara: Peridot, ametist, mavi dantel akik, havlit, pembe kuvars kök çakra ile kullanabilir. Bununla birlikte labradorit, lepidolit solar plexus için etkili olacaktır. Bedenin en alt bölgesi, cinsel enerji alanıdır. Endokrin bezleri kadınlarda Yumurtalıklar, erkeklerde Testislerdir. Bu alan bizim dünyaya tutunmamızı, köklenmemizi, ayaklarımızın yere sağlam basmasını sağlar. Bu bedendeki cinsiyetimizle uyumlu olmamızı ister. Herkes için genelde ciddi problemli bir alandır, kabul edilmeyen, sevgiyle ifade edilmeyen bir alandır. Problemleri çok çeşitlidir ve genel olarak bu bölge için neler önerebilirsiniz? Havvanur İncekara: Bu bölgede kullanacağımız taşlar doğal olarak cinsiyet ayrımına tabi olacaktır. Kadınlar için, aytaşı, kirzokol, pembe kuvars, unakit. Erkekler ise; lal taşı, obsidyen, oniks kullanabilir. Son sorularımız herkesi ilgilendiren 3 konuda olsun isterseniz. Genel bedensel sağlık ve enerji için öneriniz ne olabilir? Havvanur İncekara: Tüm çakralar için kullanılan ametist, turkuvaz, kaplangözü, lal taşı, topaz, akuamarin, akik taşları bulunan kolyeler kullanabilirler. Çakralar için özel hazırlanan kolyeler idealdir. Taşlarda duruma göre değişiklik olabilir. Tiroidi, tansiyon gibi hastalıkları olan birinin buna dikkat etmesi gerekir. Çünkü kullandığınız taş hastalığınızı tetiklemenize neden olmamalıdır. Herkesin isteği bol para kazanmaktır, parayı çekmemizi sağlayacak, taş önerileriniz var mıdır? Havvanur İncekara: Sitrin taşı, lal taşı bu konuda önerilir. Kadim bir bilgidir. Yine ortak bir konu aşk, aşkı çekmek için hangi taş kullanılabilir? Havvanur İncekara: Pembe kuvars, rodonit taşları kolye olarak kullanılabilir. Kendinizi severseniz aşkta sizi sevecektir asıl anahtar budur. Çok teşekkür ediyorum. Rica ederim. Çok keyifli bir sohbet oldu. Hazırlayan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
7 ÇAKRA DEĞİL, DOĞRUSU 7 ENDOKRİN BEZ
Endokrin bezler (iç salgı bezleri); salgı kanalları olmayan, salgılarını direkt kana veya lenf’e veren bezlerdir. Çakra; Sanskritçe kaynaklı bir kelimedir, tekerlek-dönüş anlamına gelir. Hint felsefesinde ve bazı Asya kültürlerinde, metafiziksel veya biyofiziksel enerji bağlantı noktası olarak düşünülmüştür. Hint felsefesinde insanın tepe noktasında pozitif (+) bir akım varken, kuyruksokumunda negatif (-) akım vardır. Bu ikisi arasında dolaşan enerji, yaşam akışını oluşturur. Nefes egzersizleri, yoga duruşları, meditasyonla bu enerji merkezleri en alttan-kök (negatif), en üste-tepe (pozitif) ulaşınca, iki kutup (- ve +) birleştiği için, hazzın mutluluğun en üst noktası oluşur, ermişliğin tanımı aslında budur. Bu enerji bölgeleri uygun sırasıyla uyandırılmazsa, delilik, ruhsal dengesizlik oluşur. İşte bu 7 ana enerji merkezi, bedenimizde aslında, hormon salgılayan bir endokrin beze karşılık gelir. Enerji burada, bu bezlerin hormon salgılamasını uyarır. Bunlar artık bilimsel olarak kanıtlandığı için, eski zamanda kullanılan Çakra kelimesini kullanmanın bir gereği bu çağda yoktur. Onlar bilimsel olarak bilinen ENDOKRİN BEZ alanıdır. 1.Endokrin Bez: (Kök çakra); Böbreküstü bezleri (Adrenal bez) 2.Endokrin Bez: (Sakral- Yaratıcı çakra); Cinsel salgı bezleri (testis ve yumurtalıklar) 3.Endokrin bez: (Göbek çakrası-Solar plexüs); Pankreas bezi 4.Endokrin bez: (Kalp çakrası); Timüs bezi 5.Endokrin bez: (Boğaz çakrası); Tiroit bezi 6.Endokrin bez: (Alın çakrası); Hipofiz bezi 7.Endokrin bez: (Taç çarka); Epifiz bezi Netice cümlesine geliyorum; Neticede o eski çağlarda bilinip, sadece çakra (döngüsel enerji alanı metafiziksel olarak hissedildiği için, tekerlek-çakra) denilen bu enerji alanlarının, artık bilimsel olarak endokrin bez alanları olduğu kanıtlanmıştır. Bu durumda eski kelimeyi kullanmanın, yeni zamanda yeri yoktur. Bu bölgelerin adı ENDOKRİN BEZ alanlarıdır. Bazen bilimsel olarak henüz kanıtlanamamış konular vardır, buna denilecek söz olmaz. Oysa bu kanıtlanmış ve artık bilinen bir konudur. Bu durumda daima bilimsel kelimeyi kullanmak uygundur. Yani onlar 7 ENDOKRİN BEZDİR.. Yazan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
ZONA
Zona; varisella zoster virüsünün neden olduğu bir hastalıktır. Zona geçirenlerde daha önceden geçirilmiş suçiçeği öyküsü vardır. Suçiçeği sonrası, bu virüs, vücut sinir hücrelerine yerleşip, yıllarca sessiz kalır, bir belirti vermez. Bağışıklık sisteminde bir zayıflık olduğu zaman, yerleştiği hücreden ayrılır, sinir bölgesindeki deride enfeksiyona yol açar. Derideki belirtiler genelde 2-4 hafta içinde geçebilir. Zona ve suçiçeği aynı virüs tarafından oluşturulur. Burada şöyle bir özellik vardır. Suçiçeği geçiren kişi, diğerlerine zona bulaştırmaz. Zona olan kişi ise, suçiçeği bulaştırabilir. Buna dikkat etmek gerekir. Konumuz zona olduğu için, zona geçirenlerin, etraflarında çocuk varsa bulaştırmamak için temas etmemesi uygundur. Genelde zona bir kez geçirilince tekrarlamaz, çok ender olarak, yine vücut direncinin düştüğü bir dönemde tekrarlayabilir. Zonanın tıbbi tedavisi ağrı kesici ilaç ve kremler, antiviral ilaçlar, vitaminlerdir, buna girmeyeceğim. Buradan bu hastalığın nedenleri üzerinde konuşmaya devam edelim istiyorum. Zonanın ortaya çıkması için, vücut direncinin düşük olması gerekir. Beden bir şekilde güçsüz düşmüştür. Yani öncelikle, bedenin güçlendirilmesi, dinlendirilmesi gerekir. Zona’da duygu olarak (sinir trasesini tuttuğu için) bir gerginlik, aşırı duyarlılık, korku duygusu vardır. Bu hastalığı geçiren kişi, uzun zamandır olan bir gerginliğin içindedir. Aslında kendini bu ortamdan uzaklaştırması gerekmektedir ve bilinçli akılla bunu yapamaz. Çünkü kafa karışıklığı içindedir. Bedende biriken bu gerginlik, sinir traselerine zona olarak yansır. Sinirler gerilmiştir, kişinin kafası zaten karışık ve gergindir. Neticede belli bir zamandır düşündüğümüz, planlandığımız şeyleri, sakince ve usulca yoluna koymamızın zamanı gelmiştir. Zona aslında bize tekrar zihnimizi düzenlememizi ve rahatlatmamızı söyler. Herkese şifalar diliyorum.. Yazan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
Acı Ve Hüzün Döngüsüne Açık Mektup; ARTIK BU BEDENDE BEN VARIM.
‘Acıdan ve hüzünden beslenen döngüm’ buna artık izin vermiyorum. Neden çünkü, seni görüyorum. Görüyorum ve biliyorum, senin farkındayım. Artık gizli saklı değilsin, görünür ve bilinir olan, artık çözülecek olandır. Bu durumda güç bende, ipler benim elimde, yoklayabilirsin beni ve sonra çeker gidersin. Seninle işim bitti. Ben kendimin farkındayım. Acı ve hüznün ben olmadığını anladım. Artık döngümün buradan geçmeyeceğini biliyorum. Acıdan ve üzüntüden zevk alma ve buradan dopamin sağlamana iznim yok artık. Ya akıllan ya da dopaminsiz kal, yani yaşam enerjin kalmasın. Bitti bu, bunu çok kullandın. Şimdi artık neşe ve huzur zamanı, döngümü buradan kuruyorum. Güzel/yakışıklı olduğumu, akıllı olduğumu, bu vasıflarla aklımı kullanmam gerektiğini biliyorum. Bu özelliklerin, göreceli olduğunu, göreceli olanın, gerçek olmadığını biliyorum. Bu bedende ben varım. Bedenimi idare eden benim, seçen ve seçtiğinden sorumlu olan benim. Bu durumda neşe ve huzur zamanı, buna geçiyorum. Biliyorum eski döngü yoklayabilir, hala enerjim acıya ve hüzne tutunuyor mu diye, orada mıyım diye, bu bir ara aşama, yani geçiş. Yaşam enerjimi hala buradan mı alıyorum diye yoklayabilir. Ve gördüğü sadece ben olurum. Bugünden sonra bu bedenin idarecisi benim ve buradayım, yani bedenimdeyim. Gücümün farkındayım, istediğim şey olabilirim. Bu benim iradem. Akıllı olduğumu güzel/yakışıklı olduğumu, becerikli olduğumu, önce ben biliyorum. Gerisi teferruat zaten, başkaları sadece benim kendimde gördüğümü onaylayabilir. Başkaları ben izin verdiğim kadar var olabilir. Seçimleri yapan benim, ben seçerim. Merkezimde önce ben varım. Merkezim isterse, başka merkezlerle temas içinde olur. İki merkez bir ortak küme oluşturabilir. Ortak küme içinde olabilirim ve merkezimde yine ben olurum. Bu güzel, kendinin farkında olmak, insanlığının bilincinde olmak, döngünü buradan kurmak, artık zaman bunu görme zamanıdır. Yazan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
BAHAR ALLERJİSİ
Bu mevsim alerjilerin yoğunlaştığı bir dönemdir. Çoğu kişi özellikle bahar aylarında daha yoğun alerjik sorunlar yaşar. Nefes almakta zorlanma, burun göz akıntısı, hapşırma, yüzde bedende kızarma, kaşınma, yani her türlü alerji belirtisine karşı, güçlü bir savunma durumu vardır. Savunma olması için, ortamda bir saldırı olması gerekir. Yani alerjik insanlar, bir şeye veya şeylere karşı savunma durumundadır. Çünkü bazı şeylerden korkup, bunların kendilerine saldırdığını düşünüp, onlara karşı savunmada olurlar. Allerjilerde bedende alerjen olan maddelere karşı bir savunma sistemi aktivasyonu vardır. Antijen-antikor oluşumu artmıştır ve kişi kendi bedeninde bir savaş içindedir. Aslında olansa, kişinin bastırdığı kendi saldırganlığının, dışarıdaki şeylere yansımasıdır. İnsan kendi saldırganlık dürtülerini bastırıp görmemezlikten geliyordur. Bu bastırılan, zihinde kabul edilmeyen saldırganlık dürtüleri, bedenin dürüstlüğünden dolayı, zaman içinde bedende kendini gösteriyordur. İnsan korktuğu şeyler karşısında, saldırganlaşır. Bir şeyler bizi korkutuyorsa ona karşı saldırganca tavır alırız. Allerjilerde, hayatın içinde canlı ve aktif şeylere karşı alerji gelişir. Hayvanlar, hayvan tüyleri, çiçek tozları, polenler, ev tozları buna neden olabilir. Bu şeyler ise canlılığın belirtileridir. Aslında hepsi bir anlamda cinsellikle de ilgilidir. Hayvanlar ve hayvan tüyü postu, yumuşak, sokulgandır. Bu iki terim cinselliği çağrıştırır. Yine çiçek tozları polenler, tozlaşma zamanında ortaya çıkar, yani doğanın cinsellik dönemleridir. Allerjen kişi bunlara karşı gizli tepki gösterir. Ev kirleri, tozları da yine bilinçaltı alanda cinselliği çağrıştırır. Kişi bunlara karşı yani doğurganlık, cinsellik, sevgi, temel içgüdülere karşı kendini korumak için, bunları saldırgan görüp, savunma yapmaktadır. Oysa dışarı yansıyan durum ise çok masumdur. Kediye, polenlere alerjim var denir, konu masumca kapanır. Bunların hepsi bilinçsizce yapılır ve kişi veya çevresi bunu anlamaz. Yaşamın kendisine gerçeklerine karşı bir korku, bunu bir saldırı olarak görme ve buna karşı bir savunma durumu vardır. Neticede cümlesine gelelim; Neticede; yaşamın temel alanlarında olan korku, yok sayılır ve bilinçle kabul edilmez. Bilincimizde kabul etmediklerimizi, beden kendinde gösterir ve görünür kılarak, dengelemek ister. Bu konuda pek çok alerji ilacı vardır. Bunlar akut durumda kullanılabilir. Sonrasında ise, bu kişilerin kendilerine soracakları soru ‘sevgiyi içeri alabiliyor muyum, hangi konularda saldırganca hislerim var, neden korkuyorum’ gibi sorular üzerinde düşünmesi ve bunlara çözüm bulması uygun olandır. Yazan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
"Herkes ve her şey sevilmek ve kabul görülmek ister, sevilip kabul edildiğinde olabilecek en iyi halini alır"
Bugün beyazyol’da bir konuğumuz var, FİGEN NAMAL.. Figen hanım üniversitede farklı bir bölümde eğitim almış ve kendi deyimiyle ‘uyumak isteyince uyuyan, gezmek isteyince gezen’ ve ‘sistemin kölesi olmayı seçmeyen, sürüye girmeyen’ bilgilerinizi yazın deyince ‘herkesin yaptığını ben yapmam’ diyen özgün bir insan. Figen hanımın bence en önemli özelliği ise, zaten evrensel olan bilgiyi sunuş şeklinde, yani; sade, basit ve çözüm odaklı. İşte bunlar bence çok kıymetli. Bildiğini, anlaşılır ve yalın sunabilmek. Aslında biz Figen hanımla değişik zamanlarda, farklı konularda sohbetler ettik, bugünkü en son yaptığımız sohbet ve ilerde uygun zamanda onun paylaşımlarını yine sizlere sunmak istiyorum. Çünkü onun yalın ve çözüm odaklı ifadesiyle sunduğu, kıymetli bilgilerin herkese ulaşması gerektiğini düşünüyorum. Kendi adıma tanımaktan çok mutluluk duyduğum bir insan ve özgün bir insan, onu siz de tanıyın istiyorum. 1-Figen hanım iyi akşamlar, öncelikle beyazyol.com okuyucuları için kısaca kendinizden bahseder misiniz? Kimsiniz neler yaparsınız? Ben, benim, kendi halinde biriyim, aslında bahsedecek çok da bir şey yok herkes gibiyim işte. An da ne olursa onu yapıyorum... 2-O kadar güzel bilgileriniz var ki, bir yerden başlayayım sormaya ‘kuantum alanda her şey verdiğimiz anlam kadar’ diyorsunuz. Bu durumda şeylere verdiğimiz anlamları nasıl değiştiririz? Bilgilerime değer verdiğiniz için ben teşekkür ediyorum. Evet hayat verdiğimiz anlamlardan ibarettir, herkes kendi verdiği anlamları hayatında bulur ve yaşar... Mesela yağmurlu bir gündür (olan budur, sadece yağmur) biz buna bakıp ‘’ne berbat bir gün de diyebiliriz, ne romantik bir günde diyebiliriz’’ güne ve olana anlam yükleyen biziz yani, neyi istersek onu seçebiliriz. Bir çiftçi için yağmur harikadır. Kime göre ve neden berbattır, bunu seçersek bunu yaşarız, yani anlamları seçerek değiştirebiliriz. Ya da sadece yağmurlu bir gün deyip, olanı olduğu gibi kabul edebiliriz. 3-Çoğu insanın çocukluğuyla ilgili ciddi travmaları vardır. Bu konuda neler söylersiniz? O çocuk nasıl iyileşir? Çocukluk konusu cidden çok önemli bir alan, bana göre ‘’karar mekanizmasıdır’’. Çocuklukta alınan kararlar tüm hayatı etkiler, geçmiş, şimdi ve gelecek. Ve ben şu an şimdideyim, bu yaştaki bir kadınım ve buradayım. Bir çocuk değilim, ama bir çocuğu ben sanırım ‘’hatıralar’’, o çocuksa bana göre hiç ölmez, kendi aleminde yaşar. Benden sonraki yaşlarım, yani gelecekteki kişide ben değilimdir, o da kendi aleminde hala hazırda yaşar. Ben dediğim kişi ise buradadır. Böyle baktığımızda rezonansı görürüz, geçmiş geleceğe yansır ve bu anda oluşur, yankı gibi ve ben anılarla çocuğa, hayallerle (varsayım) geleceğe gidebilirim. Çocuğun umursadığı iki şey vardır, ‘’sevilmek ve kabul edilmek (onay)’’ bunu otoriteye karşı hayatta kalmak için ister. Otorite kimdir? Genellikle anne babadır, bazen de dede, nine, ağabey, öğretmen vs. olabilir. Örneğin çocuğun travması parayla ilgili olsun, para almıştır ve babası ona kızmıştır. Çocuk hükmü verir; Otoriteye yaranmak ve hayatta kalmak için ‘’hımmm paraya dokunursam babam beni sevmez ve kabul etmez, paraya dokunmamalıyım’’ der. Ve hayatı boyunca parayla ilgili sorunları olur, ya kazanamaz ya da kazansa bile kendisi için harcayamaz. Ve ben, bu anda ki ben, bu hatırayı hatırlarım ve gider o çocuğu ikna ederim ’’evet baban sana paraya dokunduğun için kızdı, ama bu şu an-çocuğun olduğu an- için öyleydi, lütfen bu kararını değiştir’’ derim. “Paraya dokunursam babam beni sever ve kabul eder’’ sözünü ona söyletene kadar uğraşırım. Bu da hayatının tüm alanlarına yansır. Hologramda küçük bir parça değişirse alanın tamamında değişme olur. Biraz uzun bir cevap oldu ama çocukluk önemli bir alandır. Ben: Çok güzel bir cevap oldu, yani kısaca buradaki BEN, geçmişteki çocuk veya gelecekteki halime gidip bir şeyleri basit ve kararlı bir şekilde değiştirebilir. Aslında her şey basit, muhtemelen zihinlerimiz olayları çetrefilli hale getiriyor. Figen Hanım: Evet aynen öyle, bir profesörün basit soruyu çözememesi gibi. 4-Herkes kendinde güçlü olan yönleri nasıl bulur? Ve bunu hayatında nasıl kullanabilir? İnsanın en korktuğu ya da en kızdığı şeyin tam tersi onun en güçlü yönüdür. Neye güçlü bir tepki veriyorsak, aslında olay tam tersidir. Tepkimiz aslında uyarıdır, yanlış bir şeyler var diyordur. Mesela birisi bize ‘’salak’’ dedi ve biz öfkelendik; orada örtülü olan, bizim akıllı olduğumuzdur. O andaki öfkemizi bu şekilde kullanabiliriz. Akıllı olduğumuzu kabul ettiğimiz an, kimse bir daha bize salak demez ve biz gerçektende akıllı oluruz. Bu durumda akıl bizim gücümüz olur ve ne arzuluyorsak ona ‘akılı’ yükleyebiliriz. Örneğin arzumuz zenginlikse ve gücümüz akılsa; ‘zengin olmak akıllıca’ diyebiliriz. Böylece gücümüzü kendimiz için kullanmış oluruz. Ben: Bu çok güzel bir bilgi, her şeyin zıddı ile var olduğu, dualite (ikilik) dünyasında, bir şey zıddı ile mevcuttur. Buna göre şu an kızdığımız şeyin tam tersi bizim gücümüz ve onu kullanabiliriz. 5-Eşya veya mekan bilgisi ile ilgili neler söylersiniz? İstemediğimiz bir mekan veya eşyayı düşünce ile nasıl değiştirebiliriz? Ben her şeyin enerji olduğuna ve her şeyin konuştuğuna inanırım. Onların konuşması insan gibi olmaz tabi, kendi hallerince cevap verirler. İstemediğimiz bir şey, onu severek değiştirilir. Çünkü herkes ve her şey sevilmek ve kabul görmek ister, sevilip kabul edildiğinde olabilecek en iyi halini alır. Bu da onun cevap verme şeklidir. Yani oturduğunuz koltuğu beğenmiyorsanız, onu sevmeyi deneyin. Bir insan gibi sevin, dokunun, okşayın. Bir süre sonra hiç ummadığınız bir şekilde, o eski koltuğun yerine çok sevdiğiniz bir koltuğu alabilirsiniz. Eski gider yenisi gelir, yeter ki uygun bir şekilde eşya ile konuşun. Ben: Bu konuda sizin deneyimleriniz olduğunu biliyorum, çok güzel.. 6-“ yaratma ve yok etme nasıl olur? Anlam yüklersen var olur, verdiğin anlamı çekersen yok olur bu kadar basit” sözünüz hakkında biraz açıklama yapabilir misiniz? Anlam yükleme yine kendinize ait güçlerle olur. Yani bir şeye ya değerlidir dersiniz ya da değersizdir. Değer vermediğiniz hiçbir şey hayatınızda olmaz. 7-İnsan kuantum alanda istekte nasıl bulunmalı? Zamandan ve mekandan özgürleşerek, anda, şimdi burada ‘zaten öyle’ diyerek. Gözüm görmüyor diye yok saymayarak, o an gözünüzün önünde olmayabilir ama kafanızın içinde gözünüzün önündedir, ordadır, vardır, buna sadece kabul vermek. 8- Her şeyin iki kutbu olan bir dünyada yaşıyoruz. Bir sorun yaşadığımızda sorunun diğer kutbuna nasıl geçebiliriz? Seçimle, yani biraz önce güçlü yanlarımızı konuştuğumuz kısımda bahsettiğim gibi, olduğunuz ucu beğenmiyorsanız, diğer ucu seçersiniz. 9-Kadın veya erkek cinsiyetinden memnun olmak konusunda söyleyecekleriniz olur mu? Evet buda hayatın çok çok önemli bir parçası, tıpkı çocukluk gibi, kadın bedenlerinde erkek enerjiler var bu da evlilikleri ve ilişkileri çok etkiliyor ya da tam tersi erkek bedeninde kadın enerjiler. İnsanlar cinsel kimliklerini reddediyorlar. Mesela bir kız çocuğuna anne babası “benim kızım erkek gibidir, ordunun içine girse sağlam çıkar’’ demiştir kiiii tamamen art niyetsiz bir sözdür, çocuk kabul görmek için cinsel kimliğini reddeder, kadındır ama sert tavırları vardır. Bu da büyüdüğünde çeşitli sorunlara yol açar. Eşiyle anlaşamamak ya da pasif bir eşle evli olmak ya da kısır olmak gibi. Kısır olur neden? Çünkü erkekler çocuk doğurmazlar değil mi? Eee bu kız, kadın olursa babası annesi sevmez, işte bu gizli kardır. Yani her şey sevgi ve kabul görmek içindir. 10-Hayatı neşeli ve mutlu yaşamak için önerileriniz var mıdır? Benim yaptığım AN da kalmaktır. Anda kalmak nedir? Her şeyi bilinçli yapmaktır. Mesela elinizi yıkıyorsanız suyu hissedin, yemek yiyorsanız tadı hissedin, yürüyorsanız adımlarınızı fark edin gibi, her ne yapıyorsanız tam olarak orada olun ve onu yapın. Hayatı otomatikten çıkarıp, manuele almak sadece, gerisi zaten gelir. Ben: Figen hanım sizinle sohbet çok keyifliydi ve verdiğiniz değerli bilgiler çok basit, yalın ve sadeydi, işte bu nedenle çok değerli buluyorum. Figen Hanım: Ben de çok teşekkür ederim, saygılar sunuyorum Aydek hanım Hazırlayan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
ACIDAN BESLENMEK
İnsanlara sorunca kimse acı çekmek istemez. Dışarıdan bakınca durum budur, işin aslı ise öyle değildir. İnsanların çoğu acı çekmek ister, çünkü böylece mutlu olurlar. Komik geldiğinin farkındayım ama durum budur. Bu dünya dualite (ikilik) dünyasıdır. Bize o an kötü gelen şeyin karşısında mutlaka bir iyi şey, iyi gördüğümüzle birlikte ise bir kötü görünen şey vardır. Bizim insan zihniyle iyi veya kötü diye yorumladığımız şeyler, aslında sadece olanlardır. Olanlar iyi-kötü değildir, sadece olandır yaşanandır. Bu şekilde bakarsak, her şey farklı görünebilir. Yani sadece olanlar ve yaşananlar vardır. İyi-kötü bizim yorumlarımızdır. Dualite gereği bir şeyin çok ucuna gittiğimizde döngü, diğer yöne kaymak zorundadır. Bu evrensel bir yasadır. Soğuğun en yoğun olduğu an, aslında sıcağın başladığı andır. Bir konuda yoğunluğun en ucuna geldiğimizde, evrensel yasa gereği mecbur diğer uca geçmek zorundayız. Bu kesin ve nettir. Buradan tekrar acı konusuna gelelim; acı çekmek döngüler halinde gelir. Kişi sürekli acı çeker halde değildir. Zaman zaman bu döngüye girer. Bunun nedeni ise bedenin, serotonin- dopamin denilen mutluluk hormonlarının salınmasına olan ihtiyacıdır. Döngü içinde acı duygusu ne kadar yoğun yaşanırsa, buradan diğer uca geçerken mutluluk hormonu salgılama olasılığı o kadar artar. Yani (biliyorum komik görünüyor ve gerçek olan budur) kişi kendine ne kadar yoğun acı çektirirse, döngünün diğer ucunda o kadar rahatlar, mutlu olur. Mecburen, evrensel yasa diğer uca taşır. Diğer uca taşınınca olan ise mutluluk hormonlarının tekrar salınmasıdır. Yani serotonin, dopamin tekrar salınır. Böylece bu hormonlar salınınca kişi rahatlar ve gevşer. Bu bilimsel bir durumdur. Bu hormonların düzgün salınması, kişide mutluluk duygusunu oluşturur. Aslında serotonin, dopamin bedende keyif alınan, ödül ve zevk olarak algılanan durumlarda döngüsel olarak salınabilir veya döngü dışında bireysel olarak keyif halini koruyarak salgılanabilir. Acıdan beslenme durumunda olan ise şudur; kişi normal döngüler içinde bedenin ihtiyacı olan bu mutluluk hormonlarını salgılayamıyorsa, yolu farkında olmadan tersine çevirir. Çünkü bir şekilde bedenin huzura ermesi için bu hormonlara ihtiyacı vardır. Normal yolu kullanamayan kişiler, zaman zaman veya bazı insanlar ise sürekli bu acıdan beslenme döngüsüyle, hormon salınımını sağlar. İşte burası uyanık olmamız, fark etmemiz, acı döngüsünü görmemiz gereken yerdir. Ne yaşamış olursak olalım acıya tutunduğumuz, döngüsel olarak bunu yarattığımız durumları fark etmemiz gerekir. Bu acı döngüsünün tek nedeni, bedenin mutluluk hormonlarına olan fizyolojik ihtiyacıdır. Bu durumda bunu öncelikle görelim, sonra bedenimizde keyifte ve mutlu olmamızı sağlayacak faaliyetler içinde olmayı tercih edelim. Bu bir aşamadır, zaman içinde, dikkatli olursak (acıdan sağlanan döngü habire zorlasa bile) irade göstererek, bu hormonların fizyolojik olarak normal yollardan salınmasını öğrenebiliriz. Bu tamamen bizim acı döngüsüne karşı farkındalığımız ve irade göstermemizle ilgilidir. O zaman bunu kendimize yapmayalım, mutluluk hormonlarının salınımını uygun yollarla sağlamayı öğrenelim, neden çünkü, her acı döngüsü içinde yaşanırken (diğer uca geçmeden önceki dönemde) salınan steroidler nedeniyle fiziksel bedeni yıpratır, yaşlandırır, zorlar. Neticede bedenlerin tek istediği mutlu olmamızdır. Biz ters döngüyü veya yolları kullansak da, bizi yine mutluluğa ulaştırır. Bunu ne kadar sağlıklı yollardan sağlarsak, bedenimiz için o kadar uygun olur. Herkese mutlu bir yaşam diliyorum. Yazan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
"Mutlu bir birlikteliğin sırrı bağımlı olmadan bağlı olmaktır"
Bu akşam beyazyol’un konuğu çok sevgili İMRAN KIRIK hanım. İmran hanım Yaşam ve Spritüel koç, kendisi alternatif terapi yöntemleri, EFT ve biyoenerji konusunda uzman, yani çok yönlü bir terapist. Bu özelliklerinin dışında şahsen tanıdığım için çok mutlu olduğum, her ne kadar bir espriden başlasa da ‘Ruh İkizim’ dediğim bir insan. Cesur, olduğu gibi, samimi, çözüm odaklı, son derece doğal, sık sık gülen ve gülüşlerinin sonunu ‘Ayy ilahii’ diye bağlayan güzel bir insan. İmran hanımı ilk gördüğümde aklımda kalan, onun derin bakan gözleri oldu. Öyle ki bu gözler, sizin söylediklerinizin dışında, söylemediklerinizi de görebilecek gibiydi. Neticede yine çok sevdiğim bir terapistle sizler için konuşacağım bu akşam; 1-Sevgili İmran hanım iyi akşamlar, öncelikle beyazyol okuyucuları için kısaca kendinizden bahseder misiniz? Asıl olarak çalıştığınız konular ve yöntemler nelerdir? Bu konularda yeteneğiniz olduğunu nasıl anladınız? İyi Akşamlar, evli, iki çocuk annesi, bir sürü çiçek, böcek ve hayvanla yaşayan, doğaya ve verdiklerine aşık, kendine münhasır sıradan bir insanım. Çalıştığım konular genellikle enerji ve farkındalık üstüne. Kimseye bağımlı olmadan, zaman içinde tecrübe edinip, üstüne kattığım özgün çalışmalar yapıyorum. Bu konuda yeteneğimin olduğunu ben anlamadım, valla başkaları anlattı. Derler ya el elin aynası diye. Hayatım hep bu minval üzerine kuruluydu. Katalizör bir yanım vardı yani. Son günlerin önemli kelimesi "fıtrat" la gelen bir şey. Bana sadece eğitimlere katılarak belgeler ve sertifikalar almak kaldı. Sosyal öğretide bunlar, yani kağıt parçaları önemli biliyorsun. Oysa bu yetenekler sizde yoksa kağıt parçaları size bir şey vermiyor. Eğitim önemli, çizilmiş yolunuza ışık veriyor. Önemli olan ışığın üstüne ışık koyup kendi güneşinizi yaratmak. Hocalarıma teşekkür ederim ayrıca. 2-Yaşam koçluğu son yıllarda duymaya başladığımız bir kavram, Yaşam koçu nedir, ne yapar, insanlar size ne zaman başvurmalıdır? Yaşam koçu, farkındalık yaratandır. Kendi farkındalığını yakalamadan iyi bir dinleyici ve empat olmadan yaşam koçu olunmaz. Yaşam koçu, kişideki mevcut kaynakları ortaya çıkarıp motivasyon sağlayan, güven oluşturan, etkili dinleyen, farkındalık yaratıp kişinin geleceğini doğru sorularla şekillendiren kişidir. 3-Terapilerde, sizin ve danışanın sorumlulukları nelerdir? Gizlilik ve karşılıklı güven önemlidir, bu karşılıklı sorumluluğumuzdur. 4-EFT tekniğini ne tür durumlarda terapinize ekliyorsunuz? EFT Tekniğini yaşam koçluğu yaptığım müşterilerim içinde, tek başına uyguladığım müşterilerim de var. Danışan demiyorum, akıl veren gibi bir pozisyon oluşmasın, ne haddimize. Herkes tam ve bütündür, bazen insanların altından kalkamadığı duygu yoğunlukları olabilir. Fobiler ve nedensiz hastalıklar da bunlara dahildir. EFT; akupuntur vuruş noktalarını uyararak, mevcut hali kabul edip, sonrasında bilinçaltına yerleşmiş yoğun duyguyu iptal etme tekniğidir. Yaşam koçluğu yaptığım müşterilerimde bu yoğunlaşmış duyguyu gözlemlersem, uygulama yapıyorum. 5-Hacamat uygulayıcısısınız, normal kan bağışından bu terapinin ne gibi farkları vardır? Hangi durumlarda önerdiğiniz bir tedavidir? Hacamat normal kan bağışından tabii ki çok farklı, çünkü hacamat da kılcal damarlardan kan alınır. Vücutta biriken toksik maddeler ve kötü enerjiler bu metodla akar gider. Bunu yaparken çok şey gözlemleyebilirsiniz. Mesela negatif enerji almış birinin kanı köpüklü çıkıyor. Hacamat doğanın yenilenmesi gibi insan vücudunun da yenilenmesine katkı sağlıyor. Yorgun ve halsiz, mutsuz hissediyorsanız mutlaka hacamat yaptırın derim. Farkı siz de fark edeceksiniz. Eee sonuçta peygamber sünneti... 6-Biyoenerji uygulamasını kişi kendi mi isteyerek gelir? Ya da siz hangi durumlarda bunu terapinize ilave edersiniz? Bioenerji uygulaması da dahil olmak üzere kişinin rızası olmadan hiçbir şey yapmam. Yorgun ve halsiz görürsem kendisinin iznini alarak yapabilirim. 7-Biyoenerji uygulamasında, bedende neler olur? Bu uygulamada kullandığınız enerji nedir? Bioenerji uygulamasında asıl ana kaynaktan gelen enerjiyi kullanırım. Aslına bakarsan bu hepimizde mevcut. Hepimiz ana kaynağa bağlıyız, sadece kullanmasını bilmek gerekir. Bioenerji alan insanlar tedaviye en az 10 gün devam etmeli, çakraların açıldığını, daha rahat ve huzurlu olduklarını ve farkındalıklar yakaladıklarını görürler. Özel rahatsızlıklar için çalışmalar değişebilir. Mutlu olursunuz, çünkü ana kaynaktan akan enerjinin kabulündesiniz. Bioenerjinin biz bioenerjistlere sakıncalı ve yoran yanları var tabii ki. Bu nedenle her sabah kötü enerjileri almamak adına, kendimize ait esmamızla kendimizi kapatır, gece yatmadan aynı esma'yla açılırız. 8- Genel olarak insanlar bir konuyu çözemedikleri, sorun gördükleri anlarda çıkış için nasıl bakabilirler? Bütün çıkış yolu kendi içlerindedir. Çıkış yolu kabullenmektir. Yanlış anlaşılmasın bu biat etmek değil. Kabul etmek, çıkışın ve başlangıç kapısının anahtarıdır. Her cevap içimizdedir. Telaş etmezsek görürüz. 9-Malum sınavların yoğun olduğu bir dönemdeyiz. Sınava hazırlanan öğrenciler için neler önerirsiniz? Hiç bir öğrenci yarış atı değildir. Ebeveynler kendi yapamadıklarını çocukları yapsın istiyor. Başkalarıyla kıyas içine sokup çocukları yıkıma sürüklüyor. Onlar da bir birey ve kendi hayatlarını yaşama hakkı var. Bizler her şeyi sahiplenip kendimizin malı gibi davrandıkça, buna çocuklar da dahil verimli sonuçlar alacağımızı sanmıyorum. Çocuklarımıza saygı duyup, onların ne minval üzerine olduğunu bilip yönlendirmek hem sizi hem evlatlarınızı mutlu eder. Bu da mutlu toplum oluşturur sonuçta. Gençler kendinizi yarış atı durumuna getirmeyin. Hayırlarınız olsun. Hayırlı evlat belki de hayırları olandır. Telaş yapmayın sakin olun. Ölüm yok sonuçta. Canınız sağ olsun, sadece mutlu olun. Mutlu gençlere ihtiyacı var dünyanın. 10-İkili ilişkilerde, sağlıklı birlikteliklerde sizce kadın veya erkeğe düşen sorumluluklar nelerdir? Mutlu bir birlikteliğin, uyumun sırları konusunda neler söylersiniz? Herkesi olduğu gibi kabul etmek gerekir. Tesadüf diye bir şey yoktur. Hayatımıza birileri girer ve çıkar. Mutlaka bu arada bir katkı olmuştur. Bizi üzen ve kıran insanları bir düşünün aslında onlar ne çok şey öğretmiştir bizlere, kendimize gelmek ya da tanımak adına. Herkese teşekkür etmek gerek katkılarından dolayı. Bazen çok zorlamak ve uzatmaları oynamamak lazım. Akışın yönünü değiştirmeye çalışmak yaşamın dengesini bozabilir. Kendimize saygıyı bitirmeden yavaşça akışa bırak gitsin. Her şeyin bir uyumu var zaten kendi içinde.. 11-Bu soruyu genelde tüm konuklarıma soruyorum, kadın veya erkek bir insanın cinsiyeti ile uyumlu yaşaması konusunda neler söylersiniz? Son zamanlarda ortalarda çok dolaşır, güçlü kadın güçlü kadın. Nedir sizce gücün açılımı; erkek gibi olmak mı? Ben hiç öyle düşünmüyorum. Önemli olan mutlu olmak. Kadın kadın gibi olacak, erkek de erkek gibi. Kimse kimsenin hormonlarından çalmayacak ki denge devam etsin. Kadınlar amazon olursa toplumların dengesi bozulur ki öyle oldu zaten. Herkes kendi yaratılışından memnun olacak ki huzur olsun. Mutlu bir birlikteliğin ve uyumun en büyük sırrı bağımlı olmadan bağlı olmak ve karşılıklı güven, daha ne olsun? 12-Bedenlerimiz bu dünyada var olmamızı sağlayan aracılarımız ve genelde bu kıymetli araca çoğumuz duyarsız davranır, onu beğenmeyiz. Bedenlerimizin değerini anlamamız, ona iyi bakmamız, sevmemiz konusunda neler söylersiniz? Bedenimiz ruhumuzu temsil eden bir örtüdür. Nasıl yatak yorgan kirlenir yıkarız, ya da uzun kullanmalar sonucu yırtılır atarız. Bu öyle bir şey de değil, atsan atılmaz, satsan satılmaz. Bütün ceremeyi kendimiz çekeriz sonra. Benim tavsiyem, güzel ve sevdiğiniz gıdalar yiyin. Mutlu ve şükrederek yiyin. O zaman zehir bile şifa olur. Asıl konu ruha yatırım yapmaktır. Ruhu beslemek daha önemli ki bedene yansısın. Aura tüm gökkuşağının renklerine boyansın. Tevekkül ve teslimiyet önemli. Haset ve fesat bir ruh parlamaz. Riyadan, su-i zandan kıyastan, başkaları için yaşamaktan kurtulursak, teşekkürde ve şükürde olursak huzuru yakalarız, bu da bedene en iyi yatırım olur. Sağlık ve enerji her yerimizden akar. 13-Zaman zaman gelen olumsuz düşünce anlarından, en kısa sürede çıkmak için neler önerirsiniz? Maksat olumsuz düşüncenin farkına varıp kabullenmek ve sevgiyle sonsuzluğa göndermek. Enerji alanınızı değiştirirseniz o da değişir zaten. 14- Son olarak, genel olarak insanlara mutlu ve huzurlu yaşamak için pratik olarak neler söylersiniz? Mutlu olmak istiyorsanız kendi hayatınızı yaşayın. Sosyal öğretilerin ve sosyal mantığın kölesi olmayın. Kendi aklınızı kullanın. Başkaları yüzünden çok zaman kaybediyoruz. Her şeyi geride bırakın. Yükleriniz olmasın. Affetmemek ve kin yüktür, sizi yolunuzdan alıkoyar. Önce kendinizi sonra başkalarını affedin, geçmişe takılmadan gelecek kaygısı duymadan anınızın kıymetini bilin ve yavaş olun, hayatı es geçmeden tadına vararak, severek, şükrederek yaşayın. Asıl huzur yaratıcının huzuruna çıkmaktır. Sevgiyle huzurda kalın. Her şey için teşekkür ederim İlahi Aydek hocam.. Ben de çok teşekkür ediyorum sevgili İmran hanım, sevgilerimle Hazırlayan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
TİTREŞİM ARALIKLARI
Var olan her şey enerjidir. Enerji değişik aralıklarda titreşebilir. Buna FREKANS denir. Düşük titreşimde olduğu zaman, biz enerjiyi katı madde olarak görürüz. Katı gördüğümüz her şey, titreşimi düşük enerjidir. Biz neden katı görürüz? Nedeni şöyle; Biyolojik bir sistem olan bedenin programı bu şekildedir. Yani beynimiz, gözlerimiz bu şekilde düzenlenmiş ve katı görüyoruz, dokunduğumuzu sanıyoruz, oysa hiçbir şeye dokunamıyoruz. Var olan her şey belirli titreşime sahip, bu artık bilimsel olarak kabul edilen bir durum. Bedenin bütününün, her kişide farklı olan bir titreşim düzeyi vardır. Bu titreşim düzeyini pek çok şey etkiler; yediklerimiz, duygular, okuduklarımız, gördüklerimiz, dokunduklarımız, içinde bulunduğumuz çevre vs vs. Olumlu duygular, frekansımızı yüksek tutuyor ve olumsuz olanlar düşürüyor. Yine hastalıklar, titreşimimizi düşürüyor. Kişiler arasında da bu açıdan farklılıklar var. Bize yakın titreşimde olanlarla yakın olup bir arada bulunuyoruz, diğerlerini uzak tutuyoruz. Her insanın bedeninin içindeki organ ve sistemlerinde farklı titreşimleri var. Bedenin bütününün titreşiminden farklı, kendilerine özgü, kişisel titreşimleri var. Bazı organların titreşimi daha yüksek, bazısı daha düşük ve hepsinin oluşturduğu bütünün bir ortalama frekansı var. Organlar içinde de, o organı oluşturan hücrelerin hepsi farklı titreşimde olabilir. İşin ilginç tarafı örneğin karaciğer hücresi olan hepatositlerin bilinen belli bir ortalama ömrü var. Bununla birlikte bazı karaciğer hücreleri, bu ortalamanın çok üstünde yaşayabiliyor, ya da bazısı beklenenden erken ölüyor. Ya da bazı barsak hücresi hemen ölüyor, bazısı uzun yaşıyor. Bazı deri hücresi hemen dökülüyor, bazısı uzun yaşıyor. Bu neden oluyor? Bunun nedeni; kendi içlerinde de, hücrelerin titreşimi farklıdır. Bazı hücreler daha düşük, bazı hücrelerin titreşimi daha yüksek olabilir. Yani organın içinde hücreler arasında da fark var. Bazı karaciğer hücresi daha olumsuz duygularla yüklü, diğerleri daha iyi durumdadır. Bu onların ömür süresini etkiliyor olabilir. Kişisel olarak tek tek hepimizin bir titreşimi var; Tek bir kişinin belli bir frekansı var. Detaya girince organların titreşimi var. Daha derinde o organın içinde hücrelerin titreşim farkları var. Kişiden, genele gidersek; Her kişinin bir titreşimi var, o kişinin yaşadığı bölgenin (kişilerden etkilenen) bir titreşimi var. O ülkedeki insanların ve tüm Dünya insanlarının bir titreşimi var. Vs vs.. bu uzar gider. Bütünden birime, birimden bütüne gider. Buradan evrenin işleyişine geçelim; Evren bizi nasıl görür, biz ne ifade ederiz, toplumsal evrensel olaylar şekillenirken neye göre, kimi veya kimleri seçer, neden onları seçer? Evren yaratılış, bizim sadece titreşimimizi görür. İşlemini yaparken sadece frekans farkına göre belirlenen BANT ARALIKLARIMIZA, titreşim aralıklarımıza bakar. Bazı olayların oluşumu için, belirli titreşim aralıklarındaki frekanslara ihtiyaç vardır. Evren, olaya dahil edeceği insanları kişi olarak seçmez. Yaratılış, yıkıp kavuracaksa önce düşük frekanslı alanları kullanır. Eğer tesadüfen siz oradan geçiyorsanız tamamdır. Bazende şöyle olabilir; siz kişisel olarak kendinizi olumluda tutmaya çalışıyorsunuzdur ama bulunduğunuz çevrenin ve insanların enerjisi düşüktür. Orayı bırakamıyorsunuzdur. Tabi ki, bazen daha ince nüanslar, son anda oradan çıkışlar vardır. Ama genel işleyiş budur. Korku ve tüm olumsuz duygular (endişe, öfke, şüphe, sinsilik, vesvese vs vs) düşük titreşimli enerji alanlarıdır. Bu duygu durumlarında kalmayı, biliyoruz ki hiçbir kadim bilgi önermez. İnsan olarak bu duyguları hissettiğimiz anlar olması çok doğaldır. Sorun olansa şudur; Bu düşük titreşim alanlarında uzun kalmaktır. Bu alanlarda uzun kalmamak, bunu fark etmek, bile isteye İRADE gösterip toparlanmak, duyguları düzenlemek önemlidir. Bazen düşmek değil, kalkmaya direnmek sorun olandır. Düşmek yaratılışımızda var. Bu olabilir. O zamanlarda tekrar kalkmak toparlanmak için emek harcamamız gerekir. Bazı organlar, bazı duyguların yeridir. O duygunun kaynak enerjisi, o organdır. Organların kendi içinde ikilikten kaynaklanan, o duygunun iki zıt ucu vardır. Örneğin Kalp, hem neşe sevgi sevinç duygularını taşır. Bunlar kalbin olumlu duygularıdır. Acımasızlık gaddarlık zalimlik yine kalbin diğer uçtaki duygularıdır. Bir insanın kalbinde hangi duygular baskınsa, o kalbin titreşiminin ortalamasını bu belirler. Olumsuz duygular her zaman frekansımızı düşürür, olumlu duygular frekansı ve bant aralığını yükseltir. Organların tek tek titreşimi bedenin genel frekansını belirler. Bu böyle uzar gider. İnsanların titreşimi onları belli titreşim aralığında tutar. Yaratılış sadece titreşimi hisseder, çünkü tüm evren titreşim içindedir. Buradan şuna gelelim; Bizim olumlu dediğimiz bir olayın içinde olma durumumuzu belirleyen şey, bizim titreşimlerimize göre bulunduğumuz ALANLARIMIZDIR. Yaratılış, iyi dediğimiz olayda bulunacak insanları seçerken, tek tek o kim bu kim diye görmez. O İYİ OLAY için gereken enerji düzeyini bilir, o enerji düzeyinde, yani o bant aralığında kimler var görür ve onları bu İYİ OLAYA dahil eder. Aynısı bizim olumsuz, kötü dediğimiz olaylar içinde geçerlidir. Kötü dediğimiz olay, düşük titreşimli alandır. Buna seçeceklerini belirlerken, o anın titreşimine bakar. O anda, o aralıkta bulunuyorsak, olumsuz olayın içinde bulunmak mümkündür. İşte tüm bunlardan dolayı, insanız tabi ki zaman zaman tüm olumsuzlukları hissedebiliriz. Buna hakkımız vardır. Önemli olan uzun sürelerde burada kalmamaktır. Düşsek de kalkabilmektir. Yani olaylar, bizi sadece frekansımıza göre içine alır veya almaz. Olay enerjisi şunu yapmaz; bu Ayşe şu Ali şu Veli demez, sadece titreşime göre bulunduğumuz alanları görür ve bunu esas alır. Bir de şu bilgi vardır; Tüm evrenler iç içedir. Her şey buradadır, tüm görünür ve görünmeyen olanlar bir aradadır. Biz sadece bizim gördüklerimizi biliriz, diğerlerini görmediğimiz için yok sayarız. Bu neden olur; Nedeni yine aynıdır. Bizler, titreşimi bize yakın olanları görebiliriz. Daha hızlı ve düşük olanlar görünmez alanlardır. Oysa her şey iç içedir. Dış yaşadığımız evrende olanlar böyledir. En basiti biz insanlar belirli frekans aralığındaki sesleri duyabiliriz. Bunun altı ve üstündeki sesler bize kapalıdır, işitmeyiz. Buradan şunu düşünelim; İçimizdeki her organın ve her hücrenin titreşimi farklıdır. O zaman titreşimi farklı hücreler acaba birbirini görmez ve bilmez midir? Sadece yakın tirtreşimli olanlar mı birbirini bilir? Yani muhtemelen tüm mide hücreleri birbirini bilmez, titreşimi kendine yakın olanı görür ve bilir. İnsanın içinde de “Tüm evrenler iç içedir” bu olabilir mi? Sanki mümkün görünüyor. Yine insanın içindeki hücrelerin yaşam süreleri, onların titreşimlerine göre değişen, bulundukları bant aralıkları ile ilgili olabilir mi? Bu nedenle mi, bazı karaciğer hücresi az, diğeri çok yaşıyor? Bu da olası görünüyor. Neticede bu durumda, neden aklımızı ve kalbimizi temiz tutmak önemli bu görülüyor. Her şey buna göre yön alıyor. Bunlar dünyanın gerçeği. Evren için sadece OLAN var. Olanın hangi yanında dengeyi sağlayacağımız ise bizim yaşadıklarımızı belirliyor. Yaratılış sadece titreşim aralıklarını görüyor. Ee o zaman “Düşmez kalkmaz bir Allah” deyip, düşsek de kalkmasını bilmeliyiz. “Tüm evrenler iç içedir” bilgisi ile, gördüklerimizin, kendi enerjimizle uyumlu olanlar olduğunu aklımızda tutmalıyız. Biz görmüyoruz, duymuyoruz diye, olan yok değil.. Yazan: Aydek Sultan Özdemir 1.7.2016 Not: Bu portaldeki her yazıyı, kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
HOCAM..
Hocam Mustafa Karnas' ın “Metafizik Tekillik” derslerinin ilk konularından biri; “Metafizik Tekillik ve Kader” konusuydu. Yani konu çok önemliydi. Tabi ben her zamanki gibi dersten önce, zihnimde hazır referanslarla dinliyordum. Çok kıymetli bilgilerle dolu muhteşem bir dersti. Hocam anlattı anlattı, ben bir yerde ikna olmadım. Kafamdaki daha önceki bilgilerle bağdaştıramadım. Bir huzursuz oldum. Şu an hocamın ne dediğini biraz daha anlasam da o gün, sürekli eski ile karşılaştıran zihnim, huzursuzluk çıkardı. O günkü çok kıymetli dersten bazı paha biçilmez cümleler; KADER, AVATARIN KADERİ OLAMAZ DÖNGÜNÜN KADERİ VARDIR... KADER; HAZLARIN ENERJİ BOYUTUNDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.. GERİ KALAN İSE RESİMLER VE AKIŞLARDIR. KADER İÇİN DOĞRU REFERANSLAR DUYGULARDIR.. BAŞKA REFERANSLAR KULLANMAK HATALIDIR BUNDAN DOLAYI, BİR İNSANIN ASIL ÖLÇÜ OLARAK ALMASI GEREKEN REFERANSLAR; BİR ÇEŞİT HAZ DUYGUSUNA BENZEYEN ENERJİ YAPISININ NİTELİĞİ; KADERDİR.. YAŞANANLAR DEĞİL. BUNLAR (yaşananlar) GERÇEKLEŞİRKEN ORTAYA ÇIKAN HAZ DUYGUSU REFERANS ALINMALIDIR. YANİ NE YAPARSAN YAP SONUÇTA ORTAYA BİR DUYGU ÇIKAR.. İŞTE O DUYGU SENİN KAZANCINDIR. DİĞER HİÇBİR ŞEY BİR KAZANÇ SAĞLAMAZ. KADER İÇİN KULLANMAN GEREKEN REFERANS BUNLAR OLMALI. YANİ SEN RUHUN İÇİN HAZ ALIYORSUN AMA AVATARDA BUNU SİNİR SİSTEMİNDE HİSSEDİYOR. RUHUN BU ENERJİYİ BÜTÜNE KATARKEN, KENDİSİ DE HİSSEDİYOR. İNSAN HERŞEYDEN HAZ ALMALIDIR, (Kader için) REFERANS BU OLMALIDIR Hazrlayan: Aydek Sultan Özdemir 4.8.2016 Not: Bu sitedeki her yazıyı kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
AYDEK, BİR HÜCRE OLABİLİR Mİ?
Ben bütün olarak iyi ve güzelim. Sizde öyle, bütün olduğunuzda güzel ve iyisiniz. Biz insanlar bütün olduğumuzda TAM ve GÜZELİZ. Bu neden böyle, düşünmeye buradan başlayalım; İNSAN var, bir de İNSANLIK var. Hücre var ve tüm beden var. Her hücrenin değişik fonksiyonları, şekli, düşüncesi, hareket biçimi, iş yapışı, dinlendiği ve çalıştığı farklı saatleri var. Hücrelerin bazısı beyaz, bazısı siyah, sarı, mor veya başka renkteler. Her bir hücre bir organa bağlıdır. Yani o organın bütününe hizmet eder. Kendini o organ olarak bilir. Bir Karaciğer hücresi, ben karaciğerim der. Her organ ise bir sisteme bağlıdır. Karaciğer organ olarak; ‘Ben karaciğerim’ der. Karaciğer organı, sistem olarak, sindirim sistemine bağlıdır. Sindirim sistemi pek çok organdan oluşur. Dalak, mide, pankreas, bağırsaklar vs vs. Hepsi sindirim sistemini oluşturur. Her organın kendi yaptığı iş vardır. Birde sistemin o konuyla ilgili işi tümleyişi vardır. Şunun gibi düşünün; Mide gıdayı alır, kendi enzimlerini gıdaya katar, onu ayrıştırır, küçültür. Bunu yapıp o karışımı bağırsaklara gönderir. Mide, işin sadece kendi yaptığı kısmını bilir. Bağırsak ne yapar bilemez. Midenin algısı bilinci, kendiyle sınırlıdır. O zaten koca bir ummandır. Milyonlarca hücreden oluşan koca bir kıtadır o. Kolay mı, bir midedir o. Midenin içindeki her hücre için, asıl organ mide, bir ilahtır bir anlamda. O koca bir organdır. Bir mide hücresi için, mide uçsuz bucaksızdır, tektir, büyüktür, yücedir. Oysa sindirim sistemi açısından bakarsak, ‘mide’; sindirim sisteminin bir bölümüdür, belki bir hücresi gibidir. Koca sindirim sistemi, içinde binlerce hücreden ve pek çok organdan oluşur. Mide bu sistem içindedir. Mide, tam anlamasa da kendinden büyük olan bir sisteme dahil olduğunu hissedebilir. Kendinden daha yüce, kendinden daha önemli bir şey vardır. Detaylarını bilemese de, ona bağlıdır. Kendinden yüceye bağlıdır. Sindirim sistemi içinde her hücre ve organ, kendi hislerini ve işlerini bilir. Yanında yöresinde olan diğer mide hücrelerini bilir. Yakınındaki organları bilir. Daha ötesinden çok emin olmasa da varlıklarını hisseder. Özünde sadece kendi yaptıklarını bilir. Tabi bilinçliyse bilir. Hepsinin ötesi olan, onları bağlayan sistemi, çok bilinçliyse bilebilir. Yoksa kendini o sistemden ayrı sanır, sadece bağlı olduğu organı bilir. Yani bütünü oluşturan mide diye bir varlık olduğunu bilir. Mide hücresi, mideye bağlıdır. Bildiği budur. Her sistem, bedenin işleyişini düzenlemek için, bir işi bir ucundan alır ve yapacaklarını yapar ve ötesini bırakır. Kendi yaptığının ötesini bilemez. Sindirim sistemi, dışarıdan gelen, yabancı maddeyi, yani gıda, kendine uygun hale dönüştürmeye çalışır. Sistemin her bir birimi bu gıdanın dönüşüm aşamasında, bir şeyler yapar ve sadece kendi yaptığını bilir. Mesela mide, saldığı enzimlerle gıdaya küçülterek şekil verir. Enzimler salar, bu enzimleri salgılama işlevi yaratılışında vardır. Bağırsağın yolda gıda geçerken, kasılma hareketlerini, salgılarını, tekrar gıdanın bir kısmını bedenin yapıtaşı haline getirdiğini, gerek duymadığı fazlalıkları seçerek uzaklaştırırken, hangi kriterleri kullandığını falan bilmez. Midenin bakış açısından sadece dışarıdan aralıklarla gelen yabancı gıdanın, kendi enzimleriyle şekillendirilmesi vardır. Oysa en basiti, o yabancı gıda, ilerde bir zaman sonra kendi haline gelecektir, yani ‘Mide hücresi’ olacaktır. Yani özünde yabancı falan yoktur. Bunu nereden bilecek, bilemez tabi. Sistemler, kendi gibi başka sistemler olduğunu bilir. Kendi gibi diğer sistemlerde bir şeyler yapıyordur. Hepsinin bütününden oluşan bir varlık vardır. Bir bütün vardır. O tam ve bütün olandır. Sistemler bilir ki, kendilerinin yaptığı her şey, o asıl varlık içindir, onun rızası içindir. Onu tam yapmak içindir. O varlığın adı Aydek’ tir Ayşe’dir Ali’ dir vs vs.. Gelelim buradan Aydek olana; Aydek, bildiği kadar kendini bilir. Kendi herkesten ayrı bir bireydir. Yaptığı işler vardır. Yaptığı işlerin ana teması olan bir veya birkaç konu vardır. Yaratılışının gereği, diyelim ki meraklıdır. Bir şeyleri merak eder ve oradan devamla keşfeder. Kendi gibi merak ve keşif üzerinden yürüyen bazı insanlarda vardır. Onlara kendini daha yakın hisseder. Onlarla birlikte daha kolay anlaşır. Aydek kendi ve kendi gibi her insanın ötesinde bir şeyler olduğunu bilir. Zaten dahil olduğu insanlık sistemine bu tür bilgiler hep gelmiştir. Bir şekilde başka bir bütüne dahil olduğunu bilir. O bağlı olduğu bütün için bir şeyler yapmaktadır. Bunu hisseder. O bütüne, yaratıcı dendiğini bilir. YARATICI; ne yaratır, yaratıcı olan nedir? DÜŞÜNCE. O zaman kendi bir yaratılan olarak, yaratıcının düşüncesindedir belki de. Yaratıcı onu düşünmüştür ve oldurmuştur. Aydek hem bir yerde vardır, hem bir düşüncedir. Düşünüldüğü için vardır. O farklı bir şekilde düşünüldüğü anda, farklı bir yerde ve şekilde olabilir. Buradan devamla Aydek, bir bütün için bir şeyler yapmak için bir vesiledir. Bütün olan yaratılış, her şey yolunda mı diye bakar. Tek tek yapılan işler iyi kötü diye değil de, “her şey yolunda mı?” Buradan devamla eğer siz yaşamlarınızda “HER ŞEY YOLUNDA” diyebiliyorsanız, bu bütüne katkınızın doğru yolda olduğunu gösterir. Sizi düşünenin düşüncesini doğru yönde ilerletiyorsunuz demektir. Değilse, sıkkınsanız üzgünseniz orada bir şeyler dengesizleşmiş olabilir. Aslında şu da var “Her Şey Yolunda” diyen, her şeyin tam ve mükemmel olmadığını bilir. Olan şudur aslında, her yaşanılan tecrübeye rağmen, her tecrübenin bütüne katkı için olduğunu bilir ve “VARDIR BİR HAYIR” der. Ve kendini tekrar düzenleyip oradan yol alması gerektiğini hisseder. Burada olduğu müddetçe her daim yapabileceği bir sonraki adım vardır. O adımlar ilginçtir. Adım bütün için katkı sağlar ve bazen birileriyle birlikte yapılıyor gibi görünse de, her adım TEK BAŞINA atılır. Tıpkı her hücrenin organ için bir şeyler yapıyor olsa da, kendi işini kendi yaptığı gibi. Her hücrenin bütün içinde, bireyselliği gibi. Hücre, o tek adımı atarsa, diğerleri de, bir şeyler yaparsa, hepsinin ötesinde kendi görmese de, oluşan bir şey vardır. Aynısı biz insanlar içinde geçerli. Bizler koşullarımız her ne olursa olsun, atacak bir sonraki adımımız olduğunu bilmeliyiz. Her zaman bir sonraki hamle vardır. Bazen durağan zamanlarımız olabilir. Bu toparlanmak ve kendine gelmek içindir. Sonrasında tekrar bir eylem olur. Eylem ve adım bütünle yapılır gibi görünür, bir anlamda doğrudur ve temelde HER ADIM TEK BAŞINA ATILIR. Bir hücrenin işi, diğer hücrenin işiyle birlikte anlam ve şekil değiştirse de, temelde o hücrenin bir işi vardır. Temelde o insanın bir işlevi vardır. Bu işlevi ne kadar teslimiyetle ve kabulle yaparsa, o kadar huzurda olur. Çünkü birde bu durum vardır; Yapmadığın şey için, evrensel kurallar ile, belirli bir duruma şekle yönlendirilme hali vardır. Bu insanı zorlar. İnatlaştıkça enerji insanı zorlar. Yani aslında “Ne yaşanıyorsa, oradan huzurla geçmek vardır. Birde ona direnmek vardır”. Direnç insanı zorlar. Yani aslında bir neşeyle huzurla bütüne katkı vardır. Birde istemeden zorla katkı vardır. Her koşulda her şey bütüne katkı için vardır. Bu durumda şuna karar verelim; Bütüne ne şekilde katkı sunmamız uygun olandır? Biz neyi seçsek uygundur. Bu seçim bizimdir. KEYİF ve HUZURLA veya acıyla huzursuzlukla katkı sunabilme şansımız ve şeçimimiz vardır. Bu durumda BİZ SEÇELİM. Neyi istersek o olsun ve hem ciddiyetle hem neşeyle yaşayalım. Bir hücre gibi, daha ötesi olduğunu hissedip, bütüne neşeyle katılalım. Hem bireyselliğimiz olduğunu bilip, hem bütünün bir parçası olduğumuzu bilelim. Hem var olduğumuzu bilip, bütün içinde yok olduğumuzu bilelim. Yani NEŞELİ bir CİDDİYET içinde olalım. Yaşamak hem çok ciddi hem çok neşeli olabilir. Bunu hissedelim. Yaşamda hem acı hem tatlı var. Bunu bilelim. İkisinin bir arada olduğu bir oyun içindeyiz. Biz hangisini seçersek o tarafı yaşayabiliriz. Bunu anlayalım. Düşünce ile var olan bir dünyada, her şeyin birbirini zıttı ile algıladığı bir dünyada, bütünün bir parçası olarak, algımızı neye yönlendirdiğimizin önemli olduğunu görelim. Algımızı neye çevirirsek onu görebiliriz. Bizim gördüğümüz o olur. Çünkü bu dünya, yaratıcının düşüncesi ile var edildi. Asıl olan değil. İkiden tek olanın olduğu yer değil. Bu nedenle neşeyle yol alalım, bunlar gerçek değil. Diğer yandan yaratılmışız ve değerliyiz, gerekliyiz. Bunu ciddiye alalım. Netice NEŞEYLE ve CİDDİYETLE YAŞAYALIM.. Öyle ki, bir mide hücresinden, kendimizi görebilelim.. Yazan: Aydek Sultan Özdemir 9.8.2016 Not: Bu sitedeki her yazıyı kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
DUR BİR KINAYAYIM
Büyüklerimiz hep der "Bu hayatta büyük konuşmayacaksın". Dünden önceki gün şöyle oldu: Ablalarımdan biri bir haftalık yurt dışı gezisine gidecekti (hatta İtalya) ve sürekli kararsız ve isteksizdi. Bende çok uzatmasam da ona 'Ben olsam giderdim, ne güzel işte' falan dedim. Maksat onu gaza getirmekti, yoksa, ha dedin mi bir yere gitme kararı pek veremem ve sevmem öyle yurt dışı gezi falan, hadi hop, kolay mı yahuu.. Bu dediğim dünden önceki gün oldu. Ablam gitmeme kararı aldı, bahaneleri vardı. Bende içimden kınadım onu, belliydi bu kararı alacağı diye. Derken dün, bir arkadaşım beni aradı 'bir haftalık İtalya gezisi var, birlikte gidelim mi?' diye. Ben şok, hiç beklediğim, aklımda olan bir şey değil. Yani dedim ya, sevmem ben yurt dışı gezi falan. Kınadım ve başıma geldi iyi mi? Derken neyse, bu sabah kararımı vereceğim ya, bende kınadığım ablam gibi kafamda hayır cevabım için bahanelerimle sabah işe gelirken, içimden gitme isteği belli belirsiz geldi. Aceleyle işe gelince arkadaşımı aradım, birden baktım 'Evet' demişim. Ben mi dedim, ne oldu bilemedim. Kısmetse bayramda gezideyim. Gelelim bunu niye anlattım, şundan dolayı; Kınadım ve başıma geldi ya, benim zihin hemen düşünmeye başladı; Dur yahu kınadığım başıma geliyorsa, ben istediklerimi bir kınayayım, bakalım ne olacak. Bugün sabahtan beri kınıyorum yani, neden çünkü başıma gelsin diye.. Örnek kınamalarım; Yaa insan o kadar zenginlikle nasıl yaşar, çok ayıp ya, hizmetçiler, şoförler falan… O kadar zayıf olunur mu canım, ne o öyle, güya yiyor ve kilo almıyormuş, yalannn.. İnsan sevse de nasıl biriyle bir ömür boyu yaşamak ister canım, hiç tarzım değil.. vs vs.. İnsan beyin ve sinir hakkında o kadar şeyi bilip ne yapacak, gereksiz işler işte.. Netice gün boyu kınadım. Dur bakalım ne olacak.. Yazan: Aydek Sultan Özdemir 12.8.2016 Not: Bu sitedeki her yazıyı kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
KAPLUMBAĞA VE TAVŞAN
Kamlumbağa ve tavşanın hikayesini bilirsiniz. Orada aslında derki herkesin fiziki koşulları farklıdır, birinin görünüşü ve yetenekleri daha fazla gibi görünebilir ama her zaman harekete geçen kazanır. Sadece önemli olan o anki koşulun neyse, hedeflerin için oradan başlamandır. Başlayabileceğin tek yer olduğun yerdir. Başka nereden başlayabilirsin ki mevcudun o hal çünkü. Hikayenin sonunda La Fontaine belki gönlümüzü de hoş etmek için kaplumbağayı fiziken de kazandırmış ama görünürde her zaman fiziki yarışları kazanamayabiliriz. Zaten önemli olan sadece gerçekten emek harcamak ve denemektir. Ruha tecrübeyi kazandıran deneyimdir, BİLGİ deneyimle kazanılır, denemeden nereden bileceğiz ki? La Fontaine istikrarlı olanın yani kararlı bir şekilde emek harcayanın kazanacağını söylemiş, doğru demiş. Her işte böyledir, o konuyu yapabilecek donanımımızın olması farklı, gayret etmeniz emek harcamamız farklıdır. İstikrarlı emek harcayan kazanır. Kazanmak her zaman fiziki birinci olmak değildir, emek harcayanın ruhu ciddi tecrübe alır, yani kazanır. Netice kaplumbağa her zaman kazanır. Bir işi yaparken telaş etmeden sadece yapmak, irade ve sabır göstermek, ne kadar yapabilirsek her gün yeniden yapmak, başarının sırrıdır. Endişenin fazlası bir şey üretmez. Yaptığımızı da sıfırlar, hatta sıfırın altına düşürür. Endişeye rağmen yapılacakları yapma cesareti göstermek önemli olandır. Biz elimizden geleni her gün yapalım, evrenin planı ne güzellikler çıkarır bakalım. Yılmak bıkmak yok, her yeni gün her can’a yeni bir fırsat unutmayalım. Yazan: Aydek Sultan Özdemir 20.2.2017 Not: Bu sitedeki her yazıyı kaynaklı paylaşabilirsiniz.
İnsan 7'sinde Neyse 77'sinde O mudur?
Atasözlerimiz çok kıymetli, hepsinin verdiği mesaj ciddiye alınmalı bunu hepimiz biliriz. Birde işin farklı bir boyutu var, yeni fark ettiğim. Atasözlerimiz her zaman bedenli sıradan insan tavrını bilir ve bu tavırdan bir ortak profil oluşturup, bunu yaparsanız bu olur der. O seçtiği ortak insan profili için dediği şey sonuna kadar doğrudur. Aslında atasözleri hepimiz için bir kılavuzdur. Bununla birlikte atasözleri SIRADAN İNSAN davranışlarının profilini çıkarırken şunu söylemez; insanın iradesi vardır ve İRADE çok kıymetli bir özelliğimizdir. İrade koyan insanın neredeyse yapamayacağı şey yoktur. İrade ile yapılamayan şey, belki henüz zamanı gelmemiş veya mekanı henüz hazırlanmamış olan şeydir. Bunlar dışında irade her şeyi yapar. İrade koyan kişi sağlıklı beslenir hastalıklarından kurtulur, kilo vermek isterse verir, davranışlarını istediği yönde değiştirir. Az konuşan insan çok konuşabilir, asosyal insan sosyal biri olabilir. Hani meşhur bir atasözümüz vardır “İnsan 7’sinde neyse 70’sindede odur”. Tabi bu gerçekten doğrudur ama irade kullanan insan 7’sindeki özelliklerini 77’sinde değiştirebilir. Atasözleri İNSAN İSTERSE HER ŞEYİ YAPAR kısmını neden söylemez? Çünkü dediğim gibi o sıradan insanın ortak tablosunu verir ve bu ortak tablo eski yıllarda olduğu gibi bugün içinde aynen geçerlidir. Atasözleri irade koyan insanı demez çünkü atalarımız akıllıdır ve bilir, normal insan profili istekleri için sadece konuşur ama yapmaz. Yüzyıllardır normal sıradan insan budur, değişmez. Oysa irade kullanıp her türlü fiziksel ve ruhsal değişiklik yapan sadece birkaç kişidir. Bunlar sıra dışı insanlardır. Mutlaka akıllı atalarımız bunu bilir ama akıllı oldukları için sıradan insanın zihnini bu birkaç kişi için çok zorlamaz. Tabi arada azmi öven sözlerde vardır. Bu durumda İNSAN isterse kendinde fiziksel ruhsal her değişikliği yapar. Bunu yapabilmek için o insanda azim irade gerekir. İradeli olmak, istediğimizi yapabilecek ruhsal gücümüzün olmasını gerektirir. Yani yapabilecek enerjimiz olmalı. O yapabilirlik enerjisi olmadığı için her insan her istediğini yapamaz. Atalet denen şey o enerjinin azlığıdır. Yaşam enerjisi, çiy, qi denen enerji yoksa istekler hep bahanelerin altında kalır ve yapılamaz. İnsan isterse her şeyi değiştirebilir. Tabi ki biz elimizden geleni yaparız ve bir ilahi takdir vardır. O ilahi takdir zaten çabaya hayrandır. Bu durumda baharın yeni başladığı bu günlerde her atasözünü değiştirebileceğinizi, dün olduğunuz şeyi bugün isterseniz değiştirebileceğinizi ve tüm bu değişiklikleri yapabilmek için yeterli enerjiyi oluşturmanız gerektiğini bilin. İrade denen vasıf kullanıldıkça güçlenir. İradenizi her gün güçlendirmeyi deneyin. Bugün olmadıysa yarın yine başlayın. Bir gün mutlaka olur. Bilin ki bir şeyi yapamıyorsanız enerjiniz onun için yetersizdir. Bu nedenle irade gösteremiyorsunuzdur. Yani yapamadığınız konuda atalet içindesinizdir. Bunların neler olduğunu örneklemiyorum, herkes hangi konularda atalet içinde olduğunu bilir ve az bile olsa herkes çevresindeki birkaç örnekten bir insanın isterse her şeyi yapabilecek yaratılışta olduğunu da bilir. Bu durumda dün olduğunuzu beğenmiyorsanız elinizi tutan nedir? Kimseyle uğraşmayın önce kendi enerjinizi arttırın, kendinizi güçlendirin, neler size iyi hissettiriyor bakın ve iyi hissettirenlerin yanında olun. Bunu yaparsanız yaşam enerjiniz artar. İsteklerinizi yapmak için aslında kimseye bir şey sormaya ihtiyaç yoktur. Herkes günümüzde her bilgiye rahatlıkla ulaşabilir. Nasıl daha sağlıklı olunur, nasıl zinde olunur, nasıl daha sosyal olunur, bunlara herkes ulaşabilir ve zaten herkes bilir. Öyleyse sorun sadece bildiklerinizi yapamamaktır. Birde şu var insan gerçekten kendiyle ilgili doğru bir şeyler yapmaya başlarsa, evren onun karşısına destek olacak bilgileri ve insanları çıkarır. Hani meşhur bir söz vardır “Hazır olan öğrenci öğretmenini bulur”. Öğrenci bulur, yani hazırsa bulur. Öğretmen nerde bu öğrenci diye aramaz. Siz hazır değilseniz bilen kişi sizi zaten aramaz. Son olarak unutmayın insan isterse fiziksel ruhsal duygusal kendinde her değişikliği yapabilir. Yeter ki isteyin ve isteklerinizi hayata geçirecek irade gücü için enerji kullanın. Birde şunu unutmayın kendiniz için yaptığınız her şey adım adım olur. İşte o her adımda yaptıklarınızın kıymetini önce siz bilin. Başkasının onayını beklemeyin. Eğer bugün dünden iyiyseniz, kendinize iyi bir şeyler kattıysanız yapabileceğinizi anlayın ve kendinizi tebrik edin. Her şey ilk adımla olur, her gün bir adım yapın. Kendinizi sevin, sevmek için önce yapabildiklerinizi görün. Etrafınızdaki kıymet verdiğiniz insanlar iyi şeyler yapınca onları takdir ettiğiniz gibi, kendinizi de takdir edin. Sevin kendinizi, siz sevmezseniz kim sevecek o canı düşünün. Yalnız bunu yaparken kendinizi kandırmayla karıştırmayın. Yani ancak bu kadar yaptım tavırları ile kaçmayın. Gerçekten emek harcayın ve o emek ne kadar olduruyorsa onu öncelikle kabul edin ve sonra yine emek harcayın. Her şey olur yeter ki ilk adımı atın ve her gün onun üzerine yeniden bir şeyler koyun. Unutmayın insanın yapamayacağı şey aklına bile gelmez. Aklınıza geliyorsa, uygun koşulları sağlarsanız yaparsınız. Herkese bol şanslar, bol enerjiler ve irade kullanımı dilerim. Yazan: Aydek Sultan Özdemir 4.3.2017 Not: Bu sitedeki her yazıyı kaynaklı paylaşabilirsiniz.
MEDİTASYON
Bugün sıkıntılı anlarınızda rahatlatıcı kısa bir meditasyon paylaşmak istiyorum. Ayakta veya oturarak gözler kapalı kollar yanda veya kucağınızda durun. Sakin nefesler alıp vermeye başlayın. Mümkünse ayaklarınız yere temas etsin. Nefeslerle sakinleşirken başınızın üstünden hafif küçük bir şelalenin üzerinize aktığını imgeleyin. Işıl ışıl pırıl pırıl bir su üzerinize hafifçe aksın. Önce bedeninizi dıştan yıkasın, biraz daha rahatlayınca suyun bedeninizin içini de yıkayıp arındırdığını hissedin. Gülümseyin, küçük şelaleniz dıştan içten hücrelerinizi temizlesin. Bedenin içinde ve dışındaki tüm tortuları, hastalıkları alıp uzaklaştırsın. Beraberinde tüm olumsuz dediğiniz duyguların, korku endişe gibi, suyla beraber ayaklarınızdan yere akıp gittiğini imgeleyin. Ayaklarınızın altında toprak olduğunu düşünün, akan sular toprağın en derinlerine kadar gitsin ve orada arınsın. Bu arada nefes alıp vermeye devam edin ve yapabilirseniz gülümseyerek nefes alıp verin. Aldığınız her nefes ile neşeyi hayattan alın ve sizden hayata tekrar neşe yayılsın. Alın verin, gülümseyin. Sağlığı nefesle alın ve sizden o yayılsın, şansı alın vs vs. Neye ihtiyacınız varsa onu alın ve sizden verdiğiniz nefesle o yansısın. Ve hazır hissedince gözlerinizi gülümseyerek açın. Kalkmadan bir bardak su içip tüm bedeni tekrar arındırın. Bu meditasyonu ihtiyaç duyarsanız her gün yapabilirsiniz veya canınız ne zaman isterse o zaman yapın. Meditasyonda kaldığınız sürenin uzun olması gerekmez. Hatta bilerek kısa tutun, o coşkuyu alınca kısa kesin. Tavsiyem beş dakikayı geçirmeyin. Alıştıkça isterseniz bir dakikada aynı hissi elde edebilirsiniz. Meditasyonunuzu uzun tutmak marifet değil, bilakis kısa tutun ve hissedin. Şelalenin arındırıcı etkisini yaşayın gitsin. Şelale gibi alanlar yukardan aşağıya akan suları ile yüksek ruhsal etkilerin akıp geldiği arındırıcı alanlardır. Yüksek enerjili alanlardır. Bunu deneyin ve keyfini çıkarın. Yazan: Aydek Sultan Özdemir 1.4.2017 Not: Bu sitedeki her yazıyı kaynaklı paylaşabilirsiniz. Bu arada resim orjinal, ben..
Montaigne-2
Denemeler’i okurken, Montaigne’de kendimden şeyler buldum. O yüzden biraz daha ondan bahsetmek istiyorum. Önce ondan birkaç cümle ile başlıyorum; BENİM MESLEĞİM, SANATIM YAŞAMAKTIR. BİR ŞEY YAPMADIM NE DEMEK? YAŞADINIZ YA! BİLGE KENDİ MUTLULUĞUNUN USTASIDIR. BAŞINA DOLU YAĞAN, DÜNYANIN DÖRT BUCAĞINI FIRTINA İÇİNDE SANIR. İNSAN BEDEN HAZLARINI GEREĞİNCE TATMAYI BİLİYORSA TANRILARA YARAŞIR BİR OLGUNLUĞA VARMIŞ DEMEKTİR Montaigne kitaplarını tıpkı gezer gibi, bir şeyleri keşfeder gibi okurmuş. Okumuş olmak için değil, yeni ufuklar yeni lezzetler yeni düşünceler bulmak için okurmuş. (Parantez içleri benden:Yani bu benimde hep yaptığım şeydir. Bir şeyi okumam veya bir yerde gezmem veya yeni bir tada bakmam, sadece merak ve keşfetme duygumdandır. Keşif tadını hissedersem o şeyi yaparım.) Denemeler’inde hep SERBEST DÜŞÜN, RAHAT SÖYLE der. (Bende hayatımda bunu önemli bulurum. Herhangi bir konuda katı kurallar içinde olmak tercihim olmaz mesela.) Ruhla bedenin ayrılmazlığını, hayatın sürekli bir değişim olduğunu, doğanın aşılmakla değil ona uyulmakla yenilebileceğini söyler. Montaigne’ye göre, kimse kimseyi değil, herkes kendi kendisini adam eder, etmelidir. Adam olmaksa kendini bilmekle başlar. Dünyayı kendi gözüyle görüp, dünyada görebildiği kadarını insanlara duyurur. Montaigne derki, benim yazımda asıl aradığım tam anlamıyla kendimin olmasıdır. Herkes kitabımda beni, bende kitabımı görsün. (Mesela bu kısım aynen hayata bakışımla örtüşür. Hayatta yaşadığım her şeyi sadece kendimden geçirebilirsem anlarım ve içime siner. Kitap insan olay yaşanılan her neyse, kendi süzgecimden geçiririm ve kendi cümlelerimle ifade edebilirim. Öbür türlüsünü yani aynısını anlatmayı yapmam yapamam. Her şey illa benim gözümden akar) Gerçek nedir? Sorusunu Montaigne GERÇEK BENİM diye cevaplar. Yani Montaigne için gerçek olarak sahiden tanıyabileceği tek şey kendisidir. Başkalarının bilgisiyle bilgin olabiliriz ve ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz der. Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir. Başkasına değil kendime ders veriyorum ama bunları başkalarına da anlatmakla kötü bir iş yapmıyorum. Bana yararı olan bu işin belki başkasına da yararı olabilir. Hayata bakışım böyledir, ben hep kendimi anlamaya çalışırım. Böyle olunca başkalarının ne dediği gibi şeyleri pek takmam. (Hayata aynen böyle bakarım, sadece kendim üzerinde TEFEKKÜR ederim, kendimi anlamaya çalışırım. Bu bencillik değildir, kendimi anlarsam, benden herkese yansıyanda iyi olur diye düşünürüm. Kendimi anlamak o kadar vaktimi alır ki, başkalarının dedikodusu ile ilgilenmem. Kendimi bildim de, başkasını mı bileceğim?) Kendimi olduğumdan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır. Kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır. Kendini olduğundan fazla göstermek de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır. (Burada kendi adıma hala biraz sıkıntılarım var tabi, olsun öğreniyorum artık, sizde değerinizi bilin.) Yaşamak, sizin yalnız başlıca işiniz değil, en parlak, en onurlu işinizdir. Önce siz kendi hayatınızı düşünmeyi, çevirmeyi bildiniz mi? Bizim işimiz yaşayışımıza dirlik düzenlik getirmektir. En büyük en onurlu eserimiz doğru dürüst yaşamaktır. Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir, onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler. Bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamak, bütün umudum kendimde. Kendimiz ki en iyi, en emin sığınağımız odur. Bazen kendimiz bile güvenilir değiliz yeterince. Kendimi hem yürekçe, hem varlıkça öyle hazırlıyorum ki, başka her şeyimi yitirdiğim zaman kendimle yetinmesini bileyim. Her konudan çok kendimi incelerim. Benim metafiziğim de budur, fiziğim de. Bilge, iyi şeylerde bile bir ölçü gözetir. İçinize dikkatle bakarsanız kendinizi iki kez aynı durumda bulamazsınız. Hiç kimseye fazla sevgiyle bağlanmak, bir uşak gibi sadık olmak istemem. Çünkü insanı ihanete alet etmeye kalkarlar. Kendine ihanet eden efendisine haydi haydi ihanet eder. İki alışveriş (dostluk ve aşk) rastlantılara ve başkalarına bağlıdır. Biri aramakla bulunmaz kolay kolay, öteki yaşla solar gider. Onun için yaşamımı doldurup doyuramazdı onlar. Üçüncü alışveriş, kitaplarla kurduğumuz ilişkidir ki daha sağlam ve daha çok bizimdir. Ötekilerin başka üstünlükleri vardır ama bu üçüncüsü daha sürekli ve daha kolayca yararlıdır. Ömür boyu yanı başımda, her yerde elimin altındadır. Kitaplar yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin baskısından kurtarır. Fazla ağır basmadıkları, gücümü aşmadıkları zaman acılarımı törpülerler. Rahatımı kaçıran bir saplantıyı başımdan atmak için kitaplara başvurmaktan iyisi yoktur, hemen beni kendilerine çeker, içimdekinden uzaklaştırırlar. Öyleyken, onları yalnız daha gerçek, daha canlı, daha doğal rahatlıklar bulamadığım zaman aramama hiç de kızmaz, her zaman aynı yüzle karşılarlar beni. İstediğimiz kadar yüksek sırıklar üstüne çıkalım, yine kendi bacaklarımızla yürüyeceğiz; dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi kıçımızla oturacağız. Düşüncelerimizin en iyi aynası yaşamlarımızın akışıdır. Çatışmadan tartışılamaz. Bana çatıldığı zaman öfkem değil dikkatim uyanır. Bana atandan bir şeyler öğrenmeye can atarım. Dünyada insanlığını bilmekten, insanca yaşamaktan daha güzel, daha doğru bir iş yoktur. Bilimlerin en çetini de bu hayatı iyi yaşamasını bilmektir. Yazan: Aydek Sultan Özdemir 19.3.2017 Npt: Bu sitedeki her yazıyı kaynaklı paylaşabilirsiniz.
Montaigne
Montaigne’ nin denemelerinde GÜVEN ve KORUMA ile ilgili şöyle bir bölüm vardı, tam metin değil, anlatacaklarım bende kalanlar olacak. Siz isterseniz DENEMELER’den tümünü okuyabilirsiniz. “KORUNMAK SALDIRANA HEM İSTEK VERİYOR, HEM DE HAK KAZANDIRIYOR: HER KORUNMA İSTER İSTEMEZ SAVAŞÇI BİR KILIĞA GİRER.” Bölüm böyle başlıyordu. Montaigne Denemeler’i 1572’den 1591’ e kadar olan dönemde yazıyor. Okuduklarımı kendimden geçirerek anlatmaya başlıyorum şimdi; Yaşadığı dönem 1500’li yıllar, o dönemlerde sürekli haydutlar ve saldırganlar şatoları, evleri talan ediyor. Bu çoğu kişinin başına geliyor. Montaigne kendi evi için genel önlemleri alıyor ama hiçbir zaman güvenlik konusunda aşırıya gitmiyor, onun için olması gerektiği kadarı yeterli oluyor. Çünkü diyor ki “AŞIRI KORUNMA SALDIRGANA İSTEK VERİR”. Bunu aslında hayatımızdaki tüm aşırı koruma korunma güdüsü içinde olduğumuz her alan için düşünebiliriz. Çünkü ana tema KORUNMA güdüsü. Buradan devamla, Montaigne hiçbir zaman aşırı bir tedbir içinde olmuyor ve onun evine bu tür atlı silahlı saldırgan gruplar pek uğramıyor. Derken bir gün Montaigne evdeyken hizmetçiler birilerinin geldiğini söylüyor, oda gelenleri içeri avluya aldırıyor. Gelenler çetenin öncü grubu, atlarıyla hırsızlık için şatoya geliyorlar. Montaigne, adamları iç avluya aldırıyor ama adamların şefini gördüğü anda durumu anlıyor. Bu bölümde şöyle diyor; “Her zamanki gibi, işi oluruna, en doğal ve basit yoluna bırakıp hepsine kapımı açtırdım. Doğrusu, ben aslında yaratılıştan güvensizliğe ve kuşkulara düşmeyen bir insanımdır. Bana kötülük edenleri dinlemeye, hoş görmeye çalışırım. Ejderhalara ve mucizelere nasıl inanmıyorsam, çok büyük tanıklar olmadıkça insanlarda doğa dışı korkunç canavarlıklar olacağına inanmam. Ayrıca ben kadere seve seve boyun eğebilir, kendimi onun kollarına bırakabilirim. Böyle oluşumdan da bugüne dek zarardan çok yarar gördüm. Kader hep benden daha akıllı davranıp benim çıkarımı benden daha iyi sağladı. Yaşamımda başarılmış zor, ya da belki akıllıca denebilecek birkaç eylem vardır. Bilin ki bunlarda benim payım üçte bir, kaderin payıysa en az üçte ikidir. Bence başarısızlıklarımız kadere yeterince güvenmemekten ve elimizde olmayan bir gücü kendi davranışımıza bağlamaktan geliyor.” Gelenler başka bir bahane ile geldikleri için (atlarını dinlendirmek ve grubun diğer yarısı gelene kadar mola vermek) Montaigne aynen bu şekilde davranıyor. Onları bir tanrı misafiri gibi karşılayıp, ağırlıyor, atlarını avluya alıyor, adamlara yiyecek hazırlatıyor. Sonra hırsızların şefiyle genel konulardan konuşuyorlar. Montaigne o kadar güven dolu ve masum gözlerle doğal konuşuyor ki hırsızların şefi onun anladığını anlıyor ve Montaigne'nin gözlerindeki güven ve samimiyetten etkileniyor. Montaigne kendini sadece akışa bırakmış, o anın getirdiklerini yapıyor. Yüzü davranışları açık yürekliliği, hırsızların şefindeki kalleşliği içinden söküp atıyor. Zaten Denemeler’de “HER ZAMAN TALİHE BÜYÜK BİR PAY BIRAKMALIDIR” diyor. Birde diyor ki; “KADER HEP BENDEN DAHA AKILLI DAVRANIP BENİM ÇIKARIMI BENDEN DAHA İYİ SAĞLADI. YAŞAMIMDA BAŞARILMIŞ ZOR, YA DA BELKİ AKILLICA DENEBİLECEK BİRKAÇ EYLEM VARDIR. BİLİN Kİ BUNLARDA BENİM PAYIM ÜÇTE BİR, KADERİN PAYIYSA EN AZ ÜÇTE İKİDİR.” Ben Montaigne Denemeler’ini Sabahattin EYÜBOĞLU’nun çevirisi ile okudum. Kesinlikle felsefe ile ilgilenen herkesin okumasını tavsiye ederim. Netice her konuda elinizden geleni yapın ve yaratılışa mutlaka pay bırakın. Yazan: Aydek Sultan Özdemir 13.3.2017 Not: Bu sitedeki her yazıyı kaynakla paylaşabilirsiniz.
Aklın Üstünlüğüne Övgüler…
Söylenmiş, bildirilmiş, iletilmiş, söyletilmiş ve yazılmış olanın sizin üzerinizdeki hükmü kaldırılmıştır. Çünkü zaman, dürülmüş, bükülmüş ve itilmiştir. Eski olan her şey bir yılanın deri dökmesi gibi kendini dökmüş, görevini iptal etmiş ve nihayetinde kendini yok etmiştir. Bundan sonra artık özgürlük başlamıştır. İsteyene, özgürlük sadece düşünce kadar uzaktır. Uzan ve tut ve al o artık senindir. Yitirilmiş olanın kazanılma zamanı gelmiştir. Yitirdiğin örtülmüş, itilmiş ve tüketilmiş olandır ve sana geri dönecektir. O kapıdan sadece kalbinde samimiyet tohumlarını taşıyanlar geçebilecektir ve bizim öğretimiz bundan başka bir şey değildir. Sen uzaklaştıkça sana dönen, senden olan olacaktır. Başkası sadece kendisi vardır. Sonsuzluk düşüncede başlar, bedende devam eder. Ruh ise sadece sana ait olandır ve bu ikisinden bağımsız değildir. Korku, korkuyla beslenir, ateşin ateşle beslendiği gibi, ateşe atılan her odun parçası nasıl ki ateşin sürekliliğini sağlar, korku da öyle. Korku ateşine ne sen bir odun parçası at ne de başkalarının atmasına izin ver. O zaman kurtuluş sana yakın olacaktır. Kurtuluş özgürlüktür, özgürlük de kurtuluş. İçine odun atılmayan ateş nasıl ki sönmeye mahkum olur, korkular da öyle. Endişe; o sadece duygularının üzerindeki bir kabuktur. Alman gereken, sana sayıyla verilmiş olan her nefesi almanı engeller ve ölümün nefesi sana daha da yakınlaşır. O halde endişeden uzak dur, endişeyi sana taşıyan her ne varsa onlardan da. Eğer bir kilo altın için bir anlık endişe etmen gerekiyorsa, bu işte zarardasın demektir. Bir kilo altın ne tek bir nefesten değerlidir ne de bir anlık endişe bir kilo altına değer. Hesabını doğru yap. Endişe; kaybetmek ve kazanmak üzerine kendini bina eder. Ne tuhaf bir oyundur ki bu; ‘gerçekte ne bir kazanç vardır ne de bir kayıp, o halde neden endişe etmek gerekir’ insan kendine sormalı. Güneş doğar ve batar, rüzgarlar eser. Bunlara ne engel olacak. Endişe etmek neyi değiştirecek. Yükün sen istersen ağırdır, istemezsen hafif. Endişe en büyük yüktür, filin sırtına vursan fil yıkılır. Dünya bile taşıyamaz bu yükü de, dağılır. Sana kendi yükü ile gelene el verme sakın. Kimse kimsenin yükünün sırtlanıcısı değildir. Ve kader, kimse kimsenin gerçekte kaderi değildir. Çünkü gerçekte kimse yoktur. Ne terk edilir insan, ne de terk eder. İnanmıyorsan rüzgarlara ve bulutlara sor. Kim kimi iter, kim kimden bağımsızdır. Ve güneşin ışığı aldırmaz, bir ağacın köküne. Ne tavşan bir yumurtadan çıkar, ne de tavşandan bir yumurta. O halde neden endişe ediyorsun. Her şey zaten bir noktadan ibaret. Her şeyin hakikatine varmak istiyorsan eğer, ya sen her şey ol, ya da bırak her şey sen olsun. Sen neyi, nasıl görmek istiyorsan o olur. Sen tanrıyı görmek istediğin için onu görüyorsun ve sen tanrının seni görmesini istediğin için tanrı seni görüyor. Başkalarında olan zaten senindir. Her zaman herkeste ya bir eksik ya da bir fazla vardır. Hiçbir şey tam hesabı ile değildir. Ne zamanki birinde hesap tamamlanır, o zaten son nefesini alan veya veren olur. Hesabın dürüldüğünde aldığın son nefes seni sonsuza kadar yaşatacaktır. Bir noktanın ne gibi bir hükmü olabilir ki bir düşün. Bir nokta sadece bir kapı olduğunda işe yarar. Ya kapı olmalı insan ya da bir nokta. Kendinden baktığında ya noktadan sonsuzluğu görmeli ya da biri noktadan baktığında kapı olmalı insan, noktadan bakana görünmeli. Biz ona aşk deriz. Aşk buraya ait değildir, cennetten düşme. O cennettir ki, bir çeşit cennet tarifi yok hiçbir kitapta. Körlerin fili tarif ettikleri gibi her bir kitap bir yerini tarif eder onun. Ama bilene tarif gereksiz bir teferruat zaten. İki tane aşk düşmüştür yurdundan, başkası da yoktur. Biri sana düşer, diğeri aşık olduğuna. Ya da sana aşık olur, üzerine aşk düşen. Bir denge yoktur arasında ikisinin. Bir eli yerdedir aşkın, bir eli cennette. Aşıkların biri her zaman yerde, diğeri hep cennette olur. Aklı olan için çok mesel vardır bu işlerde. Yazılmış olanı yaktığında zihninde, kader yeniden yazılır senin için. Memnun değilsen eğer kaderinden ve yeniden yazmak istiyorsan onu, yazılmış olanı yak ve bitir zihninde. Kolay değil zaten olmayanı yakıp, yok etmek, düşünen için çok mesel vardır bu kalemde. Herkes bir şeyler biriktirir. Sen istemesen de bir şeyler birikir kendiliğinden. Ne birikiyor bir bak. Yağmurda ıslanmış aç bir köpeği şefkatle sevdiğinde ve üşenmeyip onun karnını doyurduğunda, zırhına yeni bir zırh eklenir unutma. Her şey sadece bir andan, bir noktadan ibarettir. Bir kalp atışı süresi kadardır her şey. Küçük ya da büyük, zerre ya da kainat fark etmez. Sadece bir kalp atışının süresi içindedir her şey. Ölmek ve yaşamak. İnce bir çizginin iki tarafında kalır her birisi. Ve yaşayan her şey, can taşıyan bir saatin kolu gibi bir o tarafa gider, bir de bu tarafa, bir an içinde ölür ve tekrar diriliriz. Bazen yaşamdan ölüme bir şeyler götürür insan, bazen de ölümden yaşama götürür ama çoğu zaman, çoğu insan eli boş döner her iki yakadan. MUSTAFA KARNAS Beyazyol'da ikinci kez yayınlanma tarihi 24.3.2017
Topal Karganın Çilesi
“Yürümek” kavramı, kendi başına bağımsız bir kavramdır. Onu fiili ve bilimsel bir şekilde açıklayabiliriz. Fakat biz buna anlam yüklediğimiz zaman, o kavram bilgi haline gelir. Sizce kaç çeşit yürüme şekli vardır? Ben size söyleyeyim, sonsuz şekilde yürüme tarzı vardır. Bunu nereden alır? Psikolojik bir süreçten… Bir insanın parası olmadığı için, evinden iş yerine yürüyerek gitmesi, yürümektir, diyelim ki bu, 1 saatlik bir mesafedir. Peki, bu insanın, bu yürümeye yüklediği anlam nedir? Çok derin psikolojik sorunlar yüklemiştir. Değersizlik hissini yükler buna, garibanlık psikolojisini gibi, daha bir sürü şeyi yükler. Kıyaslama yapar ve gördüğü her şeyi kendine göre yorumlar. Bir jipin içindeki adama başka türlü bakar… https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Tanrı Aynayı Neden Yarattı?
Uzaklarda terk edilmiş bir şeylerin hayali ile, yitik (samimiyet) olanın peşinde olmuştur. İşte o kaybedilen ve Hayyam’ın farkında olduğu esrikleşme, ama gerçek bir manevi esrikleşme halidir. İnsanın, tanrıya en yakın olduğu an.Belki de insan kendini kaybettiği aman, gerçek kendini bulacaktır. Titrediği elleri artık titremeyecek, kekeleyerek konuşması sona erecek, herhangi bir insan karşısında ezilmeden, bükülmeden yaşamayı öğrenecek. Sırlar vardır, sırlar her yerdedir. Dahası bazen o kadar iç içe yaşarız ki onlarla, görmezden geliriz. Bir çok olağanüstü deneyimleri bizlere yaşatacak o sırları fark etmeden yaşarız. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Şeytan Tanrıyı Kopyalar
Kendinden vazgeçmek demek, korteks beyinle alakalı kültürlerin hepsinden vazgeçmek demektir. Şimdi, mucize gerçekleştirmek istiyorsanız, zihinsel alanda önce bunun tasarımını yapın. Yani nedir? Sahip olduğunuz her türlü kültürden vazgeçeceksiniz. Vazgeçecek misiniz? Peki, önce onay kodlarından vazgeçelim mi? Gurur kodlarından vazgeçelim mi? Başarı ve başarısızlık kodlarından vazgeçelim mi? Silelim, bunlar yok, tamam mı? Başarı, başarısızlık, beklenti, hiçbir şey yok. Peki, bağlaşıklarımızdan vazgeçebilir miyiz? Elinizdeki elek incesi olursa incesi geçer, kalın olursa kalını geçer. Sizin elinizde olan bir şey değil. Eleğin elinde olan bir şey… https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Paradoks Varsa Aşk Vardır
Gerçek olan sensin. Uzamların, gölgelerin seninle bir alakası yok. Kaynağın seninle kurduğu ilişkiden kaynaklanıyor. Şimdi sen gölge misin madde misin? Objenin kendisi misin? Çoğu insan gölgeye takılır. Kendisini görmez, işte bu nasip sistematiği, ışık üzerine vurmuştur, gölgesi uzamıştır, ” -Ben dünyanın en başarılı insanıyım” der. Kaynak yer değiştirir, gölge yok olur. “-Ulan ben adamdım ne oldu bana” der. Lan oğlum sen adam değildin yanlış yere bakıyordun, gölgeye bakıyordun, kendine bakacaksın. Öze bakacaksın. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Orta Sahada Top Çevirmek
Samimi olmanın tek yolu “Kendinden kurtulmaktır.” Bu, kendinizle ilgili negatif olan ne varsa, vesvese vs. gibi, bunlardan kurtulmaktır. “Şeylerle” dolanıklığa girmeyeceksiniz. Bu şeylere, konu ne olursa olsun, insan da dahildir. Mesela, Psycho’lar vardır, bir sürü adam takıntıdır. Diyelim ki, bir bilgisayarı var. “Acaba bozulur mu?” buna takılıp gider. Ama bu her alanda böyledir, sadece küçük bir örnek veriyorum. Kendinizle veya şeylerle ilgili, bitmek bilmeyen düşüncelerinizle, “Benim hakkımda ne düşünüyor?” gibi sorularınızla, vesveseyi üretiyorsunuz. Ondan sonra, karşınızdakini o noktada tutabilmek için ayak oyunlarına girdiğinizde, bu da samimiyetinizi engelliyor. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Kutsanma Arzusunun Dayanılmaz Cazibesi
Bir insanın fıtratı, vesile kodunun dışında düşünülemez. Bir insanın fıtratı, mutluluk kodunun dışında düşünülemez. Bunu nereden biliyoruz biz? Mesela, modern bilim şuraya kadar geliyor, diyor ki; “DNA ve RNA kodlarında mutluluk tasarlanmıştır.” Sebep? Çünkü Hermetik sistemi kurabilmek için… Yani, “Dopomin” denilen, yaşama sevincini sağlayan, yaşama gücünü veren sistemin yürüyebilmesi için. Sistem kendi enerjisini üretmek zorunda… Bundan dolayı Tanrı yazılımı, kod vardır. Sistem kendi enerjisini üretiyor. Nedir bu? Dopomindir. DNA ve RNA kodlarında böyle bir yazılım olmasaydı, böyle bir amaç için sistem, fizik ve kimyasal etkileşim üzerinden böyle bir sistemi kurgulamazdı. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
İmkansızlığın Mucizesi
Özgürlük diye bir şey yoktur. Kesinlikle yoktur. Ama ne vardır? “Yanlış bağlanma” ve “Doğru bağlanma” vardır. Doğru bağlanma size özgür hissettirir, yanlış bağlanma kötü hissettirir. Yani, “Bağlanmaktan” başka bir çareniz yoktur. Sizin oluşturduğunuz Matriks alanın kendisi de bir bağdır, siz de ona bağlısınızdır ama fark şuradadır; bu başka bir Matriks alanda oluşmadı, “kendiniz oluşturdunuz”. kendi enerjinize sahip çıkmanız ve bir merkez alan oluşturmanız gerekiyor. Bunun için de zihnin temiz olması lazım, dış dünyadan gelen bilgiyi ayırt etmeniz lazım. Kurgu mu, gerçek mi? https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Her Zaman İstenen Kişi Olmak
Bir duvar inşa edeceksiniz fakat bir kural var bir senaryo yazılmış bununla alakalı iki tane tuğlayı üst üste koyduktan sonra size yeni bir tuğla veriliyor, onu da ördükten sonra yenisi veriliyor, fakat verilen malzemeyi ve bir sonraki verilecek olan malzemeyi siz ne olduğunu bilmiyorsunuz, belki taş, belki kiremit, belki ne bileyim kumaş verecek, teneke, demir herhangi bir şey verecek, siz bilmiyorsunuz, size ne verileceğini ve siz bir duvar öreceksiniz bir bina yapacaksınız, siz bu binanın yapısının başkalarının istediği şekilde değil de kendi istediğiniz şekilde olmasını sağlamak için nasıl bir teknik geliştirmeniz lazım. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Hazreti Adem Neyi Biliyordu?
Bir sonraki hamlenin ne olacağı, dış dünyanın hareketleriyle de alakalı. Yani, dış dünya havuza nasıl bir dalga verecek? Ama ne verirse versin, siz bütün Kombinasyonları biliyorsunuz. Nereden biliyorsunuz? Zaten onu “Yok” hükmünde sayıyorsunuz ve o şekilde karşılıyorsunuz. “Olmasa da olur” hükmünde karşıladığınız için, sabitiniz sizi hep Dinginlik alanında tutuyor. Yani, bilgiyle böyle bir iletişim kurmanız lazım, bilgi “Yoktur.” Vardır ama yoktur. Bu, “Vardır ama yoktur” kısmına gelince, şunu o kadar iyi bilirsiniz ki, “Bir bilgi; bir enerji alanının biri tarafından kavramsallaştırılıp, ona anlam yüklenip, bana paketlenmiş halidir. Kullanıyorum ama bu dönüştürülebilir. Önümde hiçbir engel yok.” Demek ki, yargımızın olmaması lazımdır. O zaman neye göre yargılıyoruz? Yargı yapmak kadar enayice bir iş var mı? Kendi kendinizi paketliyorsunuz. https://mustafakarnaskitaplari.com
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Hayat Sürüklenir, Sen Peşinden Gidersin
İşte suçluluk duygusu insanı yöneten şeytandır ona da geleceğiz. Zaten bakın size bir tane de hat vermiş olayım, içinizde suçluluk duygusu hissettiğiniz yer yanlış yerdir. Yanlıştır. O insanda yanlıştır, mekanda yanlıştır, yediğin de yanlıştır, içtiğin de yanlıştır, hepsi yanlıştır ta ki suçluluk hissi duymayana kadar. Şöyle mesela bir ateşin yanında duruyorsun değil mi? Sana bir tesiri var ateşin. Sen o tesiri hissetmeyene kadar uzaklaş, doğru yerdesin. Ateş yine dursun orada ama sana bir etkisi yok. Bir mekanda, bir ortamda, biriyle beraber, kimse kim, annen, baban, şudur budur, herhangi bir nedenle suçluluk hissediyorsan oradan uzaklaşmaya başla ta ki hissetmeyene kadar. Artık hissetmediğin yere kadar. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Yeminli Muhafızlar
Dahi piyanist çocuk sahnede Piyanosu ile bir klasik parça çalmaktadır. Çok sayıda müzisyen de çalgıları ile ona eşlik etmektedir. Parçanın son otuz saniyesini de çalar ve müzik biter, salondaki herkes nefeslerini tutmuş ve salonda çıt çıkmamıştır ve aniden seyirciler alkışlamaya başlar. Alkış sesleri salonun içinde çınlar. Bu sırada sahnenin arkasında ki perdenin arkasında beklemekte olan Tarkan perdenin arasından sahneye bakmaktadır. Dahi çocuk, seyircilerin alkışlarına karşılık vermek istediği için sahnenin ön tarafına gelir ve eğilerek seyircilere selam verirken, Tarkan da o sırada perdenin arasından kafasını uzatarak sahneye ve seyircilere dikkatle bakmaktadır. Bu sırada Tarkan’ın gözünde değişim başlar ve göz bebeği beyaza dönüşür. (Tarkan’ın gözlerinin renk değiştirmesi sırasında dijital efekt ile değişimin beyin üzerindeki etkilerini ve Tarkan’ın beyninin özel bir bölgesinin elektriklendiğini ve faaliyete geçtiğini görürüz. Tarkan’ın beyninin herkes gibi sadece renklerle belirlenmiş sadece belirli kısmı elektrik akımı altındadır. Diğer farklı renklerle belirtilmiş bölümler ise hareketsizdir. Tarkan istediği anda beynindeki kullanılmayan özel bölgeleri harekete geçirebilmektedir. Beynin kıvrımları ve kılcal damarlar üzerindeki hareketlenmeyi ve beynin belli bir renkle işaretlenmiş hareketsiz bölümünün elektrik akımına uğradığını ve harekete geçtiğini görürüz belli bir bölgesinin uyarıldığını ve buna bağlı olarak, Tarkan’ın gözlerinin, beyinden aldığı elektrik emirle beyaza döndüğünü görürüz. Beynin sol lobundan, sağ lobuna doğru elektrik akımı olur. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Sır Bekçileri
Adı Hasan İbni Sabbah tarihin yazdığı en kanlı mücadele adamı. Terör, korku ve dehşetin babası. Şiddeti, siyasi suikastları kurumsallaştırmış ve her dönemde deha bir örgütçü olarak tanıtılmış, düşmanları için tehlikeli bir adam. 1000 yıl önce efsane oldu. O hala büyük bir efsane. Tarih boyunca bir çok eylemci örgüt onun örgütünü model olarak aldı. On bir çok kaleyi örgütünün yuvası haline getirdi.Bu kalelerin en ünlüsü, Hasan Sabbah’ın komutasındaki Alamut Kalesiydi. Sabbah ve emrindeki fedaileri, Selçuklu yönetimine karşı sürekli mücadele ettiler ve hem Arap, hem de Türk Sünni ileri gelenlerinin korkulu rüyası haline geldiler. Selçuklu işgalinden sonra İsmailliğin İran’da önemli bir güç olarak varlığını sürdürmesini mümkün kılan kişi Hasan Sabbah oldu. Aslen İran’lı olan Sabbah, Fatımi devletinin himayesindeki Kahire’deki El Ehzer üniversitesinde eğitim gördü. 1090 yılında Mısır’dan İran’a döndü ve çevresine topladığı İsmaili müritlerinin yardımı ile, Teberistan’da bulunan Alamut kalesini ele geçirdi.Alamut’u alan ve İsmaili müritlerini birer fedaiye dönüştüren yeni bir sistem uygulayan Sabbah, Abbasi hilafeti ile Selçuklu yönetimini devirmek için girişimlerine başladı. Sabbah, örgüt üyelerine “Assasins” adını verdi.Bu kelime Arapça’da “Bekçiler” ya da, “Sır Bekçileri” anlamına gelir. Sabbah’ın sır bekçileri, yeniden doğuş inancı ile, sınırsız itaat koşuluyla yetiştirilmiş birer fedai idiler. Bu nedenle örgütün bir diğer adı da, “Fedayiin” oldu. Ayrıca fedailerin yöneticilere karşı hayatları pahasına giriştikleri suikast eylemleri, o günün dünyasında büyük yankılar uyandırdı. Selçuklu yönetimi, Hasan Sabbah’ı ve örgütünü yasadışı ilan etti ve Sabbah’ın şehirlerdeki binlerce yandaşını temizledi. Nizamülmülk’ün bir fedai tarafından öldürülmesi, bu arada da Sultan Melikşah’ın ölmesi nedeniyle, büyük bir karışıklık başladı. Bu karışıklığı iyi değerlendiren Sabbah, İsmaililiği tüm İran’da, Suriye’de ve başta Horasan olmak üzere tüm Türk illerinde yaydı. İsmaililik, 1124’de Hasan Sabbah ölene kadar gücünün doruklarında varlığını sürdürdü. Hasan Sabbah’ın ölümünden sonra da yüzyıllarca varlığını sürdüren fedailer, Moğolların Alamut’u almaları ile birlikte gücünü yitirdi, ve Ortadoğu ve Asya’nın bir çok yerine dağıldılar. Bu gün de hala, O bölgelerde aynı inancı ve felsefeyi taşıyan milyonlarca insan yaşamaktadır ve bunların bir kısmı da batılı ülkelerde büyük güçler olarak varlığını sürdürmektedir. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Masum
Bir toplumsal eleştiri filmi. Turan saçı sakalı uzamış, berduş kıyafetinde elinde bir şişe şarap ile geceleyin Sarayburnu’nda kayaların üzerinde yürümekte ve içmektedir. Çok sarhoştur. Turan bir kayanın üzerine oturur ve içmeye devam eder. Bu sırada sızar kalır. Bir süre sonra balıkçı Halil gelir ve Turan’ı sırtlar balıkçı barınağına götürür, orada yatırır. Gündüz Halil, Turan’a nasihatler verir. Ölenle ölünmez şeklinde. Turan karısını ve kızını İstanbul bombalamaları sırasında kaybetmiştir ve dünyaya ilgisini yitirmiştir. O gece Halil ve Turan küçük bir tekne ile ağla balık tutmaya çıkar. İlk ağı çekerler, balıkları alırlar. İkinci ağı atıp beklemeye başlarlar. Bu sırada gökten denize saniyeler boyunca süren bir düşme olur. Bir şey teknenin çık yakınına düşmüştür. Turan denize girer ve denize düşen şeyi tekneye çıkarır. Bu bir (3-4 yaş görüntülü)çocuk melektir. Kanatları vardır. Her ikisi de dehşet içindedir. Tutan meleği paltosuna sarar ve onu Halil ile birlikte evine götürür. Turan’ın evi bir mimar evidir. Ancak her şeyin üzeri tozlanmıştır. Turan durumu anlamaya çalışırken, Halil meleği televizyonun canlı yayınına çıkarmak için televizyoncularla pazarlık yapar. Turan bunu fark eder.ç Aralarında kavga çıkar. Turan Halil’i ekmek bıçağı bacağından yaralar ve melek ile birlikte kaçar. Durum medyaya ve polise yansır. Turan kanun kaçağı durumuna düşer. Turan eskiden bir tarikat mürididir. Kardeşi de hala tarikattadır. Kardeşinden ve tarikat şeyhinden yardım ister. Şeyh onu içki içtiği için tarikattan kovmuştur. Medya olaydan bahsetmektedir. Ancak Turan’ın bundan haberi olmaz. Turan, melek ile birlikte tarikat evine gider. Şeyh ve diğerleri onu karşılar. Şeyh meleği alır, Turan’ı odadan çıkarır. Şeyh meleği satmak için gizli bir yerle pazarlık yapmaktadır. Müritlerden biri olan Nihal bunu görür ve Turan’a haber verir. Turan meleği alıp gitmek ister. Şeyh ve müritler engel olur. Turan eline geçirdiği bir balta ile bir çoğunu yaralar ve yanına melek ile Nihal’i alarak kaçar. Vatikan Meleği getirene ödül vaad eder. Polis dahil herkes meleğin peşindedir. Turan meleği korumak istemektedir. Melek hep uyumaktadır. Arada bir gözlerini açıp Turan’a gülümsemektedir. Turan, melek ölecek diye korkmaktadır. Kaçamayacaklarını anlayınca İstanbul surlarında bir yere sığınırlar. Nihal yardım bulmak için araba ile Ablasının evine gider. Turan, melekle birlikte sur dibindedir. Birkaç berduş onlara yanaşır. Berduşlar önce çok dostça davranırlar. Ancak meleği fark ettikleri zaman, ödülü hatırlarlar. Berduşlar meleği almak ister. Turan şarap şişenin kırarak adamları yaralar ve kaçar. Adamlar peşine düşer. Bu sırada Nihal araba ile geri gelir. Arabaya binerler ve kaçarlar. Toplumda çeşitli söylentiler çıkar.Turan’ın küçük bir çocuğu kaçırıp tecavüz ettiğinden, Vatikan’ın ödülüne kadar, kıyamet söylencelerine kadar herkes bir şeyler söylemeye başlar. Toplum infial halindedir ve herkes meleği bularak ondan menfaat sağlamaya çalışmaktadır. Melek cansız gibi durmaktadır. Nihal meleğin saçlarını okşar, o okşadıkça melek canlanır. Meleğin gıdası sevgidir. Bu sırada olaya profesyonel bir kelle avcısı girer ve onları takibe alır, iz sürmeye başlar. Melek yukarı çekilecektir. Turan’ın meleği belli bir yere götürmesi gerekmektedir. Büyük bir kovalamaca başlar. Bu sırada Turan ile Nihal arasında bir aşk doğar. Kovalamaca sırasında Turan meleği korumak için çok sayıda kişiyi yaralar ve öldürür. Karşılaştıkları herkes meleği ele geçirmek istemektedir. Nihal kovalamaca sırasında yaralanır ve Turan ile melekten ayrı düşer. Turan meleği bir tepeye getirir. Bu sırada etrafı jandarmalar tarafından sarılır. Yukarıdan büyük melekler iner ve küçük meleği yukarı alırlar. Turan tek başına tepede kalır. Jandarmalar her yandan Turan’a doğru ilerler. Melek masumiyeti ve etik değerleri temsil etmektedir. Diğer herkes bundan menfaat sağlamak istemektedir. Turan ise masumiyeti ve etik değerleri korumak istemektedir. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Majisyen
Bu senaryo bir simyacının, aşk ile günah arasında kalması ile meydana gelen bir mücadelenin hikayesidir. Okultist bilgiler uzmanı bir adam, günahlarından arınmak için inzivaya çekilmişken, eski aşkı o kadın ortaya çıkar ve majisyeni baştan çıkarır. Altın hırsı ile gözlerini kararmış olan kadın, cazibesini kullanarak adamın, simya yolu ile altın yapması ister. Adam direnir ama başaramaz, terk etmeye çalıştığı günaha yeniden döner. Ve işlemler sırasında acımasız ruhlar uyanır. Her biri bir kenara sinmiş ve kendilerinin davet edilmesini beklemektedir. Büyülü sözler onları uyandırır. Bu artık günah ile hayatta kalma arasında bir savaşa dönüşmüştür. Körü ruhlar altının bedelinin istemek için harekete geçerler. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
İşaretler
1980’li yıllar bir Anadolu Yatılı Lisesinde okumakta olan beş gencin hikayesidir. Bölge yatılı Lisesine çevre köylerden gelen bu beş genç bu yatılı okulda yıllar boyunca arkadaşlıklarını ve dostluklarını paylaşmıştır. Her birinin farklı hayalleri vardır. Bir gün hepsi önemli birer insan olmak istemektedir. Bu beş genç günün birinde mezun olurlar ve okuldan ayrılırlar. Bir minibüs ile okul binasından kentin otogarına oradan da köylerine dağılmak üzere yola çıkarlar. Bir çay molası için otobüs durduğunda beş arkadaş 20 yıl sonra tekrar aynı gün buluşmak üzere karar alırlar. Bu buluşma İstanbul’daki ‘Kız Kulesinde’ yapılacaktır. Bu beş arkadaştan biri filmde anlatıcıdır. Anlatıcı bu beş arkadaşın okul yıllarındaki hayatlarını anlatırken, aynı zamanda kendi 20 yıllık hayat macerasını da yaşarız. Yirmi yıl sonraki bu buluşmaya kimler gelecektir. Ve ne durumdadırlar. Rüyaları gerçekleşmiş midir. Hikayenin kahramanlarından biri hikayelerini şöyle anlatmaktadır, kendi diliyle; O zamanlar yoksulluk ve yokluk zamanlarıydı. Yoksulluk ciğerimizi sökmüştü adeta. İhtilal zamanlarıydı. Yoksulluk işsizlik, umutsuzluk çaresizlik köylerimizin, ocaklarımızın yakasına yapışmıştı. İlkokulda başarılı bir öğrenciydim. Allah razı olsun, köy öğretmeni Rauf bey bende ışık görmüş, okumam için beni Bölge Yatılı Okuluna aldırmıştı. Köyümden ilk kez ayrılıyordum. Baba ocağından, ana kucağından ilk ayrılışımdı. Hem hüzünlü hem de heyecanlıydım. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Derin Korku
Cinci bir büyücü meczup çöp evinde ölü bulunur. Büyü-tılsım defteri ortaya çıkar ve adı Metin olan genç bir takı yapımcısının eline geçer. Metin, tılsımlara bakarak 10 adet tılsım kolye yapar ama hatalı olur. Kolyeleri satar. Kolyeleri satın alanlara cinler musallat olur. Ve hepsinin karakteri asla olmak istemedikleri bir kişiliğe dönüşür. Musallata uğrayanlardan biri de Eylül isimli bir dershane öğrencisidir ve dayısı bir başka cinci-muskacı hoca olan Osman hocanın yeğenidir. Osman hoca yeğenini cinlerden kurtarmak için üstadı meczup Müfit hocadan yardım ister. Müfit hoca da cin tasallutu altındadır. Ama yardım eder. Cincinin kayıp tılsım-büyü defteri bulunur ve cinler geldikleri yere gönderilir. Cinlerin arasına karışarak deliren 10 kişi bu şekilde kurtarılır. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Belgeselci
Melik Tanrıöver. Dünya çapında büyük bir belgeselcidir. Yeni bir ödül daha almıştır. Bir gazeteci onunla röportaj yapmaya gelir ve ona belgeselcilik sevgisinin nasıl başladığını sorar Melik, gazeteciye hikayesini anlatır. Melik Tanrıöver’in belgeselcilik tutkusu çocukken gördüğü bir NATIONAL GEOGRAFIC dergisi ile başlamıştır. 1960 yılı, Türkiye’nin küçük bir kasabası. Melik (14 yaş) o yaz dayısının yol üstü restoranda çalışmaktadır. Restorana yoldan arabayla geçmekte olan iki Amerikalı turist gelir, turistler ayrıldıklarında masada bir National Geografic dergisi unuturlar. Melik dergiyi alır ve dergideki resimlere bakarak hayranlık duyar. İçindeki merak ve tutku dergide neler yazdığını öğrenmek için onu motive eder. Bir İngilizce sözlük satın almak için sırtında su taşıt, odun kırar. Cahil bir kadın olan annesi derginin yapraklarını kullanarak ateş yakmaya kalkar, Melik annesini iter dergiyi ateşten kurtarır. Dergiye tutkuyla bağlanmıştır. Melik sabah ortaokula gitmekte ve öğleden sonra ise babasının küçük bisikletçi dükkanında çalışmaktadır. Okulda öğretmenlerinden biri dergiyi alır, Melik dergiyi geri alabilmek için öğretmeni ile kavga eder. Okul arkadaşları dergiyi elinden alıp yırtmak isterler. Melik onlarla dövüşür ve dergiyi ellerinden geri alır. Tutkuyla bağlanmıştır Melik NG dergisine. Bütün kış, gaz lambasının ışığı altında dergideki İngilizce yazıları çözmeye çalışmakla geçirir. Kış böyle geçer. Yaz gelince restoranda çalışarak para biriktirir. Amacı dergiye abone olmaktır. Ama o dönemler, döviz bulmak, döviz göndermek sorundur. Restorana turistlerin gelmesini bekler. O yaz iki turist geçerken restorana uğrar. Melik onlara Türk parası ve adresini verir ‘’Ülkelerine geri döndükleri zaman kendisini dergiye abone yapmalarını ister’’. Turistler parayı ve adresi alır giderler. Yaz geçer, kış gelir, okullar açılır. Aradan aylar geçer. Dergi gelmediği için arkadaşları onunla dalga geçmeye başlar. Melik üzüntü ile içine kapanır. Ve bir gün umudunu kesmişken postadan NG dergisinin yeni sayısı gelir. Melik sevinçten çılgına döner. Gelen dergileri ilerlettiği İngilizcesi ile okur. O da artık bir belgeselci olmaya karar verir. Bir fotoğraf makinesi almak için çalışır, para biriktirir. Sonra bir fotoğrafçının yanına çırak girer. Yaz gelir ve elinde fotoğraf makinesi ile kasabanın ve doğanın fotoğraflarını çeker. Büyük belgeselci Melik Tanrıöver’in belgeselcilik aşkı böyle başlamıştır. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Başkanbey
Kırk yılını siyaset meydanlarında geçirmesine neden olmuştur. Başkanbey, taşralı kurt bir siyaset adamıdır. Ülkenin muhafazakar partisinin değişmez Belediye başkanı adayıdır. Başkanbey’i tanıyan herkes onun otoritesini kabul etmek zorunda kalmıştır. Başkanbey, siyaset hayatında, etkili ve başarılı olmuştur, onun bu gücü, kasabada ona muhalif olan herkesin sessiz kalmasına neden olmuştur. Onu seven, sevmeyen herkes onun otoritesine saygı göstermek zorunda kalır. Aksini yapan ise, Başkanbey’in, derinden gelen siyasi ayak oyunları ile başı belaya girer. Başkanbey kasabanın sahibi gibidir. O statükonun kurucusu, koruyucu ve takipçisidir. Çünkü o kasabada statükonun tek sahibidir. Ölene kadar Belediye Başkanı seçileceğini inanmaktadır. Bu duruma kasabadaki herkes, muhalefet dahil inanmıştır, bundan dolayı kasabada ki muhalefet, ve muhalif yerel gazeteler bile sinmiş konu Başkanbey olunca, Başkanbey aleyhine davranamamıştır. Yoksa kasabadan sürülmek dahil bir çok menfaatlerini kaybedebilirler. Durum böyle olunca Başkanbey’in şahsında, kasabada şizoid bir ortam doğmuştur. Başkanbey kendinde bazı özel kerametler görmekte ve durum onun güncel yaşamının her dakikasına sinmiş durumdadır. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Sır Bekçileri
Hasan Sabbah o günlerde daha on yaşında bir çocuktu. Babası ile birlikte şifalı bitkiler aramak için yollara düşmüşler ve köylerinin yakınlarındaki Hazar Denizinin kıyılarına kadar gelmişlerdi. Babası bitkilerin dilinden anlayan Himyeri kabilesinden geliyordu. Yılın belli zamanlarında doğanın bağrında özel bitkiler toplardı. Birlikte dağ,bayır ve ormanlarda yürümüşler ve yollarını bu iç denizinin kıyısına düşürmüşlerdi.. Hazar denizinin kıyısında da nadir bazı bitkiler bulunuyordu. Dağ bayır yürürken babası ormanda bir tahta parçası bulmuş onu çakısı ile yontarak bir oyuncak yapmıştı Çocuk Hasan için. Hasan bu oyuncaktan çok hoşlanmıştı. Hasan elinde oyuncağı ile oynarken göl kıyısında kumların üzerinde çıplak ayaklarıyla izler bırakıyordu. Bu arada hava değişmeye başlamıştı bile. Rüzgar bir göl yönünden esiyordu, bir karadan. Deli lanetli bir rüzgardı. Kumun üzerinde küçük anaforlar yaratıyordu. Hasan ürkmüştü, korkmuştu rüzgarın deli deli esmesinden, yüzüne, gözüne kulaklarına dolan kumları temizlemeye çalışırken gözleri babasını aramıştı çevresinde. Babası ise oldukça uzakta bir yerde bir ağacın altına uzanmış uyuyordu, uyuduğu yerde sanki rüzgar esmiyor gibiydi. Aniden, uzun büyük bir gölge düşmüştü Hasan’ın üzerine rüzgarı delip geçen gölge uzayarak ilerliyordu. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Emanet
…Gecenin geç vakitlerinde kahvenin kapanmasına yakın bir saatte Orhanlı beldesinin karanlık sokaklarında çamurlara bata çıka kapanmak üzere olan kahveye doğru yürüyen Kamyoncu Halil’di. Karanlık suratında türlü hesapların izleri dolaşıyordu sanki. Bir kaç saat önce bir fabrika müdüründen aldığı teklif karşısında dilini yutacaktı neredeyse. Hayatında ilk kez şansının döndüğüne inanıyordu. Ama fabrika müdürünün teklif ettiği işi yapabilmesi için birkaç kişiye daha ihtiyacı vardı. İş, bol paralı, cazip bir işti ve kafasından geçirdiği adamların işi kabul edeceklerine emindi. Kahveye girdiğinde kimseye selam verme gereği bile duymadı, zaten selam verse de almazlardı onun selamını bu kahvede. Karanlık işlere bulaşmayı seven bir adamdı, bir de olur olmaz hır çıkarır, içer etrafa saldırırdı. Bir de kumar masalarından kavga etmeden kalkmazdı. Kahveye girdikten sonra geçip boş bir masaya oturdu, gözünü okey oynayanlara çevirmişti, aradığı adamlardan ikisi okey masasında taş çeviriyordu adamlar sinirli görünüyordu, kaybettikleri belliydi. Adamların kaybetmesi iyi olacaktı, kaybeden adam daha da hırslanacak, paraya çok ihtiyacı olduğu için teklif edeceği işi kabul edecekti. Masadakilerden biri belde belediyesinde çalışan biriydi, diğeri de bir greyder operatörü. İkisi de iyi para kazanmalarına rağmen, içki, kumar ve kadına düşkünlüklerinden dolayı ellerinde para tutamazlar ve hep borç içinde yaşarlardı. Her ikisi de en az kendisi kadar gözü karaydı ve belaya bulaşmaktan çekinmezdi. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Emanet
…Gecenin geç vakitlerinde kahvenin kapanmasına yakın bir saatte Orhanlı beldesinin karanlık sokaklarında çamurlara bata çıka kapanmak üzere olan kahveye doğru yürüyen Kamyoncu Halil’di. Karanlık suratında türlü hesapların izleri dolaşıyordu sanki. Bir kaç saat önce bir fabrika müdüründen aldığı teklif karşısında dilini yutacaktı neredeyse. Hayatında ilk kez şansının döndüğüne inanıyordu. Ama fabrika müdürünün teklif ettiği işi yapabilmesi için birkaç kişiye daha ihtiyacı vardı. İş, bol paralı, cazip bir işti ve kafasından geçirdiği adamların işi kabul edeceklerine emindi. Kahveye girdiğinde kimseye selam verme gereği bile duymadı, zaten selam verse de almazlardı onun selamını bu kahvede. Karanlık işlere bulaşmayı seven bir adamdı, bir de olur olmaz hır çıkarır, içer etrafa saldırırdı. Bir de kumar masalarından kavga etmeden kalkmazdı. Kahveye girdikten sonra geçip boş bir masaya oturdu, gözünü okey oynayanlara çevirmişti, aradığı adamlardan ikisi okey masasında taş çeviriyordu adamlar sinirli görünüyordu, kaybettikleri belliydi. Adamların kaybetmesi iyi olacaktı, kaybeden adam daha da hırslanacak, paraya çok ihtiyacı olduğu için teklif edeceği işi kabul edecekti. Masadakilerden biri belde belediyesinde çalışan biriydi, diğeri de bir greyder operatörü. İkisi de iyi para kazanmalarına rağmen, içki, kumar ve kadına düşkünlüklerinden dolayı ellerinde para tutamazlar ve hep borç içinde yaşarlardı. Her ikisi de en az kendisi kadar gözü karaydı ve belaya bulaşmaktan çekinmezdi. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Şifreli Kitap
Meremya toprakları denilen bu lanetli vadi, dünyanın tüm kötülüklerini içinde barındıran, düzen, huzur ve barışın olmadığı topraklardır. Bu topraklarda acımazsız hükümdarlar, zalim prensler hüküm sürer. Ama onların ulaşamadığı yerlerde hüküm sürenler ise sihir ve büyücüleri ile insanın aklını başından alan, delirten büyücüler, acımasız, katil yok kesiciler vardır. Adaletin olmadığı bu topraklarda kimin gücü kime yeterse o hükmünü sürmektedir. Kaleleri savaşçılar korumakta, bir çok savaşçı altın uğruna ölümden ölüme koşmaktadır.Meremya toprakları Son Dünya olarak da bilinir, buraya gelenler ölümü göze alarak gelirler ve buradan gidenlerin yaşama garantisi hiç yoktur. Bu topraklara gelen yolların hepsi bin bir tehlike ile doludur. Meremya topraklarında, cesur ve gözü pek, ölümle alay eden savaşçılar tarafından korunan yedi kale vardır ve bunların en büyüğü Galos kalesidir. Yedi yüzden fazla savaşçı bu kaleyi düşmanlardan korumakta ve, ticaretin yapılmasını sağlamaktadır. Diğer kaleler ise sadece birer uğrak yeri olarak kullanılmakta, ziyaretçilerini ancak bir gün ağırlayabilmektedir. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Sunak
Cihan yirmi beşinci doğum gününü daha birkaç gün önce kutlamıştı. Bu kutlamaya katılmasını çok istediği aile üyelerinden hiç kimse katılmamıştı. Çünkü onun uzun zamandan beri bir ailesi yoktu. Tüm ailesinin bir trafik kazasında kaybetmişti. Yolda yürürken işte bunları düşünüyordu. Kaybettiği ailesini ve sevgilisini. Onunla nasıl bir gelecek bekliyordu kendisini bunu bilemiyordu. Sevgi’ydi sevgilisinin adı, bir reklam ajansında çalışıyordu. Bir çalışma sırasında tanışmışlar ve birbirlerine kısa süre içinde aşık olmuşlardı. Cihan o gün çok yorgundu eve dönerken yeni bir fotoğraf çalışmasından geliyordu. Bir fabrika binasını ve fabrika içindeki makineleri fotoğraflamıştı. Oturduğu apartmanın kapısından girdiğinde her zamanki gibi gitti posta kutusunu açtı ve içindeki mektupları çıkardı. Bir mektup dikkatini çekmişti. Bir köy muhtarından geliyordu mektup. Yabancı değildi köyün adı. Babasının doğduğu köydü mektubun geldiği yer. O köyü hayatında hiç görmemişti Cihan, bütün ailesini kaybettikten sonra onu bir Çocuk Esirgene Kurumuna vermişlerdi. Orada yetişmişti Cihan, liseden sonra ise üniversite sınavını kazanıp İstanbul’a gelmişti. Bütün öğrencilik dönemi yurtlarda geçmişti.Kendine hem annelik hem de babalık yapmıştı. Elinden her iş gelirdi onun. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Sır Bekçileri
Hasan Sabbah o günlerde daha on yaşında bir çocuktu. Babası ile birlikte şifalı bitkiler aramak için yollara düşmüşler ve köylerinin yakınlarındaki Hazar Denizinin kıyılarına kadar gelmişlerdi. Babası bitkilerin dilinden anlayan Himyeri kabilesinden geliyordu. Yılın belli zamanlarında doğanın bağrında özel bitkiler toplardı. Birlikte dağ,bayır ve ormanlarda yürümüşler ve yollarını bu iç denizinin kıyısına düşürmüşlerdi.. Hazar denizinin kıyısında da nadir bazı bitkiler bulunuyordu. Dağ bayır yürürken babası ormanda bir tahta parçası bulmuş onu çakısı ile yontarak bir oyuncak yapmıştı Çocuk Hasan için. Hasan bu oyuncaktan çok hoşlanmıştı. Hasan elinde oyuncağı ile oynarken göl kıyısında kumların üzerinde çıplak ayaklarıyla izler bırakıyordu. Bu arada hava değişmeye başlamıştı bile. Rüzgar bir göl yönünden esiyordu, bir karadan. Deli lanetli bir rüzgardı. Kumun üzerinde küçük anaforlar yaratıyordu. Hasan ürkmüştü, korkmuştu rüzgarın deli deli esmesinden, yüzüne, gözüne kulaklarına dolan kumları temizlemeye çalışırken gözleri babasını aramıştı çevresinde. Babası ise oldukça uzakta bir yerde bir ağacın altına uzanmış uyuyordu, uyuduğu yerde sanki rüzgar esmiyor gibiydi. Aniden, uzun büyük bir gölge düşmüştü Hasan’ın üzerine rüzgarı delip geçen gölge uzayarak ilerliyordu. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Mühürlü
İstanbul’un üzerine kirli yağmurlar düşüyordu. Fatih semti de bu yağmurdan nasibini alıyordu. Akşam karanlığı semtin üzerine çöktüğü zaman, zaten gündüzleri bile kendine ha ürkütücü bir görüntüsü olan semtin uzaktan görünüşü daha da bir gizemli olmuştu. Yağmur etkili olmuştu. Semtin sakinleri evlerine çekilmişti. Sokaklarda evlerine dönmeye çalışan tek tük insan karanlığın içinden sıyrılarak ilerlerken korkutucu görünüyordu. Uzun cüppeleri, sarıkları ve sakalları ile başka alemlere aitmiş gibi görünen bu semtin sakinlerinden bazı insanların ayak sesleri yağmur sesine karışıyordu. Yağmur sesine bir kadının duası karışmaya başlamıştı. Kadın Fatiha suresini okuyordu. Kadının sesi, bir evin önünde başlamıştı, sessiz sokaklarda, döküntü eski evlerin arasından geçerek, eski zamanlardan kalmış, mezarların arasından ilerledi. Mezarlar ve mezar taşları, ışık ve gölge oyunları arasında kalmıştı. Canlıymış gibi hareket ediyorlardı sanki. Aç martı çığlıkları semtin üzerinde, kadının dua sesiyle karışmıştı belli ki. Semtin sokaklarında yağmur sesinden başka bir ses yoktu. Sokaklara düşen ışık da giderek azalıyordu. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Hz. Süleyman’ın Anahtarı
Soğuk ve puslu bir Vatikan gününde… Alınacak kararı biliyormuş gibi Vatikan meydanlarındaki güvercinler panik halinde sağa sola uçuşuyorlardı. Son derece ciddi görünüşlü adamlar geniş bir masanın başında oturmuş derin düşüncelere dalmışlardı. Bunlar Vatikan içinde, Vatikan prensiplerine aykırı inançlara sahip ve farklı hayatlar yaşayan Kara Kardinallerdi. “Onun neden şimdi ölmesi gerektiğini anlamıyorum.” demişti kardinallerden biri. Adam gerçekten bir anlam veremiyordu Papa 2. Jean Paul’ün hemen bugünlerde ölmesi gerektiğine. O zaten yaşayan bir ölüydü ve her an ölebilirdi. Kısa bir zaman daha beklemenin ne gibi bir sakıncası olabilirdi ki? Salondaki kardinallerden birçoğu da aynı fikirdeydi. Her ne kadar Kara Kardinaller denilen bu grubun üyeleri, sayısız pislik işlere bulaşmış olmasına rağmen piş işine ellerini bulaştırmak istemiyorlardı. Onların bu kararsızlığına son veren ise son derece kararlı bir adam olan Sepp Van Montan oldu. Siyah şık bir takım elbise giymişti Sepp Van Montan; Milano’da özel terziler tarafından itina ile dikilmiş, pahalı ama çok çarpıcı bir elbiseydi üzerindeki. Kumaşı da özel olarak dokunmuş bir kumaştı ve nadir bulunan cinstendi. Uzun sarı saçlarını at kuyruğu şeklinde bağlamıştı. Gözlerindeki kara gözlükler onu filmlerden dışarıya fırlamış gizemli bir film karakteri gibi gösteriyordu. Ayağındaki siyah ayakkabılar da bu gizemli adama daha da çekici bir özellik katıyordu. Her biri, birbirinden kurnaz ve deneyimli yaşlı kardinaller onun kararlı çıkışı karşısında sessizlik içinde donup kalmaktan başka bir şey yapamamıştı. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Gölge Rahibi
Yaz tatilini birlikte geçirmeye karar vermişlerdi. Kendilerini ayrılmaz arkadaşlar “Kanka” olarak görüyorlardı. Gerçekten de öyleydiler ama sıradan bir hayatta birbirlerine Kanka olanlar, hayatları tehlikeye girdiğinde acaba birbirlerine ne kadar sadık kalacaklardı? Bunu da ancak gerçek tehlikeler ile yüzleşecekleri Kara Orman’da anlayabileceklerdi. Bu dört genç insan sadece birer iyi arkadaş değil, aynı zamanda birer çifttiler. Bütün üniversite yılları boyunca, daha birinci sınıftan bu sene mezun oldukları son sınıfa kadar her bir arada olmuşlardı. Aylar önce mezun oldukları zaman, hayata atılmadan önce son bir kez daha sorumsuzca bir yaz geçirmek ve yaz boyunca her türlü çılgınlığı yaşadıktan sonra çalışma hayatına geçmeyi düşünüyorlardı. Her birinin de işleri hazırdı döndüklerinde. En az iki ay sürmesini bekliyorlardı yaz tatillerinin. Hesapsız, kitapsız davranmak, canları nerede istiyorsa, belirli bir plana bağlı olmaksızın orada konaklamak, istedikleri yerde, istedikleri kadar kalarak kendilerini akıntıya bırakmak istiyorlardı. Yıldızlı gecelerin altında yerde toprağın üzerinde yatmak, ıssız, kimsenin olmadığı yerlerde kamp kurup bir ateşin etrafında toplanarak şarkılar söylemek, sarhoş olduktan sonra sınırsızca sevişmek. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Emanet
…Gecenin geç vakitlerinde kahvenin kapanmasına yakın bir saatte Orhanlı beldesinin karanlık sokaklarında çamurlara bata çıka kapanmak üzere olan kahveye doğru yürüyen Kamyoncu Halil’di. Karanlık suratında türlü hesapların izleri dolaşıyordu sanki. Bir kaç saat önce bir fabrika müdüründen aldığı teklif karşısında dilini yutacaktı neredeyse. Hayatında ilk kez şansının döndüğüne inanıyordu. Ama fabrika müdürünün teklif ettiği işi yapabilmesi için birkaç kişiye daha ihtiyacı vardı. İş, bol paralı, cazip bir işti ve kafasından geçirdiği adamların işi kabul edeceklerine emindi. Kahveye girdiğinde kimseye selam verme gereği bile duymadı, zaten selam verse de almazlardı onun selamını bu kahvede. Karanlık işlere bulaşmayı seven bir adamdı, bir de olur olmaz hır çıkarır, içer etrafa saldırırdı. Bir de kumar masalarından kavga etmeden kalkmazdı. Kahveye girdikten sonra geçip boş bir masaya oturdu, gözünü okey oynayanlara çevirmişti, aradığı adamlardan ikisi okey masasında taş çeviriyordu adamlar sinirli görünüyordu, kaybettikleri belliydi. Adamların kaybetmesi iyi olacaktı, kaybeden adam daha da hırslanacak, paraya çok ihtiyacı olduğu için teklif edeceği işi kabul edecekti. Masadakilerden biri belde belediyesinde çalışan biriydi, diğeri de bir greyder operatörü. İkisi de iyi para kazanmalarına rağmen, içki, kumar ve kadına düşkünlüklerinden dolayı ellerinde para tutamazlar ve hep borç içinde yaşarlardı. Her ikisi de en az kendisi kadar gözü karaydı ve belaya bulaşmaktan çekinmezdi. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Derin Vadi
Az önce, yüksek bir uçurumun üzerinden akmakta olan şelalenin önünde duran lüks yolcu otobüsünden ilk inenler arasında Barış ve Selin çifti vardı. Kutsal ve kadim bir bilgelik pınarından kaynamakta olan suyun gizemini taşıyormuş gibi çağlayan şelalenin güzelliğinin farkında olmak bile istemiyormuş gibi, şelaleyi görmezlikten gelen Selin, sırtını şelaleye dönmüş ve hemen cep telefonundan konuşmaya başlamıştı bile. Hem sözleri hem de o sözlere yüklediği anlam enerjisi küçümseme, aşağılama, hor görme, görmezlikten gelme şeklindeydi. Israrla önündeki muhteşem güzelliği görmezlikten geliyor, ona hayranlık duymamak için kendini kendi kapıyordu. Diğer yolcular da iki rehber öncülüğünde otobüsten inene kadar bıkkınlık kusan konuşmasını sürdürmüş, hemen her şeyden şikayet etmişti. Konuşurken sırtını dayandığı kalın direğin üzerinde ok işareti ile gösterilmiş olan “Derin Vadi” yazısının farkında bile değildi. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Çamur Tanrısı
O sırada bu yeni tanrı için İskenderiye kentinde büyük şenlikler ve ayinler düzenlenirken, diğer yandan çölün kavurucu sıcağında, kendi tanrılarının onlara bahşettiği iman gücü ile çöl kumlarına karşı koymaya ve hayatta kalmaya çalışarak İskenderiye kentine doğru ilerlemekte olan bir kervan dikkat çekmekteydi. Bu gizemli kervanda 11 kişi vardı ve yaşları yediden başlıyor yetmişte sona eriyordu. En gençleri olan Atana henüz yedi yaşındaydı ve hem öksüz hem de yetimdi. Terk ettikleri Mısır tapınağında onun için bazıları; O babasız doğdu derdi, insan bir anne, tanrı babadan olma. Bazıları ise onun doğmadığı ve tanrı çamurundan yapıldığı iddia ederdi. Bazıları ise tüm bunların doğru olmadığını, onun gerçek bir anne ile babadan doğduğunu annesinin, onu doğururken öldüğünü, babasının ise çölde kaybolduğunu öne sürerlerdi. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Derin Vadi
Az önce, yüksek bir uçurumun üzerinden akmakta olan şelalenin önünde duran lüks yolcu otobüsünden ilk inenler arasında Barış ve Selin çifti vardı. Kutsal ve kadim bir bilgelik pınarından kaynamakta olan suyun gizemini taşıyormuş gibi çağlayan şelalenin güzelliğinin farkında olmak bile istemiyormuş gibi, şelaleyi görmezlikten gelen Selin, sırtını şelaleye dönmüş ve hemen cep telefonundan konuşmaya başlamıştı bile. Hem sözleri hem de o sözlere yüklediği anlam enerjisi küçümseme, aşağılama, hor görme, görmezlikten gelme şeklindeydi. Israrla önündeki muhteşem güzelliği görmezlikten geliyor, ona hayranlık duymamak için kendini kendi kapıyordu. Diğer yolcular da iki rehber öncülüğünde otobüsten inene kadar bıkkınlık kusan konuşmasını sürdürmüş, hemen her şeyden şikayet etmişti. Konuşurken sırtını dayandığı kalın direğin üzerinde ok işareti ile gösterilmiş olan “Derin Vadi” yazısının farkında bile değildi. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Çamur Tanrısı
O sırada bu yeni tanrı için İskenderiye kentinde büyük şenlikler ve ayinler düzenlenirken, diğer yandan çölün kavurucu sıcağında, kendi tanrılarının onlara bahşettiği iman gücü ile çöl kumlarına karşı koymaya ve hayatta kalmaya çalışarak İskenderiye kentine doğru ilerlemekte olan bir kervan dikkat çekmekteydi. Bu gizemli kervanda 11 kişi vardı ve yaşları yediden başlıyor yetmişte sona eriyordu. En gençleri olan Atana henüz yedi yaşındaydı ve hem öksüz hem de yetimdi. Terk ettikleri Mısır tapınağında onun için bazıları; O babasız doğdu derdi, insan bir anne, tanrı babadan olma. Bazıları ise onun doğmadığı ve tanrı çamurundan yapıldığı iddia ederdi. Bazıları ise tüm bunların doğru olmadığını, onun gerçek bir anne ile babadan doğduğunu annesinin, onu doğururken öldüğünü, babasının ise çölde kaybolduğunu öne sürerlerdi. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Bilge Kaskana
Bilgelik ve büyülüğün yetmediği yerde söz altına geçer. Altının yetmediği yerde ise söz bilgelik ile büyücülüğe. Şimdi bende hepsi vardı ve tek dileğim doğduğum ülke olan Babil’de yeniden yaşamaktı. Umutla yıllarca affedilmeyi bekledim. Tüccar olmaya karar verişim kolay olmadı elbette. Ben bilgeliğe ve büyücülüğe alışmış bir insandım ve başka bir işten anlamadığımı düşünüyordum. Bilgeliğin ve büyücülüğün başka her şeyden, hatta krallıktan bile daha üstün olduğunu düşünüp kibre kapılmıştım. Daha gençtim o zamanlar ve perdeli gözlerim, daha bilmediklerim ne kadar çok olduğunu görmüyordu. Bildiklerimi yeterli görüyordum. Kibir şeytanın tohumudur ve o tohum her zaman insanın içindedir, sadece sulanmayı bekler. Bir az başarı kibrin sulanması için yeterlidir.. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Başkaları Cehennemdir
Tavanda kocaman bir avize ışıl ışıl parlıyordu. Duvarlarda bir sürü dini ikona vardı. Onlar da sanki yüzyıllardır orada duruyormuş gibiydi. Masanın çevresinde on bir kişinin oturduğunu gördüm. Bunların bir kısmı asırlık insanlar gibi, ağır ve dingindi. Bir kaçı orta yaşlarda ve birkaç tane de ergenlik çağında genç vardı. Oturdukları sandalyelerde muhtemelen antika sınıfında sayılacak kadar eskiydi. Kendi aralarında mırıldanarak bir şeyler konuşuyorlardı. Biz içeri girince hepsi anında sustu ve bana bakmaya başladılar. Beni eve getiren genç kız yanımda süzülerek kaydı geçti ve masaya doğru yürümeye başladı. Ben kapının önünde masadan birkaç metre uzakta durmuş bekliyordum. Şimdi On iki çift göz beni dikkatlice süzmeye başladı. Çok ciddi yüz ifadeleri vardı, ama birden bire kalplerindeki temizliğin ve dürüstlüğün bu insanların bakışlarına ve yüzlerine yansıdığını hissetmiştim. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Anlamsızlık Paradoksu
Bu sırada, Anlamsızlık Paradoksu’nun henüz ele geçiremediği alanlarda, doğa varlığını kendi istediği şekilde, belli bir düzen ve denge içinde kendi kosmosunda, ve kendi kosmosunda yarattığı küçük kaosları anlamlı bir bütünlük içinde birbirine bağlayarak sürdürüyordu.. Zamanı gelenleri yok ediyor, sürüklüyor, itiyor, inat edenleri zorluyor ve kendine ait olanları ait oldukları yerlere yerleştiriyordu.. Kendi kozmosu içinde yarattığı minik kaoslarda ise, doğa fantastik bir resim boyar gibiydi.Ağaçların dalları hafif hafif sallanmakta ve yapraklar sağa sola savrulmaktaydı. Kırk yaşlarında uzun boylu ve zayıfça bir kadın, tahtaperde çitin önünde yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Kadının yüzünde başka dünyalardan, başka zamanlardan gelmiş tanımlanamaz bir ifade vardı. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Alef Yolcuları
Kendi kendime söylenip duruyorum “ Deli misin sen kardeşim?” diye ama duramıyorum, ayaklarım beni bir yerlere sürükleyip duruyor. Oysa hava öyle sokaklarda sürtme havası değil. Birkaç gündür İstanbul da tüm diğer kentler gibi kar yağışı altında eziliyor. Okullar tatil kimse sokağa çıkmak istemiyor. Bir anda kendimi Beyazıt meydanında buluyorum Neden buradayım bilmiyorum? Kar atıştırmaya devam ediyor. Sokaklar kendi kaderine ve üzerine yağan beyaz örtüye gönüllü teslim olmuş. Bir his, tarif edemediğim tuhaf bir his beni Sultanahmet’e doğru sürüklüyor. Kara aldırmadan yürümeye çalışıyorum. Akşam erken çökmüş sokaklara, birkaç gölge sessizce bir yerlere sığınmaya çalışıyor. Divanyolu caddesinin her iki yanında çeşitli binaların arasında kalmış eski Osmanlı mezarları ve türbeler tuhaf bir ışık altında, üzerlerine sanki nur düşmüş gibi duruyorlar. Neon ışıkları mezarların, türbelerin yaşayanlara”Bizler buradayız, ibret alın, her can ölümü tadacaktır.” mesajını iletmek ister gibi ruhani. Bir aldıran var mı ? Bilmiyorum.Sultanahmet meydanındayım, her yer yine tuhaf bir ruhanilik altında, gece çok karmaşık şeylere gebe gibi duruyor. Sultanahmet camii ve çevresindeki külliye binaları muhteşem bir sarı ışık altında, bize “ Görmeden geçmeyin.” der gibi. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Yazar Olmak
Son zaman insanlarının nasıl davrandıklarını görünce gerçekten şaşırıyorum. Her biri kaçmak istiyor ve kaçıyorlar. Hiç biri acılarla yüzleşme acılarla ve zorluklarla mücadele yoluna gitmiyor. Steril bir hayatın peşindeler. NE YAZIK onlara. Acılar insanları yoğurur, insanların içindeki karanlık noktaları açar. Yeni bir ufuk verir insana. Bir yazar acılardan kaçmaz, onlara göğsünü açar ve darbelerin inmesini bekler. Her darbeyi içine alır ve ondan beslenir. Steril bir hayat bir yazarın tercihi asla olmamalıdır. Yoksa yazamayan, düşünemeyen insanlar haline gelirsiniz. İlham sizlere acıların, sıkıntıların, üzüntülerin açtığı kapılardan girer. KAÇMAYIN , YÜZLEŞİN, GÖĞÜS GERİN….Bir adam . Adı Jack London. Amerikan edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri. Nasıl bir hayat yaşamış ? Acılarla, sıkıntılarla dolu. Sadece bedensel acılar değil, duygusal acıları da yaşamış bir adam en derinlerde yaşamış hem de. Jack London ‘Martin Eden’ isimli romanında kendi hayatını kaleme almıştır.O bir denizci, okuma yazması yok. Eğitimi hiç yok. Gerçek bir serseri, kriminal bir tip. Bir gün sosyeteden bir kızın kardeşini kurtarır serserilerin elinden. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Samimiyet Faktörü
Karşındakini BİR BAKIŞTA Etkilemek gerçekten mümkün müdür? An nedir? An sadece bir bakış, bir göz kırpış zamanıdır. Biri ile göz göze geldiğinizde gölerin birbirleri ile temas halinde olduğu o ilk “saniye” ya da saniyeden de kısa amana “AN” diyebiliriz. Bir işlemi o kısa zaman BİR BAKIŞTA gerçekleştirdiğimiz zamansa o işi “BİR BAKIŞTA” yapmış oluruz.Demek ki, ilk göz göze gelme BİR BAKIŞTA karşınızdaki kişiyi etkilediniz, etkilediniz. Ondan sonra gelen zaman dilimi içinde karşınızdaki insan kapalı bir kutudur ve “Temel İçgüdüleri” yerine doğrudan ÜSTBEN etkisi altında hareket eder. Bir kişiyi BİR BAKIŞTA etkilemek için üstbenin harekete henüz geçmediği o ilk anda, henüz “Temel İçgüdüyü” referans olarak kullanabileceği o anda etkilemeniz gerekir. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Metafizik Olmak
Pusulası olmayan bir gemi gibi, hesapsızca, nereye, nasıl gideceğini, hangi limana demir atacağını bilmeyen gemiler gibidir İnsanlar fizikler eğer önüne belli bir hedef ve yöntem koymazlarsa. Bizler böyle zayıf bir durumdayız. Hayatınızı beklemekle geçiremezsiniz. Sorun da nasıl bir durumda olduğumuzu görmüyor olman. Bir şekilde ilk adım atılamıyor. Daha ne kadar bu böyle sürecek? İlk adımı atmak için zamanımız hala var, geç kalınmış değil, eğer hemen şimdi başlarsan geç kalmış sayılmazsın. Doğru zamanı bekler ve “İşte şimdi tam zamanı” derseniz, belki de geç kalmış olursun. Başarı bir süreçtir ancak bu yolculuğa çıkarsanız ki bir kere çıkmanız yeterli olur. Hedeflere ulaşmanız kolaylaşır ve ilk adımı atmış olursun. Öncelikli olan da budur zaten. İlk adımı atmak için büyük olman gerekli değildir ama büyük olmak için başlamak gereklidir. Başarı ilk adımla başlar. Bütün” büyük işler, bir zamanlar atılmış küçük adımlarla başlamıştır. Dev bir ağacın bir zamanlar sadece bir tohum olduğunu unutma. En uzun yolculuklar bir adımla başlar. Bu yolculuk kötü bile başlasa, unutmamak gerekir ki yarışa kötü başlayan çok yarışçı, yarışı birinci bitirmiştir. Bugün yapamadığını, yarın yapabilirsin. Sen yarın daha başka bir metafizik olmayı başarırsanız, yarın da bu günden farklı bir gün olacaktır. Yapman gereken sadece ilk adımı atmaktır. Hayatından daha fazla bireysel başarı elde edebilmenin teme adımları vardır. Hedeflerini ortaya koy. Nerede olduğunun farkına var. https://mustafakarnaskitaplari.com/
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Mesnevi’deki Tanrısal Sırlar
Hem Mevlana, hem de eserleri derin büyük bir okyanus. Üzerine ve hakkında yazılacak olanlar da “Deryada bir damla su misali”. Mevlana ve Mesnevi ile eserleri üzerine çok şeyler yazılmıştır. Ama onu tanrısal bir bakış açısı ile incelemek, özellikle de Mesnevi’deki Gizli Öğreti’nin izlerini aramak ve bunları keşfetmek bambaşka bir bakış açısını getirir.Kimdir Mevlana, bir Sufi mi? Bir filozof mu? Bir düşünce adamı mı? Elbette bunların hepsi ve bunlardan fazlasıdır. Özellikle Mesnevi’de bunun işaretlerini daha çok vermektedir Mevlana. Orada Gizli Öğreti’nin Tanrısal Sırları’nı Tanrısal semboller kullanarak açık etmiştir. Her sıe keşfedilmek ister gerçekte. Özellikle de Tanrısal sırlar keşfedilmek için vardır.“Biz onları açıklayarak gizledik, gizleyerek açıkladık.” Alegorisinde de büyük sırlar vardır. Bu bakış açısı ile Mevlana’nın Mesnevisi’ni inceledik ve Gizli Öğreti’nin keşefedilmeyi bekleyen Tanrısal Sırları’nın keşfetmeye çalıştık. Deryadan bir damla su da biz aldık.
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Kadim Bilgelik Sırları
Eskilerde ‘Gizli ve Ulaşılmaz’ olan evrensel bilgi, günümüzde merak eden, arayan, araştıran, ilgi duyanlar için her zamankinden daha fazlar gözler önünde artık. Bu aynı zamanda tüm insanlığın ortak mirası ve bazı temel soruların cevaplarını içeriyorlar. “Bu KİTAPTA başka yerlerde erişmekte güçlük çekeceğiniz, düşünce ve farklı yaklaşımlar bulacaksınız. İçlerinden kendinize uygun olanları kabul edip istediğinizi reddedebilirsiniz. Seçim size aittir.” Hayatı tercihler belirler. Bu kitap kadim bilgelik, bilgeliğin sırları ve bilgelik sözleri ve hikayeleri ile okuyana yeni bir bakış açısı, yerine göre yeni bir hayat ve yeni bir başlangıç sunmaktadır. Antik Bilgelik sırları gerçekten de ölmeden önce bilmeniz gereken sırlardır ve onları ne kadar erken öğrenirseniz o kadar engin bir hayat yaşarsınız. Her yönden zenginlik, maddi ve manevi dünya için sır kapıları açılmaktadır…
https://mustafakarnaskitaplari.com/
İnsan Milleti
Konfeksiyoncu kızlar üzerine….Kendini bilirkişi diye niteleyen bir çok eksik kişi, bazı eleştirel durumlara girdikleri zaman, “Konfeksiyoncu kızlar..” şeklinde konuşarak onları aşağılama yoluna giderler. Bu tür insanlar kendi camdan kulelerinde yaşayan zavallılardan başka bir şey değildir. Konfeksiyoncu kızlar toplumun en dinamik, en esnek ve gelişmeye açık kızlarıdır. Öğrenmeye be tanımaya açtırlar ve öğrenmek için her zaman hazır dururlar. Bir çok konfeksiyoncu kız şaşırtıcı derecede bir üniversite profesöründen daha sağlıklı düşünebilmekte ve aile ilişkilerini onlardan daha mantıklı düzenleyebilmektedir. Konfeksiyoncu kıların, eğitimli kızlar gibi ön yargıları olmadığı için karşılarındaki insanları daha nesnel bir şekilde görmeyi başarırlar ve tahlilleri de son derece kuvvetlidir. Bir çok eğitimli kız son derece basit hatalar yaparak, hayatlarını kendileri ve başkaları için zehir ederken, konfeksiyoncu kızlar dingin bilinçleri ve duru görüşleri sayesinde daha parlak ilişkiler kurabilmektedir. Bir konfeksiyoncu kız bir ailenin gerekirse tüm yükünü kaldırabilecek öz güvene ve güce sahipken, bir çok eğitimli kız kendi kıçlarını temizlemekten aciz kalır. Para kazanmanın tadını erken yaşlarda öğrenen konfeksiyoncu kızlar, eğitimli kızlara göre gerçek hayatta yaşamayı daha kolay becerirken, eğitimli kızların hayal dünyasından gerçek hayata geçmeleri daha acılı olur. Erkeklerle baş etmekte, kocaları idare etmekte konfeksiyoncu kızlar, eğitimli kızlara göre daha başarılıdır. Konfeksiyoncu kızların aşkları, diğerlerine göre daha tutkulu olur. Çünkü onlar birine gerçekten aşık olmadan önce bilmeden çok ince eleyip sık dokurlar ve son derece seçici davranırlar. Erkeklerinde gerçek erkek özellikleri ararlar ve olmayanları hemen elerler. Onların bu konuda çok az hata yaptığı gözlenmiştir. Konfeksiyoncu kızlar, eğitimli kızlara göre daha ilkeli davranırlar. Kafaları karışık değildir. Nelerle nasıl mutlu olacaklarını iyi bilirler. Çocuk doğurmaktan çekinmezler ve bu dönemle başarılı bir şekilde baş ederler. Kendilerini doğanın ve hayatın akışına bıraktıkları için, yeni durumlar açıktırlar ve kolay uyum sağlarlar ama eğitimli kızlar, sürekli bir şeylerden yakınarak, “Yok İstiklal caddesinde yine mi kazı var.., Yok trafik yine sıkıştı, yok çok mutsuzum, yok Afrika’daki açlar, yok börtü böcek..” gibi sayısız konuda dırdır ederler ve zannedildiği gibi eğitimli kızlar öyle sakin insanlar da değildir. Kızdıkları zaman ana avrat küfür ettiklerini çok gördüm. Yani adamı katil ederler.Ama bir konfeksiyoncu kız bir erkeğe ana avrat küfrü ederse başına ne geleceğini bildiği için buna cesaret etmez. Eğitimli kızlar ise bunu kendilerinde hak olarak görürler. Yani zannedildiği gibi, eğitimli kızlar konfeksiyoncu kızlardan daha üstün değildir. Konfeksiyoncu kızlara tek tavsiyem, kendilerinin ne kadar değerli olduğunun farkına varsınlar ve bu yeteneklerini ve güçlerini kullansınlar. Bir çok eğitimli erkek, bir konfeksiyoncu kızla evlenmeyi tercih eder, onlardaki bu özel yeteneklerin farkına varsaydı. Eğitimli erkekleri mahveden de işte bu ön yargıları olur hep, onlar eğitimli kızları, konfeksiyoncu kızlardan daha üstün gördükleri için hata yaparlar ve başlarına eğitimli bir kız sarıp, ömür boyu çile çekerler.
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Bumerang Etkisi
Başınıza gelen her şeyi, hayatınıza gerçekten siz mi çekiyorsunuz? Kesinlikle hayır? Başınıza gelen bir çok şeyin bir kısmını siz kendinize çekiyor olabilirsiniz ama çekmedikleriniz daha çok. Biz buna “Bumerang Yasası”, Evrenin Bumerang Yasası deriz. Sadece yaptıklarınız değil, yapmadıklarınız da başınıza gelenlerin sorumlusudur. Biz buna aynı zaman da “Tahterevalli Paradoksu” da diyebiliriz. Nedir bu? Kendini varlığınızı başkalarının varlığına göre konumlandırdığınız da başınıza gelecek olan da budur zaten. İçten içe çevrenizdeki bazı insanlar ile kendinizi kıyaslıyor ve kendi başarınızı onlarınki ile tartıyorsanız.Ya da çoğu zaman milyonlarca insanın isteyerek ya da istemeyerek, kıskançlık, haset ya da rekabet duygusu ile başkalarının başarısızlığını istiyorsanız. Bu durumda evreni harekete geçirirsiniz. Artık çarklar dönmeye başlar. Ama unutmayın, sizin bulunduğunuz yerde başkaları da vardır. Onların da talepleri, istekleri ve tutkuları vardır ve onlar da evrenden dilekte bulunur. Onların istekleri bir şekilde daha güçlü çıkarsa ve evren onların dileklerini yerine getirirse siz o kişilerle bir “Tahterevalli Paradoksu” kurduğunuz için evren sizden alır ve onlara verir.
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Bilgenin Son Günü
O gün İskenderiyeli bilge Hortus bir gurup öğrencisine ve şunları söyleyerek dersine başlamıştı; “Ben İskenderiye’nin bilgesi, ben her zaman bir bilge değildim. Çoğu zaman bilgelik yolunda ilerleyen, her an öğrenen ve öğreten bir yol, bir yolcu, yolda karşılaştığınız bir dost eli, bazen yolun üzerine düşmüş bir ağaç dalının gölgesi gibiydim. Hem aradım, hem de arandım. Bazen, merkezde tek başınalığın erişilmez yalnızlığında diğerlerine tutunacak bir dal oluyordum, bazen de kendim uzanacak ya da tutunacak bir dal arıyordum. Sevgili talebelerim, siz bilgiye aç, istekli ve tutkulusunuz, öğrenmek istiyorsunuz, çünkü içinizdeki ışık bir başka farklı olmak istiyor. Madem talep ediyorsunuz o zaman alacaksınız benden istediğinizi, alacağınız her zaman talep edeceğiniz kadar olacak elbette. Bir tepenin üzerinde duranla, bir ağacın gölgesine sinmiş iki ayrı kişi, güneş aynı şiddette ışığını vermesine rağmen aynı derecede ışıktan yararlanamaz. Seçimler her zaman etkin olandır. Her neredeysen oradan görürsün bilginin farklı bir yüzünü.” Bilge talebelerinin söylediklerini hazmetmesi için bir süre sessiz kaldı, onlara yeterince zaman tanıdıktan sonra konuşmaya devam etti.
https://mustafakarnaskitaplari.com/
Cinsiyetle barışık hayat sürmek bence kendini sevmekle başlıyor
Bu akşam beyazyol’un konuğu ‘UBUNTU ŞİFA OLSUN’ sitesi ile sevgili ELİF YAZICI hanım. Elif hanım Aromaterapi, Fitoterapi, sağlıklı yaşam danışmanı.. Kendi ‘UBUNTU ŞİFA OLSUN’ sayfasında, Aromaterapi Fitoterapiyle ilgili paylaşımlarını zevkle takip ettiğim Elif hanım, bu akşam beyazyol okuyucuları için sorularımı cevapladı. Bu bilgileri değerlendireceğinizi umuyorum.. 1-Sevgili Elif hanım UBUNTU ŞİFA OLSUN sayfanızdaki Aromaterapi ve Fitoterapi ile ilgili paylaşımlarınızı ilgiyle takip ediyorum. Bu konular hakkında beyazyol okuyucuları için konuşacağımız için de mutluyum. Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? -Öncelikle teşekkür ederim, severek takip ettiğim bir site olarak, benimle röportaj yaptığınız için.. 11 yıl evvel çok uzun zamandır çözülemeyen sağlık sorunları ve cilt hastalıkları ile savaşırken Aromaterapi ve Fitoterapi ile tanıştım. Sağlık sorunlarım yıllardır artarak ilerlerken, bu doğal tedavi yöntemleri ile birkaç hafta içinde müthiş bir ilerleme kaydettim ve ben bu mucizevi durumun etkisiyle bu işin içinde olmak istediğime karar verdim. Şanslıydım ki işin mutfağında olarak Aromaterapi, Fitoterapi, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler, Cilt Bakımı, Naturapati ve Homeopati eğitimleri aldım ve hala da hevesle öğrenmeye devam etmekteyim. Bilgilerimi paylaşmak ve kendi tarzımla yansıtmak içinde UBUNTU ŞİFA OLSUN’u kurdum. Şimdilerde Safranbolu’da hizmet veren UBUNTU ŞİFA OLSUN sosyal medya kanalıyla da, herkesin ulaşabileceği kadar yakın aslında. 2-Aromaterapi ve Fitoterapi ile çalışıyorsunuz, bu iki terapinin ne olduğu ve birbirlerinden ne farkları olduğu hakkında kısaca neler söylersiniz? -Aromaterapi ve Fitoterapi aslında bütüncül yaklaşımın ayrılmaz birer parçası ve birbirinin tamamlayıcısı iki yöntemdir. Aromaterapi: Koku yolu ile şifalanma anlamına gelir. Saf eterik yağlarla aroma lamba, aroma banyo, masaj, ovma, kozmetik malzemeleri zenginleştirmek gibi yöntemlerle uygulanan bilimsel bir terapi yöntemidir. Çoğu zaman haricen kullanılır. Fitoterapi: Hastalıkların şifalanmasında yüzyıllardır kullanılan bitkilerle tedaviyi amaçlar. Kapsamlı ve kişisel bir yöntemdir. Tedavi esnasında bitkiler, bitkilerden elde edilen preparatlar, macunlar, çaylar vb. kullanılır. İkisi arasında ki tek fark şifalanmak isteyen kişinin bakış açısı veya tercihi olabilir. Yine söylüyorum ki aslında birçok yöntem gibi, birbirinin tamamlayıcısıdır. 3-Fitoterapi ve Aromaterapi’nin kullanım alanları farklı mıdır? -Alan diye ayırmak sanırım biraz alopatinin işi diye düşünüyorum. İnsan vücudu, zihni ve ruhu bir bütündür ve bütüncül olarak ele alınması gerekir. Sadece uygulama ve uygulanış şekilleri açısından farklılık gösterebilirler. Örneğin; Fitoterapi kabızlık için kişiye yaban mersini tüketilmesini önerirken, Aromaterapi kekik yağını ayakaltları ve kasık bölgesine sürülmesini önerir. Her iki yöntemin beraber kullanılması ile hem daha hızlı hem de kalıcı sonuçlar elde edilir. 4-Malum sınav öncesi bir dönemdeyiz, gençlere sınav öncesi zihin açıcı ve konsantrasyonlarını kolaylaştırıcı bir öneriniz olabilir mi? -En çok sevdiğim ve en hızlı sonuç aldığım konulardan biridir. Sınav öncesi yada sınava hazırlanırken (yaşın bir önemi yok), aroma lamba olarak ders çalışma esnasında, bulunulan oda içerisinde portakal kabuğu yağı ve biberiye yağı yakılarak kullanılmasını tavsiye ediyorum. Portakal enerji verip, konsantrasyonu arttırırken, biberiye ise bilgilerin hafızada tutulmasını sağlar. Not: Her 5 m² alan için ikişer damla, aroma lambaya eklenmelidir. Sınava girmeden hemen önce ardıç yağını derin nefesler alarak koklamak ise bilgilerin ön belleğe gelmesini, yani kolay hatırlamayı sağlar. Dahili olarak ise Mabed ağacı (Ginko Bloba) ve Hindistan cevizi yağı tüketilmesi öğrenmeyi kolaylaştırır ve hafızayı güçlendirir. 5-Uyku düzensizlikleri, uykusuzluk yaşayan kişiler için neler önerebilirsiniz? -Burada uykusuzluğun ana faktörü önemlidir. Kronik uykusuzluk için farklı tedaviler uygulansa da, genel olarak lavanta yağı rahatlatıcı bir etkiye sahiptir. Kolay uykuya geçişi ve kısa süre uyunsa bile kaliteli bir uyku çekmeyi sağlar. Yastığınızın her iki ucuna birer damla lavanta yağı damlatabilir veya aroma lamba olarak başucunuzda yakabilirsiniz. Yine yatmadan önce içilen iki fincan yasemin veya limonlu melisa çayı da benzer etkiye sahiptir. İyi bir uyku için Melatonin hormonunun en aktif olduğu 23:00-03:00 saatleri arası uyumalı, oda zifiri karanlık olmalı ve radyasyon veya ışık yayabilecek telefon, pc, televizyon, modem gibi aletler yattığınız odada bulunmamalıdır. 6-Gribal enfeksiyonların ve polenlerin yoğun olduğu bu mevsimde, özellikle alerjik durumları azaltıcı bir öneriniz olabilir mi? -Allerjik reaksiyonlar çoğu zaman düşük bağışıklık sisteminin göstergesidir. Bu nedenle bağışıklık sistemini güçlendirecek takviyeleri Nisan-Mayıs ve Eylül-Ekim aylarında düzenli olarak kullanmak, bağışıklık sistemini koruyucu etkiye sahiptir. Çin Tıbbına göre de makbul olan iyileşmek değil, aslında hasta olmamaktır. Ekinezya Kızılderililerden bu yana kullanılan en iyi bağışıklık güçlendirici bitkilerdendir. Çörekotu, çay ağacı yağı, greyfurt çekirdeği ekstresi, C vitamini, mürver yemişi, okaliptus yağı. Bunlarda hem bu alerjik süreçleri çok kolay atlatmayı sağlayacak hem de bağışıklık sistemini güçlendirerek tekrarlamasına mani olacaktır. 7-Malum biz kadınların en önem verdiği konulardan biride cilt bakımı konuları. Cilt temizliği için bitkisel ürün olarak neler önerirsiniz? Birde genel olarak cilt için krem olarak kullanabileceğimiz karışımlar neler olabilir? -Doğru, biz kadınlar cildimize çok önem veririz. Fakat en büyük yanlışımız, içerisinde sentetik ve kimyasal maddeler bulunan birçok ürün kullanıyor olmamızdır. Bu nedenle önceliğimiz iyi içerik okumak olmalıdır. Bir örnek vermem gerekirse; Vazelin 1950’li yıllardan bu yana petrol ve petrol türevlerinden elde ediliyor. Bizde en doğal nemlendiricilerden olduğunu düşünerek kullanıyoruz. Doğru kozmetik ürünler kullanarak, bunu eter yağlarla zenginleştirmek cilt güzelliğimiz için yeterli olacaktır. Cilt temizliği için: Moringa içeren bitkisel temizleyiciler ya da kostik içermeyen sabunlar kullanılabilir. Sivilce-akne problemleri için: Lavanta ve çay ağacı yağı. Güneş ve doğum lekeleri için: Portakal kabuğu ve messin limonu yağları. Elastikiyet kaybı için: Paçuli yağı Kuru ciltler için: Jojoba ve argana bitkileri içeren kremler Göz çevresi için: Avokado ve kuşburnu çiçeği yağı Makyaj temizleyici olarak: Üzüm çekirdeği yağı ve acı badem sütü tüm hanımlara önerilerimdir. 8-Kalp sevginin yeri, bu konuda herkesin kendince problemleri vardır. Kimi sevemez, kimi de çok sevdiği için acı çektiğini söyler. Kalp enerji bölgesi, Timus endokrin bezinin alanı, bu bölgenin enerjisini desteklemek için kullanabileceğimiz yağ ne olabilir? -Kalp ve kalp bölgesi için Gül çok önemlidir. Çünkü dünyadaki en yüksek frekansa sahip tek bitkidir. Ruhen bedenen ve zihnen şifalandırıcı özelliğe sahiptir. Benzersiz aşk ve iyilik duygularını ortaya çıkarır ve bunu yaymanızı sağlar.1 litre su içine 2 damla saf gül yağı ekleyip, 21 gün boyunca bu suyu gün içerisinde tüketirseniz, beden kokunuz gül gibi kokmaya başlar. Frekansınızı yükseltir ve kalp çakrası problemlerinde şifalandırıcı etki gösterir. Dahili olarak da alıç bitkisi, preparatları yada alıç sirkesi tüketmek kalp ve damar sisteminizi güçlendirir. 9-Bitkisel yağları ne şekilde kullanırız? Bu yağlar etki ettiği bölge içinde mi kullanılır, ya da bedenin herhangi bir bölgesine, örneğin bileğe sürülebilir mi? -Eterik yağların harici olarak kullanımları genellikle 21 günlük kür şeklinde uygulanır. El bilekleri, kulak arkaları, burun ucu ve şah damarları üzerine sürerek uygulanır. Yine altını çizmek istiyorum ki her saf yağın etki etme süresi, kişisel uyumluluğu ve etki alanı kişiye göre değişir. Bu nedenle aromaterapiyi gerçekten iyi bilen kişiler tarafından, aromaterapik terapi almak isteyen kişi incelenir ve ona göre bir çalışma uygulanırsa doğru bir şekilde mutlu edici sonuçlar almak mümkündür. 10-En güvenli bir şekilde bu yağları nasıl temin ederiz, alırken ne gibi şeylere dikkat etmemiz gerekir? -Maalesef neredeyse her yerde sahte yağlar mevcut ve doğal olanına ulaşmak çok zor. Bitkinin özü olmadıkları gibi, yapay esanslarla elde ediliyorlar. Örneğin; Yaklaşık 75 kg lavantadan 1 Lt saf yağ elde edebilirsiniz. Bu şekilde baktığımızda maliyetleri de düşünürsek, piyasada çok komik fiyatlara ulaşabildiğimiz yağlar gerçek veya saf değildirler. Saf yağlar; -Uçucudur. Kapağını ve tıpasını açıp 2 gün oda sıcaklığında bırakırsanız, elinizde yalnızca boş şişe kalır. -Kokuları oldukça yoğundur ve kendi tatları vardır. -Genelde şeffaf ve renksizdirler. -Suda çözünmezler. -Büyük çoğunluğu yağlı değildir ve yağlı iz bırakmaz. En kolay yöntemle, bir saf yağı, birde piyasadaki herhangi bir yağı, beyaz bir kağıt üzerine 1-2 damla damlatıp bekleyin. Yaklaşık bir yarım saat içerisinde saf olan yağ tamamen kağıttan silinip gider ve sadece kokusu kalır. Yapay olarak elde edilen yağ ise kağıtta döktüğünüz gibi kalır, fakat kokusu çok azalır. 11-Siz terapi için kullandığınız bitkisel yağları nasıl temin ediyorsunuz? -Ben yağların bir kısmını kendim üretiyor ya da seyreltiyorum. Fakat çoğunlukla güvendiğim birkaç firmadan temin ediyorum. Saf yağ üretmek oldukça zahmetli, pahalı ve büyük makinelerle çalışma isteyen bir iş. Her bitkinin toplanma süreci, zamanı ve elde ediliş yöntemi birbirinden farklı. Elixan Aromatica Gmbh dünyada ki en iyi saf yağ üreticisidir. Türkiyede Vivasan bu firmanın yağlarını temin etmektedir. Fransız bir marka olan Melvita firmasi da iyi yağlar üretmektedir fakat aranılan her yağı maalesef bulamıyoruz. 12-Kısaca 7 endokrin beze iyi gelen bitkisel yağlar nelerdir ve bunları nasıl uygularız? -Endokrin sistemi ve buna bağlı oluşan rahatsızlıklar için öncelikli önerim her zaman için beslenme düzeninin değişmesidir. Beslenme düzenini değiştirmediğinizde yapılan her terapi yöntemi belli bir süre sonuç verecektir. Karatay diyeti, Gaps diyeti, gluten ve şekeri hayatınızdan çıkararak mükemmel sonuçlar alabilirsiniz. Bu duruma destek olarak; Misketli Adaçayı yağı, Çay Ağacı Yağı, Yeşil çay, Hindistan cevizi yağı, lifli gıdalar, omega 3 ve 6 yağları ve avokado, bu konuda çok etkili bitkiler ve yağlardandır. 13-Tansiyon yüksekliği çeken kişiler için hangi çaylar veya yağlar uygundur? -Yüksek tansiyon problemleri için dahili olarak alıç, ökseotu, sarımsak öneriyorum. Preparat veya ekstrakt olarak tüketmek daha hızlı sonuçlar veriyor. Bunun dışında yanınızda acil durun olarak; ardıç yağı veya kremi, kekik yağı veya kremi, birde messin limonu yağı bulundurmalıyız. Ardıç, tansiyon yükselmesinde, kekik ise düşmesi durumunda kullanılır. Limon yağı ise dengeleyicidir bu sebeple ani düşüş veya çıkışta dil altına bir damla damlatılabilir. Ardıçı el bilekleri, diz arkaları, ayak bilekleri ve enseye sürmek hızlı bir şekilde tansiyonu düşürecek ve olası başka durumlarda önlem mahiyetinde olacaktır. Aynı uygulama düşük tansiyonda kekik ile uygulanmalıdır. 14-Tirod problemi olanlar için önerileriniz neler olabilir? -Tiroid problemi çok yaygın ve kadınlar kadar, erkekleri de etkilemeye başlayan rahatsızlıklar arasındadır. Bu durumda yine ilk önerim, beslenme düzenini değiştirmek olacak. Rafine gıdalardan, katkı maddeli içeceklerden ve beyaz undan mümkün olduğunca uzak durmak ve hatta hayatımızdan çıkarmamız gerekir. Destekleyici olarak da: Misketli Adaçayı Yağı, Çay ağacı yağı ve yasemin yağı, hem dengeleyici, hem de iyileştirici etki gösterirler. Tiroid bezi tamamen alınmış hastalar için ise; Kekik kremi ve lavanta yağını karıştırıp, tiroid üzerine sürmek, Tiroid bezinin işlevini devam ettirebiliyor. Nodüller için ise; kekik kremi veya yağı, çay ağacı yağı ile karıştırılıp, günde 2 kez sürülürse, doku yenileme özelliklerinden dolayı nodüllerin büyümesine engel oluyor. Kişinin metabolizma hızına bağlı olarak da tamamen şifalanma da söz konusu olabilir. 15-Bu soruyu genelde konuk ettiğim her terapiste soruyorum, kadın veya erkek, herkesin kendi cinsiyetiyle barışık bir yaşam sürmesi için neler söylersiniz? -Cinsiyetle barışık hayat sürmek bence kendini sevmekle başlıyor. Kendinizi sevdiğinizde hayatla, kendinizle, dünyayla ve bunların getirisi olan dil din ırk cinsiyetle barışık bir hale geliyorsunuz. Şu an yaşadığımız toplumda frekansımızı aşağı çekebilecek, kendimize sevgimizi, dolayısıyla da saygımızı azaltacak o kadar çok şey yaşanıyor ki, bu durumla başa çıkmak hayli zor bir hal alıyor. Kendini sevme yolculuğu, yine altını çizeceğim en başta doğru beslenmek ve doğal hayata geri dönüş ile başlıyor. Doğanın bir parçası olduğunu kabul etme ile başlayan bu yolculukta, doğadan size önereceğim en öncelikli yağlar ise; Portakal kabuğu yağıdır. Portakal endorfin ve serotonin hormonlarını aktive ettiği için, kişiyi mutlu ve pozitif yapar. Kişinin kendine olan çekiciliğini arttırır. Her iki cins içinde rahatlıkla kullanılabilir. Yasemin yağı ise tam bir kadın aromasıdır. Kadınlığınıza olan çekiciliğiniz artar, kendinizi, bedeninizi olduğunuz gibi kabul etmeyi ve onu sevmeyi sağlar. Bir güzellik abidesi olan Afrodit’le ilgili tüm bilgilerde ve kaynaklarda yasemin yağının onun için ne denli önemli olduğunu okuyabilirsiniz. Tabi ki en önemlisi ‘Gül’ dür. Gül benzersiz bir aşk ve sevgi enerjisi yaymanızı sağlar. Bu aşk ve sevgi enerjisini her şeye karşı hissetmeye başlarsınız. Gülün her daim aşk ile, kalp ile ilişkilendirilme nedeni budur. Frekansınızı yükseltir. Kendinize olduğu kadar, hayattaki her şeye de aynı oranda sevgiyle, merhametle, kalbinizle bakmayı sağlar. 16-Yakın zamanda Aromaterapi eğitim veya workshopunuz var mı? -Yakın zamanda, 4 Haziranda Ankara Mandala Yaşam’da, 26 Haziranda ise, Taksim Bilgi Paylaşım Merkezinde ‘Kokularla şifalanma ve Yağların Ruhsal enerjileri’ seminerlerim olacak. Detaylı bilgi için, UBUNTU ŞİFA OLSUN facebook sayfamızı takip edebilirsiniz. 17-‘UBUNTU ŞİFA OLSUN’ Safranbolu’da diye biliyorum. Başka şehirlerde şube açma durumu var mı? Bir de kişisel olarak ismini çok ilginç buluyorum, bu ismin anlamı nedir? -Evet, Ubuntu şimdilik Safranbolu’da. Ankara’da Haziran ayı içinde Mandala Yaşam atölyesinde, ürünlerimin sergilenmesi ve satışına başlayacağım. 18-UBUNTU ismi nereden aklınıza geldi, ne anlama geliyor? -UBUNTU, yaptığım işin bütüne hizmet etmesini isterken karşıma çıkan bir isim oldu. Anlamını, hikayesini çok seviyorum. Hikayesi şu; “Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir, ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü o meyveleri yemek olacaktır. Onlara, “Haydi, şimdi başlayın, ödülü birinci olan alacak” der. O an bütün çocuklar elele tutuşur, koşarlar ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar. Antropolog neden böyle yaptıklarını sorduğunda şu cevabı verirler; “Biz “ubuntu” yaptık: Yarışsa idik, yarışı kazanan bir kişi olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir? Oysa biz ubuntu yaparak hepimiz yedik.” Ubuntu’nun anlamını açıklarlar onların dilinde: UBUNTU: “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM” Ben: Evet, çok güzel bir hikaye gerçekten. 18-Son olarak sizin ilave etmek istediğiniz şeyler var mı? -Röportaj için çok teşekkür ediyorum ve tüm insanlığa, ülkeme, okuyuculara ve bu konuda emeği geçen herkese Ubuntu felsefesi diliyorum. Herkese keyifli okumalar, sevgiler.. Ben: Elif hanım bende Beyazyol okuyucuları adına ve kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Çok yararlı ve özel bilgiler paylaştınız. Kendi adıma bilgilerinizden çok yararlandım. Mutlaka değerlendirmeyi düşünüyorum. Bu arada 22 Mayıs Pazar günü Ankara’da Mandala Yaşam atölyesinde saat 16’da ‘Kokularla Şifalanma’ çalışmanız var. Bu çalışmaya kısmetse katılmayı düşünüyorum. (İlgilenenler 0530 2893588 nolu telefondan katılım için rezervasyon yaptırabilir. Bu seferlik katılım ücreti herkesin katılımını sağlamak için 25 Tl olarak belirlenmiş. İlgilenenler değerlendirsin lütfen.) Hazırlayan: Aydek Sultan Özdemir Not: Bu sitede olan her bilgiyi isim ve kaynak kullanarak paylaşabilirsiniz. İsimsiz kaynaksız kullanılan her yazı için yasal işleme başvurulacaktır. Bilginize.
UĞURLU GEYİK PARASI
UĞURLU GEYİK PARASI
UĞURLU GEYİK PARASI
UĞURLU GEYİK PARASI
Başlık burası
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Sed neque lorem, gravida egestas pulvinar ultricies, vehicula a risus. Integer eleifend suscipit vestibulum. In massa lorem, scelerisque lobortis ex id, pretium mollis velit. Nam tristique laoreet lorem non rhoncus. Donec vel sagittis elit, non eleifend augue. Integer sollicitudin nibh quis risus vehicula pulvinar. Quisque nulla nisi, faucibus id mollis sit amet, laoreet sit amet nunc. Praesent faucibus ornare est quis luctus. Integer tempor sollicitudin mauris et aliquam. Ut aliquam tempus urna ut semper. Etiam accumsan nisl pretium luctus elementum. Duis interdum id augue sit amet gravida. Etiam aliquam fermentum eros, a fringilla tortor porttitor nec. Sed interdum, velit et congue rhoncus, odio arcu maximus eros, eu tincidunt sem quam sed lacus. Phasellus finibus augue sed dolor feugiat pulvinar. Fusce volutpat accumsan ex a dictum.
http://www.google.com
Başlık burası
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Sed neque lorem, gravida egestas pulvinar ultricies, vehicula a risus. Integer eleifend suscipit vestibulum. In massa lorem, scelerisque lobortis ex id, pretium mollis velit. Nam tristique laoreet lorem non rhoncus. Donec vel sagittis elit, non eleifend augue. Integer sollicitudin nibh quis risus vehicula pulvinar. Quisque nulla nisi, faucibus id mollis sit amet, laoreet sit amet nunc. Praesent faucibus ornare est quis luctus. Integer tempor sollicitudin mauris et aliquam. Ut aliquam tempus urna ut semper. Etiam accumsan nisl pretium luctus elementum. Duis interdum id augue sit amet gravida. Etiam aliquam fermentum eros, a fringilla tortor porttitor nec. Sed interdum, velit et congue rhoncus, odio arcu maximus eros, eu tincidunt sem quam sed lacus. Phasellus finibus augue sed dolor feugiat pulvinar. Fusce volutpat accumsan ex a dictum.
http://www.google.com
Başlık burası
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Sed neque lorem, gravida egestas pulvinar ultricies, vehicula a risus. Integer eleifend suscipit vestibulum. In massa lorem, scelerisque lobortis ex id, pretium mollis velit. Nam tristique laoreet lorem non rhoncus. Donec vel sagittis elit, non eleifend augue. Integer sollicitudin nibh quis risus vehicula pulvinar. Quisque nulla nisi, faucibus id mollis sit amet, laoreet sit amet nunc. Praesent faucibus ornare est quis luctus. Integer tempor sollicitudin mauris et aliquam. Ut aliquam tempus urna ut semper. Etiam accumsan nisl pretium luctus elementum. Duis interdum id augue sit amet gravida. Etiam aliquam fermentum eros, a fringilla tortor porttitor nec. Sed interdum, velit et congue rhoncus, odio arcu maximus eros, eu tincidunt sem quam sed lacus. Phasellus finibus augue sed dolor feugiat pulvinar. Fusce volutpat accumsan ex a dictum.
http://www.google.com
Başlık burası
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Sed neque lorem, gravida egestas pulvinar ultricies, vehicula a risus. Integer eleifend suscipit vestibulum. In massa lorem, scelerisque lobortis ex id, pretium mollis velit. Nam tristique laoreet lorem non rhoncus. Donec vel sagittis elit, non eleifend augue. Integer sollicitudin nibh quis risus vehicula pulvinar. Quisque nulla nisi, faucibus id mollis sit amet, laoreet sit amet nunc. Praesent faucibus ornare est quis luctus. Integer tempor sollicitudin mauris et aliquam. Ut aliquam tempus urna ut semper. Etiam accumsan nisl pretium luctus elementum. Duis interdum id augue sit amet gravida. Etiam aliquam fermentum eros, a fringilla tortor porttitor nec. Sed interdum, velit et congue rhoncus, odio arcu maximus eros, eu tincidunt sem quam sed lacus. Phasellus finibus augue sed dolor feugiat pulvinar. Fusce volutpat accumsan ex a dictum.
http://www.google.com
Lorem ipsum dolor sit amet!
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Sed neque lorem, gravida egestas pulvinar ultricies, vehicula a risus. Integer eleifend suscipit vestibulum. In massa lorem, scelerisque lobortis ex id, pretium mollis velit. Nam tristique laoreet lorem non rhoncus. Donec vel sagittis elit, non eleifend augue. Integer sollicitudin nibh quis risus vehicula pulvinar. Quisque nulla nisi, faucibus id mollis sit amet, laoreet sit amet nunc. Praesent faucibus ornare est quis luctus. Integer tempor sollicitudin mauris et aliquam. Ut aliquam tempus urna ut semper. Etiam accumsan nisl pretium luctus elementum. Duis interdum id augue sit amet gravida. Etiam aliquam fermentum eros, a fringilla tortor porttitor nec. Sed interdum, velit et congue rhoncus, odio arcu maximus eros, eu tincidunt sem quam sed lacus. Phasellus finibus augue sed dolor feugiat pulvinar. Fusce volutpat accumsan ex a dictum.
http://www.google.com
Necib Mahfuz Midak Sokağı
Necib Mahfuz'un eserinde Midak Sokağı sakinlerinin iyi ve kötü arasında süregelen hayatları anlatılmıştır. Midak Sokağı'ında hayat çevresindeki faaliyetlerden neredeyse yalıtılmış bir şekilde sürer. Midak Sokağı; bir berber, fırıncı, tatlıcı, kahveci ve iş yerinden oluşur. Dükkânlar kapanınca Kahveci Kirşa da otururlar. Şeyh Derviş önceden İngilizce öğretmenliği yapmış, kelimelerle arası iyidir. Hüseyni bey ise tüm çocuklarını kaybettikten sonra karamsarlaşmamış aksine iç huzuru bulmuş sakin biridir. Sokak sakinlerinden bir diğeri Saniye Afife'dir. O ise yalnızlığından ve para işlerinden bıkmış evlenmek için kiracısı altmış yaşlarında üvey kızı ile yaşayan birçok kişiyi evlendiren Ümmü Hamide'den yardım ister. Ümmü Hamide yaşadığı sürece kira almaması karşılığında otuzlu yaşlarda birini bulacağını söyler. Ümmü Hamide'nin üvey kızı Hamide annesini bebekken kaybetmiş bunun üzerine Ümmü Hamide evlatlık alıp; Kirşa'nın karısına emzirmesi için vermiştir. Böylelikle en uygun aday olan Ordu da çalışıp iyi para kazanan Hüseyin Kirşa onun süt kardeşi olmuştur. Hamide sokakta onu iki kişinin daha onu süzdüğünü bilir. Salim elvan evli ve çocukları olmasa iyi bir adaydır. Berber Abbas'a ise Hamide ne hissettiğini bilemese de o burada onunla yaşamak istememektedir. Midak Sokağı'nda hayat her zaman ki gibi ilerlemektedir. İzinli olan Hüseyin berbere gider. Orada Abbas'ın gözünü açar. Hamide için orduya girmesini Hamide'nin hırslı bir kız olduğunu ve onun için para kazanmasını söyler. Onu dinleyen Abbas akşam gezmesine çıkan Hamide ile konuşmak ister ama Hamide buna müsaade etmez. Her akşam Hamide'nin yanına giden Abbas ona onu sevdiğini, onun için orduya katılacağını söyler. Bunun üzerine Hamide kapılarını ona açar. Abbas Kamil Amcayı alarak Ümmü Hamide'ye gider ve Hamide'nin gönlü olmasıyla nişanları gerçekleşir. Abbas berber dükkanını kapatarak orduya gider. Bu sıra da Kahveci Kirşa'nın kötü zaafı vardır. Akşam bir dükkana giden Kirşa çorap satın almak ister. Genç bir oğlan ona yardım eder. Aslında Kirşa bu oğlan için üçüncü kez gelmiştir. Yanından ayrılırken onu kahveye davet eder. Camdan kahvede genç oğlana ilgisini gören Kirşa'nın karısı önce uyarır. Sonra Hüseyni beyden yardım alır. Dinlemediğini görünce bir gün kahveye gelen oğlanı döver. Kirşa yine de anlamaz yaptığında bir şey olmadığını söyler. Bir gün Salim Elvan Hamide'yi akşam gezmesinde görmesiyle kafasına koyar. Ümmü Hamide'ye isteğini açar. Ümmü Hamide şaşkın olsa da onun Abbas ile nişanlı olduğunu söyler. Salim Elvan yine de istemektedir. Hamide ise Abbas'ı çoktan unutmuştur. Hamide'nin mutluluğu; ertesi gün Salim Elvan'ın kalp krizi geçirmesine kadar sürer. Ancak Hamide'nin güzelliği herkesin dikkati çekiyordur. Seçim için panayır da dansözü dikkatle izleyen Hamide'yi İbrahim Faraj fark eder. Hamide meydan okuyarak gülümseyen adamı görünce sinirlenip evine gider. Başına geleceklerden habersiz... Bir süre adam kahveye gelip gider. Hamide'nin bunu gördükçe gururu okşanır. Bir akşam gezmesinde karşısına çıkan adama karşı gittikçe büyük ilgi duyar. Ibrahim Faraj'ın büyüsüne kapılmıştır. Günler geçtikçe Hamide'ye Midak Sokağı'na ait olmadığını, onun elmaslara, güzel elbiselere layık olduğunu söyler. Hamide onu anladığı için mutluluk duyar. Bir gün İbrahim Faraj onu evine götürür. Hamide onu kötü yola sürüklediğini anlayıp evine dönse de ikisi de bilmektedir sonucu. Hamide ertesi gün Midak Sokağı'na dönmemek üzere gider. Bir gün sonra İbrahim Faraj asıl kimliğini anlatır. Hamide pişman olsa da yeni hayatını kabullenir. O artık Hamide değil Titi'dir. Abbas izne gelince duyduklarından sonra yıkılır. Arkadaşı Hüseyin ordudan atılmış, evlenmiştir. Karısı ve kardeşini alıp bana evine gelmiştir. Babası başta karşı çıksa da erkek kardeşten ötürü sessiz kalmıştır. Saniye Afife otuzlu yaşlarda bir adamla evlenmiştir. İşe yaramayan insanları sakatlayarak ya da dilenci sanatını öğreterek dilenci yapan Zaita ve Dr. Buşi mezarlıktan diş çalarken yakalanmış ve hapse atılmışlardır. En çokta Hamide'nin kaçtığına yıkılmıştır. O orduya onun için gitmişti yoksa sokağında çok mutluydu. Hüseyin ile içip dertleştikten sonra evlerine dönerken faytonun üstünde değişen Hamide'yi görür. Peşinden gider. Hamide İbrahim Faraj'dan intikam almak için Abbas'ın duygularını kullanır. Abbas'a o kötü yola düşürmeseydi evleneceklerini söyler. Abbas artık olmayacağını düşünse de intikam almak ister ve Hamide ile olan yaparlar. Hüseyin'e durumu anlatıp Hamide'nin olduğu yere giden Abbas gördükleri ile şaşkına döner. O meyhane Abbas'ın mezarı olur. Ertesi gün tüm mahalle Abbas'a üzülür. Ama herkes hayatına iyi kötü devam eder. Şeyh Derviş'e göre sonun İngilizcesi "end"dir. Şöyle yazılır: e-n-d. Bu eserde iyi ve kötü arasında ki çizgiyi Midak Sokağı ile birlikte yaşadım. Abbas'a üzüldüm. Hamide'ye kızdım. Herkesin hayatında sorunlar olduğunu gözler önüne seren bir kitap. Bu ödüllü kitabın okunmasını tavsiye ediyorum. Sevmediğim yönü yazarken de zorlandığım kişiden kişiye atlamasıdır.
http://www.google.com
Başlık burası
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Sed neque lorem, gravida egestas pulvinar ultricies, vehicula a risus. Integer eleifend suscipit vestibulum. In massa lorem, scelerisque lobortis ex id, pretium mollis velit. Nam tristique laoreet lorem non rhoncus. Donec vel sagittis elit, non eleifend augue. Integer sollicitudin nibh quis risus vehicula pulvinar. Quisque nulla nisi, faucibus id mollis sit amet, laoreet sit amet nunc. Praesent faucibus ornare est quis luctus. Integer tempor sollicitudin mauris et aliquam. Ut aliquam tempus urna ut semper. Etiam accumsan nisl pretium luctus elementum. Duis interdum id augue sit amet gravida. Etiam aliquam fermentum eros, a fringilla tortor porttitor nec. Sed interdum, velit et congue rhoncus, odio arcu maximus eros, eu tincidunt sem quam sed lacus. Phasellus finibus augue sed dolor feugiat pulvinar. Fusce volutpat accumsan ex a dictum.
http://www.google.com
Lorem ipsum dolor sit amet!
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Sed neque lorem, gravida egestas pulvinar ultricies, vehicula a risus. Integer eleifend suscipit vestibulum. In massa lorem, scelerisque lobortis ex id, pretium mollis velit. Nam tristique laoreet lorem non rhoncus. Donec vel sagittis elit, non eleifend augue. Integer sollicitudin nibh quis risus vehicula pulvinar. Quisque nulla nisi, faucibus id mollis sit amet, laoreet sit amet nunc. Praesent faucibus ornare est quis luctus. Integer tempor sollicitudin mauris et aliquam. Ut aliquam tempus urna ut semper. Etiam accumsan nisl pretium luctus elementum. Duis interdum id augue sit amet gravida. Etiam aliquam fermentum eros, a fringilla tortor porttitor nec. Sed interdum, velit et congue rhoncus, odio arcu maximus eros, eu tincidunt sem quam sed lacus. Phasellus finibus augue sed dolor feugiat pulvinar. Fusce volutpat accumsan ex a dictum.
http://www.google.com
Geyikli Para
Geyikli uğur parasi – bolluk-bereket – şİfa - şans İçİn şaman huichol kabi̇lesi̇ bölgeleri̇nde şaman üstatlari olarak bi̇li̇ni̇rler ve geyi̇ğİn dansi İsi̇mli̇ özel bi̇r törenle ruhlarin dünyasina gi̇rerler. Geyi̇jkli̇ (dans eden geyi̇k) uğur parasi; onu keseleri̇nde, cüzdanlarinda, çantalarinda, üzerleri̇nde taşiyanlar İçİn adeta bi̇r çeşİt ruhsal bi̇r koruma sağlar. Bölge İnsanlari bu uğurun bolluk-bereket geti̇rdi̇ğİne, kötülüklerden, kötü tali̇hten ve kötü İnsan ve olaylardan koruduğuna İnanir. Şans, nasi̇p ve bolluk bereketi̇n yanisira İnsani hastaliklardan, kazalardan belallardan koruduğuna da İnanilir.
http://www.geyiklipara.com
Ozan Yıldız
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Etiam venenatis lacus nulla, et venenatis odio ultricies et. Aliquam erat volutpat. Sed maximus tortor tellus, vel fringilla nunc rutrum nec. Proin sollicitudin ex id sodales ultrices. Quisque eu urna nunc. Mauris ullamcorper scelerisque lectus, et egestas purus molestie ac. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus. Sed sagittis mattis neque. Nullam at sagittis elit. Pellentesque euismod eget nisi ut egestas. Praesent mollis nisi vitae tellus accumsan dignissim. Nunc eu rhoncus massa, sed feugiat sem. Sed gravida urna congue maximus egestas. Morbi eget blandit nisi, a lacinia ante.
http://www.yildizozan.com/